Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Allahın cezası bütün ödülleri aldım bununla da floş royal yaptım

    Hürriyet Haber
    21 Ekim 2007 - 00:00Son Güncelleme : 20 Ekim 2007 - 01:48

    Her yıl Nobel Edebiyat Ödülü’nün açıklanması edebiyat çevrelerinde deyim yerindeyse nefesler tutularak beklenir. Bizde geçen yılın tatmin duygusu nedeniyle pek öyle heyecanlı bir bekleyiş söz konusu değildi. Ödül açıklandığında da aynı sakinlik söz konusuydu. Bunun nedeni gecikmiş bir karar olmasından kaynaklanıyordu belki de.

    Bu yılın Nobel Edebiyat Ödülü için adı geçen en favori isim İsrailli yazar Amos Oz’du. O olmazsa, Perulu Mario Vargas Llosa Nobelli yazar mertebesine ulaşır deniyordu. Ama sonuçta ikisi de değil, 88 yaşındaki babaanne Doris Lessing aldı Nobel’i.

    Lessing haberi aldığında, oğluyla süpermarket alışverişinden geliyordu. Kapının önündeki gazetecilerden Nobel’i kazandığını öğrenince verdiği cevap, "Tanrım. Daha az umurumda olamazdı. Açıkçası, çok şaşırdığımı da söyleyemeyeceğim. 88 yaşındayım. Herhalde ben nalları dikmeden, Nobel’i verelim bari, dediler" oldu.

    EN GEÇ ÖDÜL VERİLEN YAZAR

    Tabii Lessing’in Nobel’i böyle takmaz havalarda karşılamasının başka sebepleri de var. Bundan birkaç yıl önce İsveç’te edebiyatçıların katıldığı bir akşam yemeğinde Doris Lessing de vardı. Yanında oturan Nobel komitesinin ak saçlı üyelerinden biri ona döndü ve "Asla Nobel’i alamayacaksın. Senden hoşlanmıyoruz" dedi. Kuzeylilere mahsus, kabalığa yakın açık sözlülük, Doris Lessing’in pek hoşuna gitmemiş olsa gerek. Bu cümleyi unutmadığı da kesin. Nobel’i aldığını öğrenince verdiği cevapta bunun etkisi var. Tabii biraz da ödülün geç gelmişliğine laf dokundurma var. 88 yaşındaki Lessing, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan en yaşlı kişi oldu.

    Bunca sitemin arasında sevincini gösteren sözleri de yok değil, "Avrupa’da verilen bütün ödülleri aldım. Allah’ın cezası bütün ödülleri... Gayet hoşnutum. Floş royal yaptım." Bu son ödülü alması, fanatiklerini de bayağı rahatlattı. Doris dünyadan Nobelsiz gitmeyecekti. Hatta İngiltere’de bazı eleştirmenler akademinin bu kararıyla ilgili olarak, "En sonunda bu ketum kurum da insafa geldi" diye yazdı.

    Burada Pamuk diye bir yazar var mı

    Sözü Nobel’den açtık bu hafta, bizim Nobelli yazarımız Orhan Pamuk’la devam edelim.

    Bu yıl 49. Frankfurt Kitap Fuarı’na Türkler tam anlamıyla bir çıkarma yaptılar.

    Başta Kültür Bakanı olmak üzere bakanlık yetkilileri, yayıncı ve yazar örgütleri, basın mensupları tam kadro oradaydı.

    Bu önümüzdeki yılın bir tür provasıydı. Çünkü 2008’de yapılacak olan 50. Frankfurt Kitap Fuarı’nın konuk ülkesi Türkiye.

    Pavyon (stand) düzenlemesinden ikram edilecek yiyeceklere (lahmacun, yaprak sarma ve baklava) kadar her şeye çok titizlenilmişti.

    Pavyonun düzenlenme işi de bu yıl Almanya’da faaliyet gösteren bir şirkete verilmiş ve hostesine kadar onlara emanet edilmiş.

    Pavyonda en göze batan dekor beş metreye üç metre boyutlarında iki adet dev Orhan Pamuk posteriydi.

    Almanya’da yaşayan ikinci ya da üçüncü kuşak Türklerden hem Türkçe hem de Almanca bilen son derece hoş hostesler de konuk ağırlama işini üstlenmişti.

    Ancak dil bilmek her şeye yetmiyor.

    Yabancı bir ziyaretçi Türkiye pavyonuna gelip tam da posterin önünde duran hosteslerden birine, "Acaba Orhan Pamuk da burada mı?" diye sormuş.

    Güzel hostes bu adı sanki ilk defa duyuyormuşçasına yetkililere dönüp; "Burada Pamuk diye bir yazar var mı?" diye seslenmiş.

    Bu soruyla muhatap olan kişinin o an kafasından neler geçti çok merak ediyorum doğrusu.

    Yeni Melek için pazarlık sürüyor

    İstanbul’un dünyanın önde gelen eğlence merkezlerinin arasında ilk sıralarda yer aldığı su götürmez bir gerçek.

    Yabancı sermayenin dikkatinden kaçması mümkün değil bu durumun. Adam gelip sadece borsada oynayıp devletin sattığı işletmeleri satın alacak değil ya.

    Bu sektöre yatırım yapmak isteyenler de anladığım kadarıyla Beyoğlu’nu gözlerine kestirmişler. Eski Yeni Melek Sineması’nın yerine yapılan gösteri merkezi ne yazık ki doğru dürüst işletilememişti.

    Duyduğuma göre Amerikalı bir grup burayı satın almak için pazarlıkları sürdürüyormuş. Eğer pazarlık sonuçlanırsa yeni bir konseptle eğlence dünyasına katacakmış.

    Şu anda İstiklal Caddesi üzerinde inşaatı devam eden eski Saray Sineması binasının yerinde de ünlü Virgin Store’un açılacağını düşünürseniz ve de yeni binanın mimarının Ağa Han ödüllü Han Tümertekin olduğunu hesaba katarsanız Beyoğlu’nun çehresi bir hayli değişecek demektir.
    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı