Almanya’da ‘büyük koalisyon’

AVRUPA-Türkiye Turizm İş Konseyi Başkanı Hüseyin Baraner, CDU lideri Merkel’in Türkiye karşıtı gösterilmesine karşı çıkıyor. ‘Bu bazı çevrelerin Türkiye ile SPD arasına duvar inşa etmek anlamına gelir’ diyor.

Pazar günkü seçimlerin II. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’nın en önemli seçimi olacağını belirten Baraner şunları söylüyor:

‘Merkel Türk düşmanı değil bir kere. Ekonomik çıkmaz içindeki iktidarı SPD’nin elinden alıp, Almanya’yı ayağa kaldırmak istiyor.

Biliyor musunuz; Türklerin Almanya’da son üç yılda 3 bine yakın işyeri kapandı. Alman pasaportu taşıyan Türkler arasında işsizlik oranı % 40’ın üzerine çıktı. Almanlar arasında ise bu oran %9.5. Sekiz yıllık SPD iktidarı süresince Türkler daha çok işsiz kaldı, daha yoksullaştı, daha horlandı ve itilip kakıldı. Türk gençlerine çıraklık eğitimi verilmedi, onların uyuşturucu batağına sürüklenmelerine karşı bir çözüm getirilmedi, SPD bunlara hiçbir zaman el uzatmadı. SPD iş bulacağız dedi, kaç Türk’e iş yarattı? ‘Türkiye’nin dostuyum’ demek lafla olmuyor.(...)

CDU iktidarlarında Türkler daha mutluydu. Zaten bizleri buraya bu parti getirmişti. Almanya’nın treni artık durdu; ekonomik zorluklar inanılmaz boyutlarda. 1 Euro’ya 1 saat çalışılıyor artık; iş aslanın ağzında...

SPD Türkiye’den politikacı getirip Türk seçmenler üzerinde etkisini sürdürmek istiyor. Seçim Almanya’ın iç sorunu, bu kampanyalar Almanya açısından olumlu sayılmıyor; antipatik karşılanıyor. Focus dergisi bile alaylı şekilde ‘Türkler niye geliyor’ diye yazıyor.

Yarın bu kampanyaların buradaki Türklere zararı olabilir.

Almanya’daki insanlarımız keşke bütün partilere üye olmuş olsalardı. Örneğin, bugün SPD gibi, CDU’ya da on binlerce Türk üye olsaydı CDU ‘Türk düşmanı’ sayılamazdı. Almanların 70’i köylerde yaşıyor ve bunlar muhafazakar insanlar. Frankfurt’ta 100 kişiyi kazanacağına, bir Alman köylüsünü kazanmanın daha büyük yararı var, Türkler açısından. Ekonomik güç köylerde yaşayan kesimlerde; şehirde ise işçiler yaşıyor. Biz Türkler bu kesime inmeliydik; bunları kazanamadık. Ama kentlerde oturan Türkler de doğal olarak SPD’li oldular. Türk işadamları bugün CDU’ya yöneliyor, sadece kentlerde oturanlar SPD’ye oy veriyor. Sonuç olarak diyeceğim; bu seçimlerde SPD seçimi kazanmak için Türkleri kullanıyor.

Bütün bu söylediklerime karşılık sonuç mu? Bu seçimden büyük koalisyon çıkabilir. Merkel iyi bir kadın, çalışkan ama mevcut durum gösteriyor ki Almanya’nın şansölyeliğini yapacak oyu elde etmesi mümkün değil.

Özelleştirmeye ihanet

ANKARA’
dan dostumuz çarpıcı bir noktayı işaret ediyor: TÜPRAŞ’ı Koç firmasının almasından mutluluk duyduk. Ancak geçmişte yapılan hisse satışlarıyla ilgili okuduklarım beni şaşırtıyor, hayrete düşürüyor. Vatan Gazetesi diyor ki, ‘İsrailli bir işadamı Tüpraş’tan 800 milyon dolar kazandı.’ 01.03.2005 tarihinde Tüpraş’ın %14.76’lık hissesini aracılar eliyle 446 milyon dolara satın almış bu işadamı...

