« Hürriyet.com.tr

Almanya’da Bach’ın şehirlerini gezdim

Dış ticaret uzmanı Ayşe Öktem (58), örneğine az rastlanan gezginlerden. Hava değişimi, alışveriş, coğrafi keşif arzusu değil onu geziye çıkaran. Sevdiği müziğin, şiirin, resimlerin ve yaratıcılarının rotasından seyahat ediyor. 1980’de Fransa’ya tayin edildiğinde keşif gezilerine başladı. 27 yılda tüm Avrupa’yı gezdi.

Hürriyet Haber
X
2000’den bu yana kültür turlarıyla Peru’dan Japonya’ya dünyayı dolaşıyor. Geçen yıl, kültür turları düzenleyen bir firmaya "Neden müzik eksenli tur yapmıyorsunuz" diye sordu. "Bach’ın İzinde Almanya ve Müzeleri" turuna vesile oldu. Firma müzik eksenli turları sürdürme kararı aldı. Öktem, gezginlik serüvenini ve Bach turunu anlattı.

ÜNİVERSİTEDE BAŞLADIM

Grenoble Üniversitesi’ndeki öğrenciliğimde, dergi ve TV’de gördüğüm yakın kentlere gidiyordum. Dışa dönük olmasam da, müzik ve edebiyat keşif arzumu geliştirdi. Fransa’da çalışırken, uzun ve sık resmi tatillerin avantajını kullandım. Önceliğim sevdiğim yazar, ressam, müzikçilerin yaşadığı kentlerdi. "Ressamların Ayak İzinden Paris," "Şairlerin İzinden Fransa" gibi turistik broşürler bana gezi yaklaşımı kazandırdı. İzlediğim film, belgesellerin peşinden de gittiğim oldu. Sanatçıların mekanlarını gezerken eserlerindeki birçok ayrıntının gerçek nedenlerini kavradım. Örneğin çok iyi tanıdığımı sandığım Victor Hugo’nun Paris’teki evinden sonra, otoyoluyla 1,5 saat uzaklıktaki, nehir kenarındaki evine gitmiştim. Kızıyla damadının bu nehirde boğulduğunu öğrendim. Kızından bahsettiği şiirlere farklı gözle bakmaya başladım. George Sand’ın Flaubert’e mektuplarında bahsettiği, Chopin’le yaşadığı Nohant’taki evini görmeye gittim. Lizst, Musset, Flaubert, Chopin’in hayatlarının kesişme noktasında bulunmak heyecan vericiydi. Monet’nin resimlerindeki doğa sevgisini evine gittiğinizde kavrıyorsunuz. Mozart’ın ayak izinden Salzburg, Prag, Viyana’yı gezdim. Salzburg’taki turistik Mozart atmosferini unutamıyorum. Kentin her köşesinde sokak müzikçileri Mozart, Haydn çalıyordu. Don Giovanni’nin ilk seslendirilişi için gittiği Prag’da, Mozart’ın ayak bastığı operayı, misafir kaldığı küçük evi ziyaret ettim. Evi gezerken zihnimde operalarından sahneler canlanmıştı. Edouard Herriot’un bugünlerde Türkçe’si yayımlanan Beethoven biyografisinin redaksiyonunu yaparken, besteciyi çok az tanıdığımı fark ettim. Çok sevdiğim Viyana’ya gittim, Beethoven ve diğer bestecilerin de yaşadığı mekanları gezdim.

AĞLAYARAK ANLATTIĞIM KONSER

1988’de, Verona Festivali’nde sahnelenen bir operayı TV’de izledim. 25 bin kişi elinde mumla dinliyordu. Çok etkilendim. Festivalde üç opera gösterisi içeren bir tura katıldım. Arena di Verona’daki Aida, Talihin Kudreti’nde Maria Chiara, Giorgio Zancanaro, Nicola Martinucci çok önemli isimleri dinledim. Biletlere bir bardak şampanya dahildi. Nabucco temsilinde bir Alman turist grubunun arasına düştüm. Esirler Korosu bölümünde binlerce kişi öyle coşkuyla alkışladı ki, şef koroyu dinleyicinin arasına soktu, eseri yeniden başlattı. Almanlar dahil, binlerce kişi, ellerinde mumlarla, hep bir ağızdan söyledi. Tanık olduğum bu sahneyi sonraki yıllarda ne zaman bir arkadaşıma anlatmam gerekse hep ağladım. Kentin sokaklarında yürümek de çok güzeldi. Nehir, şehre büyük bir güzellik katmış. Tek hayal kırıklığı Romeo Jülyet öyküsüne konu olan balkondu. Gezinin keyfiyle, konser eksenli seyahatlere yöneldim. 2000 yılına kadar, Kanada, ABD, Peru hariç, çoğunlukla Avrupa’yı gezdim. Son yıllarda güvendiğim kişilerin kültür turlarıyla Guatemala, Küba, Meksika, Hindistan, Çin ve Japonya’ya gittim.

