Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Altın mı elma mı?

BİR yandan “en az üç çocuk” diyeceksiniz, öte yandan o çocukların elmalarını, tüysüz şeftalilerini, zeytinlerini, havalarını ve sularını, bir avuç altın uğruna ellerinden alacaksınız.

Bu ne yaman çelişkidir, ne yaman düşüncesizlik!
Kazdağları’nda 34 altın arama ve çıkartma izni verildi. Hem de Homeros’un binlerce yıl öncesinden, “sıcak ve soğuk iki kaynak yan yana topağın yüzüne çıkar” tarifine tıpa tıp uyduğuna yıllar önce tanıklık ettiğim Ayazma yakınlarına bile.
Bilinçsiz bir dinamitleme sonucu sıcak su kaynağını kesilmişti ama alabalıklar hep oradaydı. Tarihin ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer Ayazma’nın soğuk sularında
Truva Kralı’nın oğlu Paris’in elindeki elmayı, üç tanrı arasından aşk tanrısı Afrodit’e vermesiyle başlar “Batı”nın “Doğu” ile savaşı mitolojide.
İşte o bölge ve Paris’in elindeki o elma tehdit altında.
“Bayramiç yılda 120-150 bin ton elma üretiyor. Türkiye üretiminin yüzde 5’i bizden gidiyor” diyor Bayramiç Ziraat Odası Başkanı İsmail Pehlivan.
O kadar değil. Dünyada sadece Bayramiç’te yetişen tüysüz beyaz şeftali de tehdit altında.
Kiraz da. Bayramiç kirazı Avrupa pazarında, elması İran’da makbul.
Sadece elma, kiraz şeftali mi? Ya zeytinler? Dünyanın en kaliteli zeytinini yetiştiren Kuzey Ege toprakları zehirlenirse, iddialı biçimde dünya pazarlarını zorlayan bir sektör de darbe yiyecek.
* * *
ŞİMDİ ne olacak?
“Bu izinlerin çıkması bile bizim markamıza gölge düşürüyor” İsmail Pehlivan soruyor, “Siz siyanürle altın çıkartılacağını duyduğunuz toprakların ne kadar uzağında olursa olsun o bölgenin ürününe itibar eder misiniz” diyor.
Sadece Bayramiç yakınlarında altı şantiye işe başlamış bile.
Çanakkale’de ziraat odaları gibi çevre örgütleri de bu izinlere karşı çıkıyorlar.
Ne yazık ki, geçen yıllarda bazıları bu konuyu siyasi amaçlarına alet etmeye kalkıştılar. Hükümete karşı içi boş muhalefet için kullandılar. Halkın sağlığıyla, çevrenin geleceğiyle ilgili hassas konuların siyasete alet edilmesi, şirketlerin eline fırsat verdi. Siyasetle karışan kafalar daha rahat karıştırılabildi.
Her türlü siyasi kimliği bir kenara bırakarak Kazdağları’na sahip çıkılmalı. Bunu ben söylemiyorum, bölge insanları söylüyor.
* * *      
BU konuda daha önce de yazdım ve okuyucularımdan çok mesaj aldım. Büyük bir duyarlıkla karşılaştım. 77 yaşında olduğunu söyleyen bir tıp doktoru okuyucum, Balıkesir Balya Karaydın Madenleri’nin hikayesini anlatmış. Cenevizlilerin ardından Fransızların 1940’a kadar işlettiği maden şimdi terk edilmiş vaziyette. “Ben o yörenin şanssız çocuğuyum” diyen okuyucum, altmış yıl önceden kalan maden atıklarının hâlâ derelere ulaştığını, yağmurlardan sonra balık tutmanın yasaklandığını anlatıyor ve “Küçücük bir ilçede, neden kullanılıp kapatılmış beş adet mezarlık olduğunu doktor olduktan sonra anlayabildim” diyor.
Bugünlerde bazı yetkililerin Çanakkale’ye giderek halka, “altın arıtmada kullanılacak siyanür o kadar az ki, zararı bir sigara kadar” dediklerini duyuyorum.
Sıradan bir kaynağa, Wikipedia’ya baktım, “Altın arıtmada kullanılan en küçük miktardaki siyanür bile, insan ve çevre sağlığı için çok zararlıdır” diyor.
Bu arada, bazı okuyucularım, hem altına karşı yazdığımı hem de altın kolyeli resmimi sayfaya koyduğumu söyleyerek eleştirdiler. Katılıyorum insan düşündüğü gibi yaşamalı! Tutarlılık ısrarınızı saygı ve sevinçle karşılıyorum sevgili okuyucularım. İçiniz rahat etsin o kolye altın değil. 
Haklısınız, doğduğumuz toprakların bize sunduğu mücevherler, bir elma, bir şeftali, temiz bir bardak su bizim en değerli hazinelerimiz. O yüzden ben de Kazdağları’nın altınını değil elmasını paha biçilmez buluyorum. 
X