Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Alman vakıflarına yargısız infaz mı yapıyoruz?

Türkiye’deki dört Alman vakfı tekrar mercek altına alındı. Gerçek görevi “düşünce kuruluşu” olan bu vakıflarla, gerçekten istihbaratçılık yapanları galiba birbirine karıştırıyoruz. Yabancılardan kuşkulanma hastalığımız tekrar su yüzüne çıktı. Başbakan son derece ağır suçlamalarda bulundu. Ancak polis suskun. Eğer bir suç varsa harekete geçmeleri gerekmez mi?

Ak Parti iktidarının en güçlü yanı bazı kararları hiçbir kompleks duymadan almasıdır. Bunun en son örneklerinden biri de azınlık vakıflarının devlet tarafından haksız şekilde el konulmuş  mallarının geri verilmesi yolundaki kararıdır. Bu örnekleri çoğaltmak da çok kolaydır.
 
Şimdi bakıyorum, Başbakan Alman vakıflarına son derece önemli ve ağır suçlamalarda bulunuyor. Bunların çeşitli yollardan PKK’ya yardım ettiklerini söylüyor. İşin içine CHP belediyelerine  de yardım edildiği iddiası da girince, tabii ki olayın boyutları büyüdü. Vakıflarla, Türkiye’ye yatırım kredisi veren Alman kurumları birbirine karıştı.
 
Türkiye’de faaliyet gösteren dört önemli Alman vakfı var:
 
Konrad Adenauer-Friedrich Ebert- Friedrich Naumann- Heinrich Böll
 
Bu vakıfların her biri, Almanya’nın önde gelen, son derece ciddi, ağırbaşlı düşünce kuruluşlarıdır. Bütçeleri ve çalışmaları hem Türk hem de Alman yetkililer tarafından incelenir. İstedikleri gibi para da harcayamazlar. Zira bağışlarla yaşadıklarından dolayı her kuruşları denetlenir.

Hemen hepsinin toplantılarına katıldım. Genel yaklaşımlarını izledim. Hiçbirinde gizli kapaklı oyunlar çevirdikleri izlenimini edinmedim. Tam aksine, Türkiye’yi birçok uluslararası konuda desteklemiş, hatta lobici gibi çalışmışlardır. İlgilendikleri sahalar, bulundukları her ülkeye göre değişir. Yıllar içinde Türkiye’de  insan hakları, sivil-asker ilişkileri, Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs, Yunanistan ile ilişkiler, eksen kayması, Orta Doğu, Suriye gibi konularla ilgilenmişlerdir.  Yani biz hangi konuları konuşuyor idiysek, uluslararası kamuoyu Türkiye hakkında neleri merak ediyorsa, hangisi moda ise onları ele alırlar. Eskiden Kıbrıs, Türk-Yunan, insan hakları,
asker-sivil ilişkileri modaydı; şimdi eksen kayması, Türkiye nereye gidiyor ve Kürt  konusu moda…
 
Üstelik bu vakıflar  bulundukları  bir ülkede yer altı çalışması da  yapamazlar. O işleri yapanlar vardır. Bu dört büyük vakıf yıkıcı faaliyetlerde bulunamaz, konuk oldukları ülkelerin resmi makamlarının şikayetine yol açacak adım  atamazlar.

Bırakın böyle bir durumda o ülkeden çıkarılmalarının kendilerine getireceği prestij kaybını,  Alman yasaları da bu tip çalışmaları cezalandırır. İspat edildiği taktirde bu vakıflar ellerindeki  “vakıflık” statüsünü dahi kaybederler. Alman sistemi çok demokratik, uygar ve disiplinlidir.  Bu tip suçları  görmezden gelmez.
 
Bu vakıflar kredi de veremezler. Konferanslar düzenlemenin ve raporlar hazırlamanın   ötesine geçemezler. Yani bir “düşünce kuruluşu” olmanın dışına çıkamazlar. Hele hele bir siyasi partiye veya terör örgütüne destek sağlamak, para aktarmak bu vakıflar için bir suç oluşturur.
 
Başbakan suçlamada bulunduğuna göre elinde mutlaka bir bilgi veya belge vardır. Boşu boşuna böylesine ağır bir konuşma yapmaz veya yapmaması gerekir. Bundan dolayı, şimdi Başbakan’ın delilleri açıklaması bekleniyor.
 
Benim anlayamadığım, vakıfları kamuoyu önünde suçlamak yerine neden polis harekete geçirilmiyor? Birşey varsa neden soruşturmaya uğratılmıyorlar da kamuoyunun gözündeki kuşku ve kaygıları arttırıcı bir yol izleniyor?
 
Başbakan’ın sözlerinden sonra polisin harekete geçmesini bekledim. Ancak kimselerden bir ses çıkmadı.

Eğer Alman hükümeti, Alman Yatırım Ajansı KFW veya GIZ gibi alt yapı yatırımı ve yardımı yapanlarla bu vakıflar birbirine karıştırıldıysa, hemen düzeltilmeli ve ne demek isteniyorsa  açıkça söylenmelidir.

Bizim ülkemizde yabancı uyruklu herşeye karşı bir kuşku vardır. Her yabancıyı bir casus olarak görürüz. Görevleri gerçekten casusluk olanlarla, vakıf veya dernek adı altında istihbaratçılık yapanlarla; gerçek vakıfları hep birbirine karıştırırız.  Hele bir yabancının Kürt sorunuyla ilgilenmesi, gösterileri izlemesi, Güneydoğu’da temaslar yapması, resmi ideolojinin dışında görüş açıklaması veya rapor yazması tüylerimizi diken diken eder. Hemen komplo teorileri üretilmeye başlanır, gerçek vakıflarla zararlı örgütleri birbirinden ayıramayız.

Özetle: Yıkıcı faaliyette bulunan, teröre destek veren vakıfları soruşturmak, yasalara aykırı davrananları  yakalayıp cezalandırmak  polisin ve yargının işidir. Açık bir bulgu göstermeden bu vakıfları suçlamak, yargısız infazdan  başka bir şey değildir.

X