SAHAFLARI, PLAKÇILARI KEŞFEDERİM

Gezi öncesinde kitaplardan bilgilenirim. Geçmişte müzelere çok meraklıydım. Önemli müzeleri gezdikten sonra doydum. İlgim insanlara, günlük kent hayatına, doğasına, kültürel ve doğal zenginliklere yöneldi. Sadece göllerini görmek için Kuzey İtalya’ya gitmiştim. Yazar ve bestecilerin şehirlerine gitme, sahaf, plakçı gezme tutkum zamanla pekişti. Avrupa şehirlerinde önce ana meydanı bulurum. Yürürken binaları, çatıları, balkonları, kullanılan malzemeleri incelerim. Örneğin, Bordeux’nun ferforjeleriyle Paris’tekiler arasındaki bağlantı şaşırtmıştı beni. Her kentin en iyi restoranını arar, yemeklerini, tatlılarını tadarım. Uzman değilim ama şarap ve kahve tadımını ihmal etmem. Birkaç yıl önce Bordeux’ya sadece şarap üreticisi şatoları gezmeye gitmiştim. Şehirde iyi bir konser varsa kaçırmam. Salonda izleyici davranışlarını da incelerim. Mesela, Moskova ve Leningrad operalarının daire şeklinde büyük fuayeleri vardır. Dinleyiciler, konser arasında daire çizerek volta atar. Dresden’de izleyiciler salondaki kafe-barlarda yemeye, içmeye çok meraklı. Onlar da volta atıyor. Salzburg’da kadın dinleyicilerin operaya girişi başlıbaşına seremoni. Yazın uzun tuvaletleri, kışın kürkleri, çok iddialı mücevherleriyle adeta defile yapıyorlar.

DAHA ÖNCE GİTMELİYDİM

Üniversite çağına kadar özel piyano dersleri aldım. Bach müziğinin derinliklerini son hocam Mithat Fenmen’le çalışırken keşfetmiştim. Çello süitlerini, konçertolarını, Fransız meslerini tutkuyla sevdim. Biyografilerini okudum. Yaşadığı mekanları merak etmekle birlikte, lisan problemi nedeniyle Almanya gezisi fikri beni hep ürkütmüştür. Geçen yıl nisan ayında, Bach’ın biyografisini yazan Aydın Büke’nin danışmanlığında hazırlanan bir haftalık geziye katıldım. İlk durağımız Berlin’di. 1971’de gittiğimde bölünmüş bir şehirdi. Bu kez müzeleri gezdik. Berlin Filarmoni’nin salonu pazar sabahı bizim için açıldı, kulisleri gezdik. Boulez yönetiminde Mahler, Deutsche Oper’de Aziz Magda Passion’unu dinledik. Enstrüman Müzesi’nin zenginliğinden etkilendim. İkinci durağımız, içinden nehir geçen Dresden’di. Barok atmosferini savaş bile yok edememiş. Operasında Macbeth’i izledik. Dinleyici yaş ortalaması çok yüksekti, hanımların fazlasıyla süslüydü. Bach’ın 27 yıl, Aziz Thomas kilisesinde çalıştığı, mezarının bulunduğu Leipzig aslında pek güzel bir şehir değil. Doğu Alman tarzı binalar çoğunlukta. Büyük sanatçılara ev sahipliği yapmış. Sabah turumuzda Aziz Thomas, çevresindeki kafeler, restoranlar, keşfettiğim küçük kitapçı bomboştu. Akşam Gewandhaus Orkestrası’ndan Johannes Passion’u dinlediğimiz konserde ise kilisede boş yer yoktu. Mendelsohn’un evi çok güzel restore edilmiş, eşya, fotoğraf koleksiyonu zengin. Tanıdığımı sandığım bestecinin ressamlığını orada öğrendim. Çok güzel suluboya eserleri sergileniyor. El ve ölümde yüz kalıbı vardı. Bach’ın kısa süre kaldığı, Branderburg Konçertolarını bestelediği Köthen çok küçük bir yerleşim. Çalıştığı saray, konser verdiği kiliseyi gezdim. Çaldığı, tamir ettiği orgu gördüm. Bu gezide en çok Weimar’dan etkilendim. Müthiş bir kültürel yoğunluk var, küçük ve sevimli. Goethe, Schiller’in evlerini gördük. Nietsche, Hitler bile buradan geçmiş. Bach’ın saray orgcusu olarak çalıştığı kiliseye gittik. Yaşadığı evin duvarı kalmış ayakta sadece. Carl Philip ve Wilhelm burada doğmuş. Sokaklar rengarenk, dar, alçak evlerle süslü. Bach’ın doğduğu Eisenach’taki ev müzeye dönüştürülmüş. Yanındaki modern müzede notalar sergileniyor, müzik dinleme, belgesel izleme odaları yapılmış. Çok eski piyano, orgları sergiliyor, ziyaretçilere dinletiyorlar. Bach’ın babası ve dedesinin doğduğu Erfurt’un binaları çok sevimliydi. Bu geziyi çok önce yapmalıydım. Eserlerle, bestecinin yaşadığı kentlerin, kültürün ne kadar birbiriyle ilintili olduğunu çok net gördüm.

GELECEKTEKİ ROTALARIM

10 yıldır, Ludwig II’nin Bavyera’sını tanıyacağım bir geziye çıkmak istiyorum. Wagner hayranı, biraz çılgın, genç ölen bir kral. Bir dizi şato yaptırmış. Wagner’i konuk etmek arzusuyla herbirine ona cazip gelecek birşeyler yaptırmış. Mesela kuğulu şatosuna özel konser alanı tasarlamış. Bu arada Güney Hindistan’ı gezmeyi de arzu ediyorum. (S.Y.)

seyahatte ne okuyor

Gittiği yerle ilgili kitaplar

ne yiyor, ne içiyor

Yeni yiyecek, içecek denemeyi seviyor

ne giyiyor

Rahat giysiler

nerede kalıyor

Bütçesini zorlamayacak küçük oteller

neyle seyahat ediyor

Tercihi otomobil, uçak ve tren

çantasının vazgeçilmezleri

Fotoğraf ve hesap makinesi, bloknot, kalem

kiminle seyahat ediyor

Çoğunlukla yalnız, zaman zaman arkadaşlarıyla

oradan ne alıyor

Kenti anlatan rehber, kartpostal, gittiği yeri anımsatacak objeler

Kaynak: