Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Almanya’da sorumluluk istifaları

ALMANYA Genelkurmay Başkanı, emrindeki bir komutanın Afganistan’da işini iyi yapmadığının halktan gizlenmesine göz yumduğu için istifa etti.

Savunma Bakan Yardımcısı da istifa etti.

Ama iş burada kalmadı, o zaman savunma bakanlığı koltuğunda oturan Franz Josef Jung’un da istifasına yol açtı.

Jung, şimdiki hükümette Çalışma Bakanı’ydı.

Genelkurmay başkanından bir gün sonra yani önceki gün, o da “olayın siyasi sorumluluğunu taşıyorum” diyerek yeni görevinden ayrıldı.

Ergenekon davasıyla ilgili birçok soru var. Kafalar hâlâ karışık, bu davanın iktidara en yakın çevre tarafından bir kampanya haline getirilmesi kamuoyunun olaya mesafeli duruşundaki önemli bir neden.

Ama bazı iddialar, sadece iddia bile olsalar, hızla ve kararlı biçimde üzerine gidilmesini gerektirecek ciddiyette.

Kafes operasyonu ile ilgili iddia böyle mesela. Türkiye’de zaten diken üzerinde yaşayan azınlıklarla ilgili iddia tüyler ürpertici.

Üstelik bu bir kuruntu da değil. Türkiye, azınlıklar üzerinden kozların paylaşılması planlarıyla ilk kez karşı karşıya gelmiyor.

O meşhur ve uğursuz “mütekabiliyet” gerekçesiyle azınlıkların rehin alınmasını doğal gören zihniyet öldü mü? Hayır, her tartışmada, kaskatı bir ırkçılığa kılıf olmuyor mu?

Ama iddialarla ilgili ne bir askeri ne de siyasi bir sorumluluk refleksi ortaya çıkıyor.

İstifa mekanizmasının çalıştırılması, ilahlara kurban ayini olarak görülmemeli. Demokrasinin en temel ilkesi bu.

Gerçeğin, şaibesiz, sağlıklı biçimde ortaya çıkmasının yolunu açmak için her sorumlu durumdakinin yapması gereken bundan daha doğal bir şey olabilir mi?

¡ ¡ ¡

ALMANYA’daki olaya dönecek olursak, orada olay Bild Gazetesi’ne sızdırılan bir kasetle ortaya çıktı.

Bild’e soruşturma açılmadı ama üç kişi istifa etti ve olayla ilgili Başsavcılık soruşturma açtı. 

Alman kamuoyu, ordusunun Afganistan’da savaşmak için değil, Afganistan’ın inşasında görev almak için görevlendirildiğini zannediyordu. Kunduz’da sivillerin bombalanması, ordunun savaşa doğrudan karıştığı anlamına geliyordu. Bu gerçeği saklamak için raporlar gizlenmiş, kamuoyu aldatılmıştı.

Ergenekon davasıyla ilgili olarak biz sadece ordu içindeki cunta girişimlerine odaklanırken, bu dönemin siyasi sorumlularının da olduğu gerçeğini hiç konuşmuyoruz.

Savunma Bakanı, bu süreçte tamamen devre dışı. Başında bulunduğu bir kurumu gözden çıkartmış gibi davranıyor.

Neyle ilgileniyor fazla bilmiyorum ama, sorumlusu olduğu kurumda sıkıntı var ve bakan neden hiçbir tavır almıyor bunu merak ediyorum.

Ne bir hesap soruyor, ne savunuyor, ne de ortalığa dökülen iddiaların kendi dönemiyle ilgili olduğunun farkına varıp siyasi sorumluluğun gereğini yapıyor.

Üstelik azınlıkları hedefe koyan planlar dokuz ay öncesinin tarihini taşıyor. Çok yeni. Yakın bir dönem.

İstifaların ne kıymeti var, yargı gereğini yapıyor demek demokratik reflekse ters.

Çünkü bu süreç karşısında halkın kafası karışık. Şeffaflık bekliyor, sürecin siyasi çıkarlar doğrultusunda kullanılmasından rahatsızlık duyuyor.

Buna karşılık aylardan beri sadece mahkemeden gelecek haberi beklemek zorunda kalıyoruz. Kimse kurumundaki kötü işleyişin sorumluluğunu üstlenmediği, bunun siyasi ağırlığını duymadığı gibi, bir de üstelik ya neden duyurdunuz diye mahkemeye veriyor, ya da neden duyurmadınız diye medyayı suçluyor.

X