"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Allah'ın sevgili yüzde 49'u mu

Allah sessizdir...

Nedense hep birileri onun adına konuşur.
Nedense hep birileri, onun sadece kendi tarafında olduğunu sanır...
Her cümlesinin önüne önce onun adını koyar.
Arkasına da kendi düşüncelerini, kendi siyasetini takar.
Kim vermiştir ona Allah adına konuşma yetkisini..
Beş vakit namaz kılmak mı...
Başkalarından daha dindar olduğunu zannetmek mi..

***

Allah sessizdir.
Bazıları o sükutu, yaptıkları zulmün, işledikleri günahın tasdiki zanneder.
Zanneder ve bu sükutu, Allah adına konuşmanın, Allah adını siyasetlerinin peşine takmanın imtiyazı olarak görürler.
Sormazlar...
Kim vermiştir onlara Allah adına konuşma yetkisini ve imtiyazını...
Aldıkları yüzde 49 mu?

***

Allah sessizdir...
Adnan Menderes, yüzde 56 oy almıştı...
Hiçbir zaman Allah’ı siyasi davasına, kavgasına şahit etmemişti..
Süleyman Demirel araseçimlerde yüzde 65 oy almıştı.
Hiçbir zaman Allah’ı, “milli iradenin” tek sesi haline getirmeye tevessül etmemişti.
Ecevit yüzde 42 oy almıştı.
Ama arkasında, yüzde 34 oyla Meclis’in üçte ikisini ona verecek bir askeri darbe seçim kanunu olmadığı için, iktidar bile olamamıştı.
Özal şanslıydı..
Arkasında askeri dönemin seçim kanunu vardı. Yüzde 36 oyla o da sandalyelerin çoğunluğunu almıştı.
Ama ne ekonomik reformları yaparken, ne siyasi yasakları kaldırırken, ne Avrupa Birliği’ne tam üyelik başvurusu yaparken, sessiz Allah’ı, sesli tanıklığa davet etmişti...

***

Allah sessizdir...
Hiçbirimize, onun adına yüksek sesle konuşma, onun ağızından siyaset yapma hakkı, onun adına başkalarına zulmetme, haksızlık yapma imtiyazı ve yetkisi vermemiştir.
Allah, siyasi parti üyesi değildir, seçmen de değildir.
“Milli iradeye” bakmaz...
Allah’ın yüzde 49’u yoktur.
Yüzde 49’un Allah’ı vardır.
Yüzde 51’in de Allah’ı vardır.
Ve sessiz Allah’ı, günlük siyasetin yanlışlıklarına, zulmüne ortak etmeye kalkışmak, ona şirk koşmak kadar büyük bir günahtır.
Ne yazık ki tarih, başka yerlerde “Tanrı”, bizim buralarda “Allah” adına yapılan zulüm ve haksızlıklarla maluldür.
Yine ne yazık ki, bu haksızlıkların bir bölümünü de “Allah’ın sevgili kulu” olduğuna inananlar, kendini öyle sananlar işlemiştir.
İşlemektedirler...

Ya bir gün başkaları da idamlık gömlekle dolaşmaya başlarsa

ORTADOĞU’nun politikacıları nedense “idamlık gömlek” edebiyatını çok seviyor.
“Şehadet” duygusu onların yelkenlerini ve egolarını şişiriyor.
Durmadan “İki gömleğimiz var, biri bayramlık, öteki idamlık” diye geziyorlar.
Mazoşistik bir belagat, aklın ve mantığın bütün kanunlarını çiğneyip geçiyor.
Bayramlık gömlekler indirimli satışlarda bile müşteri bulamıyor.
Cumhuriyet tarihinin en uzun iktidar dönemini yaşamış olsalar bile, bitip tükenmek bilmeyen bir mağduriyetten besleniyorlar.
Kendi üç-beş aylık mahkûmiyetlerini, müebbet bir duyguya çevirirken, gerçek müebbetlere üç-beş günlük gözaltı muamelesi yapıyorlar.

***

Hiç düşünmezler...
Onlar her gün bu idamlık gömlekleri giyerken, bir gün gelip başkaları da kendi terzilerine, kendi idamlıklarını ısmarlamaya kalkarlarsa...
Ne olur...
Sokakları idamlık gömleklerle gezen insanlarla dolu bir ülkede yaşamak nasıl bir şeydir..
Hiç düşündük mü...

***

Unutmayalım burası Ortadoğu...
Yanı başımızda kendi elimizle yarattığımız bir Peşaver’de, elinde kasap bıçağıyla dolaşan Kadici, yere yatırdığı insanın başını “Allahu ekber” diye haykırarak kesiyor.
Koyun gibi yatırılıp kafası kesilen insan da “Eşhedu enla ilahe illallah” diyerek can veriyor.

***

İdamlık gömlekle övünmek güzel bir şey değil.
Biz, 90 yıllık Cumhuriyet’in, yarım asırlık çokpartili hayatın insanları, artık bayramlık gömleklerimizi giyelim...
Hepimiz daha mutlu oluruz...

Hepsini öldürün, biz bilmezsek Tanrı bilir

HİKÂYE şöyle:
13’üncü yüzyılda Fransa’nın güneyinde “Cathar” adı verilen ve Tapınak Şövalyeleri’ni andıran bir tür tarikat ortaya çıktı.
Bu tarikatın mensupları Kilise’yi “Tanrı ile kul arasındaki tek aracı” olarak görmeyi reddediyorlardı.
O nedenle Kilise’nin yolsuzluklarına savaş açtılar.
Papa Üçüncü Innocent, Cathar tarikatına karşı bir Haçlı seferi düzenledi.
Fransa’nın Beziers şehrine gelen Papa’nın ordusu, şatodaki 500 tarikat mensubunun teslim edilmesini istedi.
Ancak şehir halkı buna karşı çıkınca büyük bir katliam başlatıldı.
Papa herkesin öldürülmesi talimatı verince, askerlerden biri Papa’ya şunu sordu:
“Peki ama günah işlemişle işlememişi nasıl ayıracağız?”
Papa Üçüncü Innocent
, bu soruya, vahşet tarihine geçen şu ünlü cevabı verdi:
“Hepsini öldürün. Allah günahkârı ayırır...”
Tarih, sessiz Allah adına işlenmiş böyle çok vahşet örneği ile doludur.
Bu vahşeti işleyenler Tanrı’nın sadece kendi taraflarında olduğuna inanıyorlardı.

X