Hatta 5 Mayıs’ta bu hisseler için Tüpraş’tan 58 milyon dolar kar payı tahsil etmiş. TÜPRAŞ ihalesinin sonucuyla ortaya çıkan değere göre de elindeki hisselerin değeri 1 milyar 200 milyon dolar olmuş. Bu nasıl bir satış ki, 5-6 ay içinde %156 kar ediliyor. Dünyada dolar bazında bu kadar kar elde edilebilir mi? Kimsenin vicdanı hiç sızlamaz mı? Bu hisselerin satışına Bakanlar Kurulu mu izin verdi? Yoksa, Özelleştirme’den sorumlu Maliye Bakanı mı? İhalesiz yapıldığını Merkez Bankası eski Başkanı Yaman Törüner’in SKY TV’deki konuşmasından öğrendim. Törüner ‘Bir sabah uyandık, %14.76 hisse satılmış, satıştan da kimsenin haberi yok. Bu iş Yüce Divan’a gidebilir’ diyor. Petrol-İş Sendikası bu konunun peşini bırakmamalı. Yoksul olduğumuzu, soyulduğumuzu sık sık dile getiren Başbakan Tayyip Erdoğan, bu konuda sessiz kalacak mıdır?’

Şubatta kimler hacca götürülecek

‘ANKARA’da yaşayan bir din adamıyım. ‘Diyanette neler oluyor’, yazılarınızı lütfen sürdürün.

Bir şey hatırlatmak istiyorum. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu son basın toplantısında, ‘40 profesörün eşleriyle bedava hacca götürüldüğü’ haberleri üzerine ‘Kimseyi ücretsiz, eş-dost diye hacca götürmediklerini’ söylüyor.

Oysa ki durum öyle değil.

Her hac döneminde, her kesimden insanın konuk olarak S.Arabistan’a götürüldüğünü kim inkar edebilir? Nitekim bu yolla milletvekili, vali, kaymakam, bürokrat hatta eş-dostun bir listesi açıklanabilse, tanınmış birçok isim ortaya çıkacaktır. Beş yıldızlı otellerde ağırlanan bu ‘konuklar’dan göstermelik kaç dolar alınıyor? ‘Kimseyi bedava götürmüyoruz’un dayanağı bu oluyor demek ki.

Peki ‘İrşat’ görevi adı altında gidenler ne oluyor? 80 bin personeli olan Diyanet teşkilatında ‘irşat’ görevini yapacak hiç kimse yok mu?

Diyanet mevzuatına göre, ‘irşat’ görevi için müftüler ve vaizlerin gönderilmesi gerekirken, bu personel kalmadı mı ki, kurum dışından çağrılan ‘özel konuklar’a ‘irşad sevabı’ yaptırılıyor?’

Diyanet örgütündeki gelişmeleri ve bu zor sorulara Diyanet İşleri’nin göndereceği yanıtlara yer vermeye devam edeceğiz.

GÜNÜN SÖZÜ

‘Yeniden temel güven duygusunun ve devlete olan güvenin tesis edilmesi gerekiyor. Bunu yapmak için insanları bir gecede eğitimli hale getirmek, polisin maaşını beş misline çıkarmak mümkün mü? O zaman geçiş dönemi yaşamak, milli mutabakat sağlamak gerek.’ (Prof. Kerem Doksat)

MESAJ PANOSU

BEN Ekrem Batur;
beni Didim’de herkes tanır. Kaset, CD, DVD satarım. Kamuoyu beni www.seniseviyorumhacer.com sitesinden tanır. Ben bu kıza gönül verdim, ancak karşılık alamadım. Ne kendisi, ne de ailesi benim samimi duygularımı anlayamadı. Ben de bu defteri artık kapatıyorum. Hacer’e sevgimi göstermek için daha önce açıkladığım, havaya 1 milyon balon gönderme eyleminden vazgeçiyorum. 1 milyon balonu kimsesiz çocuklara dağıtacağım. Artık Didim’de özgür bir kişi olarak doğru ve çalışkan insanların yardımına katkıda bulunmaya çalışacağım.
Yazarın Tüm Yazıları