Altın daha ne kadar yükselecek?

Türkiye’de klasik bir yatırımcı davranışı vardır. Hisse, döviz, tahvil ya da altın…

Haberin Devamı

Yatırım enstrümanındaki yükselişi izler, satın almaya eli varmaz… O almaz ama yükseliş devam eder, tahminlerin de ötesinde rakamlara gider. İşte artık en tepelere ulaştığında, ‘Treni kaçırmayayım’ diye, ‘En arkadaki vagona’ atlamaya çalışır.

Bu gibi durumlarda bazen kazanan olur. Çünkü, trene başka vagonlar da eklenir, katar bir süre daha gider. Ancak, 2000’lerdeki borsa çöküşünde olduğu gibi, sonra öyle düşüşler olur ki, 5 yılda kayıplar yerine konulamaz.

Bunları neden yazıyorum? Son günlerde hayatında hiç altın almayanlardan bile sorular geliyor. Bazen okuyucu bazen eş dost… Bir bölümü çeyrek, yarım gibi klasikleri, bir bölümü de bankaların yeni ürünlerini almayı düşündüğünü, ancak ‘yükselişin’ sürüp sürmeyeceğini merak ediyor. Herkes, ‘yükseliş var, aman kaçırmayalım’ havasında…

Haberin Devamı

Altını almak doÄŸru mu?/images/100/0x0/55ea22f4f018fbb8f86d73b6Â

İşin doğrusu para piyasalarında, üstelik kriz ortamında tahmin yapmak zordur. Ancak, yatırım aracının nereden gelip, hangi rakamlara ulaştığını da unutmamakta yarar var. Bunun yanında altını hangi nedenlerin 1000 dolar düzeyine taşıdığı da aynı şekilde dikkatle izlenmeli.

Altın, kriz ve savaş hali gibi belirsizlikleri sever… Başta Amerika olmak üzere borsalar düştüğünde, altın fiyatları yükselir. Belirsizliğin ortadan kalkmasıyla da tekrar düşüş eğilimine girer.Şimdi dünyada böyle bir eğilim var. Bu eğilim Türkiye’de de rakamlara yansıyor.

Kafalardaki kilit soru

Tabloda Merkez Bankası’nın Cumhuriyet Altını ile ilgili verileri var. 1 yıl önce 234 TL’den işlem görürken, şimdi 350 TL’ye tırmanmış. Artış oranı yüzde 50’ye dayanmış. Belki biraz daha da gidebilir. Ancak, yatırım yapanın yanıtını araması gereken soru şudur: Cumhuriyet Altını ya da külçe altın daha ne kadar prim yapar? Onun yerine diğer yatırım araçlarını seçmek daha anlamlı mı olur? Külçe altın 1000 dolardan, Cumhuriyet Altını 350 TL’den gerilerse, nereye kadar düşer?
Yükselirken, ‘Hep yükselecek’, düşerken de ‘Hep gerileyecek’ duygusu, yatırımcılara çok zarar verir. O nedenle dikkatli olmakta yarar var.

Haberin Devamı

Dizi izleyip, çerez yemeye devam

General Electric (GE), enerji, su, sağlık, finans gibi alt yapı yatırımlarına yönelik faaliyet gösterdiği için, ekonominin nabzını elinde tutan şirketlerden… Tam bir dünya devi… Bünyesinde bu sektörlerin yanı sıra CNBC ve Universal gibi eğlenceye yönelik sektörler de var.

GE’nin Türkiye CEO’su Kürşat Özkan ile sohbet ederken, global düzeyde yüzde 10 oranında küçülmeye dikkat çekmişti. 1.4 milyar dolarlık Türkiye cirosunun da bu düzeyde gelişeceğini söylemişti. Ancak, ardından da televizyon ve film sektörlerinde işlerin iyi gittiğini eklemişti. ‘Kriz sırasında tüketiciler dizi izleme ve sinemaya gitmeye devam ediyorlar’ yorumunu yapmıştı.

Haberin Devamı

TV’de dizi izlenirken, sinemada film keyfi yaşanırken, beraberinde ne yapılır?

