"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Altın madalyalar yağıyor

Böyle bir cumartesi gecesi olmadı!

Helsinki’de yapılan Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda üç altın madalya birden aldık aynı gece. İlk başta izleyemedim. Sürekli dudaklarımı yedim. Twitter’dan gelen mesajlara yan gözle baktım. Hem içim gidiyor, hem dayanamıyorum.

Hani bazı futbol delileri izleyemez ya penaltıları, içeri kaçar, halim o hâl. Ama dostlar sağ olsun telefonuma SMS’ler yağmaya başladı. “Yonca kızım kaçma, deli misin ayol, otur ekran karşısına!” dedim, oturdum. İlk olarak 3 bin metre engelli finalinde Gülcan Mıngır, ardından 10 bin metrede Polat Kemboi Arıkan ve en sonunda da Nevin Yanıt 100 metre engellide altın madalya alınca koyverdim gözyaşlarımı.

Hele de geçtiğimiz pazar günü Nike’ın sponsorluğunda Nevin Yanıt’ı Helsinki ve Londra öncesi Caddebostan’dan uğurlamak için yanındaydım ya ve Nevin ayakkabılarıma “Koş Yonca Koş!” imzası atıp öyle gitti ya, size anlatamam ne acayip duygularla izledim o 100 metreyi! Hani sanki Nevin atlamıyor, ben arkasından ittiriyorum. 100 metre bittiğinde kan ter ve gözyaşı içindeydim!

Nevin, Gülcan, Polat ve o elleri öpülesi antrenörleri! Size ne desek az az az. Olağanüstü bir çalışmanın meyvelerini topluyorlar çünkü. Çünkü ucundan acık olsa bile, o yola çıkan bilir ne acayip bir kişisel disiplin, sürekli ama sürekli çalışma ve azim işidir bu atletizm. Hani sadece koşmuyorlar, halterden tutun yüzmeye, bisikletten ağırlığa kadar her türlü çalışmayı deliler gibi yapıyorlar yılmadan.

Çok çok uzun yılların emekleri bunlar.

Her spor zor.

Her spor çok uzun süreli azim, disiplin gerektiriyor. Ama atletizm, Türkiye’de çok yalnız, yapayalnız bir şekilde kendi kendini büyütüyor. Bana da en çok işte bu başarı alkışlanası geliyor. Madalya gelene kadar yalnızlar çünkü...

Ve şu madalyaları kucaklayan atletlerimiz ve antrenörleri ve sponsorları sağ olsun, ümidim odur ki, Türkiye onlar sayesinde atletizmle tanışacak, çok da iyi anlaşacak.

Atletizm yalnızlıktan kurtulacak. Atletizm mis gibi bir spor. Misler gibi. Gülen yüzlerin sporu. Yola çıkmanın, finişi görmenin, ipi göğüsleyebilmenin başarı olduğu bir spor. Kaybetmek yok atletizmde. O yolda çok şey kazanıyor insan.

Atletlerimiz ve antrenörlerine, hepsine avuçlar patlayana kadar alkış lütfen!

Koş Türkiye Koş!

Yonca
“koşma hastası”

Nilüfer

Yıllar yıllar önce bir arkadaşım meme kanseri olduğunda kocası onunla beraber saçlarını kazımıştı kemoterapi yolunda. Pemra Yüce olağanüstü fotoğraflarını çekmişti ikisinin.

O zamanlar Nilüfer, Vahide Gördüm gibi örnekler de yoktu sağımızda solumuzda.

Arkadaşım Özlem Aysoy, olağanüstü bir kadındır.

Ben onunla öğrendim meme kanserini. Erken teşhisin nasıl hayat kurtardığını öğrendim.

Bir kadının memelerini nasıl kontrol etmesi gerektiğini, nasıl hayata tutunulduğunu, nasıl her şeyden önce kendinle yüzleşmen gerektiğini ve bunların nasıl da zor olduğunu öğrendim.

Her şey lafta kolay.

“Neden ben?” diye bir kitap yazmıştı Özlem. Bir sürü ulaşılması zor kadın için farkındalık uğraşı verdi usanmadan.

Hâlâ da elinden geleni ardına koymaz.

Nilüfer’in tedavisi sonrası çekilen olağanüstü fotoğraflarını görünce Özlem’in o yıllar önce karı koca çekilmiş saçları kazınık fotoğraflarını düşündüm durdum.

Gözlerim doldu.

Nasıl bir duruştu onlarınki ta o zaman dedim...

O zamandan bugüne ne çok kadın bu konuda bir sürü başka kadına destek oldu duruşuyla.

Artık kadınlar bu konuda hiç ezik değiller. Benim ilk bildiğim arkadaşım Özlem, ardından Vahide Gördüm, Nilüfer, Deniz Uğur... Meme kanseri adına çok
büyük ve gerçek farkındalık yarattılar ve bir öcüyü gözümüzün önünde dokunulabilir ve baş edilebilir kıldılar.

Hayranlığım, saygım, sevgim... Çok başka.

Geçmiş gitmiş bitmiş olsun.

Yonca
“önce sevgi sağlık”

Obeziteyle savaş

Slogan “Az yiyin”den önce “Harekete geçin!” olmalı. İnsan az yiyerek başlamıyor sağlığına kavuşmaya. Ne diyetler yapılırsa yapılsın, hareketsizlikle kilo vermek diye bir şey yok. Gelir geçer şeyler onlar. Hareket etmek kalıcı sağlık demek.

En önce harekete geçerse insan, zaten yediği içtiği de disipline giriyor. Yani önce diyet değil, hareket her şeyden önce geliyor.

Arabayı azıcık uzağa park edip eve/işe yürümek, merdiven çıkmak, yürüyerek sağa sola gitmek ve hava koşulu ne olursa olsun bunu yapmak iyi bir şey. Bu yağmur bir bizde yağmıyor ama nedense bir bizde yağan yağmuru gören ıslanmaktan kaçıyor. Millet ben size diyeyim, +55, -35, yağmur, çamur, dağ, bayır, çöl, kar diye bahane bulmuyor, ha babam hareket etmeye devam ediyor.

Yanlış hava koşulu yoktur, yanlış giyim ve tembel ruhun bahane uydurma yetisi diye kendini kandırma vardır.

Evet kılım. Allah kimseyi durmak zorunda bırakmasın.

Tembelliğin sonu hem duygusal hem fiziksel hem psikolojik obezliktir.

Üşenmeyin, bahane üretmeyin, hareket edin lütfen.

Yonca
pili ve dilindeki tüyü bitmez”

X