Tabii ki çerez tüketilir. Nitekim, Frito Lay Türkiye CEO’su Ece Aksel’in verdiği bilgiler, vatandaşın krize rağmen bu tutkusunu koruduğunu ortaya koyuyor.

Dışarıda yemek ya da tatil gibi alışkanlıklarını askıya alan tüketici, TV başında Patos, Chitos, Lays tüketmeye devam ediyor. Ece Aksel, ‘Krize rağmen küçülme öngörmüyoruz. 2009’da büyümeye devam. İlk 2 ayın verileri, hedefimizi tuttuğumuzu gösteriyor’ diye konuşuyor.

Ece Aksel’in verdiği rakamlar, Türkiye’deki çerez sektörüyle ilgi bazı önemli bilgileri de ortaya koyuyor. Sektörün büyüklüğü 850 milyon TL düzeyinde. Ancak, çok sayıda sektörde olduğu gibi, bu alanın da yolun başında olduğu, global rakamlarla kıyaslayınca anlaşılıyor. Çünkü, kişi başına tüketim rakamları bir hayli düşük. Örneğin, Türkiye’de kişi başına yıllık 950 gram olan tüketim, Ortadoğu’da 1.8 kiloya yakın. Türkiye’nin rakamları Avrupa’nın 5’de 1’i, ABD’nin ise 9’da 1’i düzeyinde seyrediyor.

Haberin Devamı

Ancak, ‘Dizi izlerken, çerez tüketelim’ eğilimi devam ederse, krize rağmen sektör büyür, aradaki açığı da hızlı kapatır gibi geliyor.

Kapasitede yükseklik korkusu!

Son 5 yılda yaşanan ‘çoşkunun’ etkisiyle dünyadaki otomobil üretim kapasitesi yıllık 90 milyon adete ulaşmış. Ancak, Aralık 2008 itibariyle bu kapasitenin ancak 66 milyonu kullanılabilmiş. Satışlar ise çok daha az.

Benzer rakamlar teknoloji için hayati önem taşıyan iletkenlerde var. Kapasitenin ancak yüzde 60’ı kullanılabiliyor. Geri kalanı ise sahibine ‘maliyet’ olarak olduğu yerde yatıyor.

Ben iki sektöre dikkat çektim. Ancak, ‘aşırı kapasite’ ya da ‘kullanılamayan kapasite’, şu anda dünyanın en önemli sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Milyarlarca dolarlık makine, ekipman ve bina, olduğu yerde yatıyor.

Haberin Devamı

Türkiye’deki fazlalık ne kadar?

Peki bu dünyanın sorunu da Türkiye’de değil mi? Tam tersi… Türk işadamları da ‘büyüme çoşkusu’ nedeniyle ellerini fazla açık tuttular. Öyle ki, bazı sektörlerde üretim kapasitesi son 5 yılda yüzde 500’lere kadar artış gösterdi. Mevcut durumun aynen devam edeceğini, konutların hep satılacağını, otomobile talebin sürekli devam edeceğini, beyaz eşyaya ilginin kesilmeyeceğini öngörenler, kapasite yatırımlarını sürdürdüler.

Rakamlara bakın, daha iyi anlayacaksınız… 2003 yılında otomobilde üretim kapasitesi 650 bin idi, 2008 sonunda 1.500’e ulaştı. Aynı dönemde beyaz eşyanın kapasitesi 12 milyondan 25 milyona yükseldi. Su yalıtımında yüzde 529, ısı yalıtımında ise yüzde 300’lük artışlar oldu.

Bu kadar yüksek üretim kapasitelerine rağmen, kullanım oranları 2009 yılı başında yüzde 40-50 düzeyinde seyreden çok sektör var. Bir süre daha bu ‘kapasite sorunu’ kendini gösterecek. Özellikle de krediyle yatırım yapıp, yeni kapasite yaratanların işi daha zor olacak. Kendinden emin, geleceğe hazırlananlar ise 2009 sonrasında belki rahata erebilecekler. Ancak, ‘fazlalık sorunu’ bir süre bütün dünyayı rahatsız edecek gibi görünüyor.

Yazarın Tüm Yazıları