"Melike Karakartal" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Melike Karakartal" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Melike Karakartal

Alışmak değil, “biriktirmek”miş

Alıştık diyorduk, hatırlar mısınız?

“Artık bizi hiçbir şey, hiçbir akıl dışı beyan, hiçbir özgürlük kısıtlaması, hiçbir keyfi karar şaşırtamaz, hiçbir “biz böyle yapıyoruz, buna inanıyoruz, siz de öyle yapacaksınız” diretmesi şok dalgası yaratamaz sanıyorduk.
Alışmıştık ne yiyip ne içeceğimize, ülkeyi yönetmesi için vatandaşın seçtiği bir siyasetçinin karar vermesine...
Alışmıştık kaç tane çocuğu ne şekilde doğuracağımızın bize söylenmesine...
Alışmıştık yemekte bir kadeh şarap içiyorken dahi “alkolik” yaftası yemeye...
Alışmıştık özel hayatımıza dair ne varsa hepsine kararların kendi arzumuz dışında tepeden inmesine...
Derken bir gün halka ait bir parka, şehir içinde kalmış bir avuç nefes alanına AVM dikmeye kalktılar...
Buna karşı çıkan ve barışçıl yollarla eylem yaparak tepkilerini ortaya koyan insanlar, ifade özgürlüklerini kullanırken canlarını tehlike altında buldular...
Devleti yönetmekle yükümlü olanlar, ellerindeki gücü pek yanlış anladılar.
“Ne olursa olsun, bitecek bu iş” dediler, esas görevi insanı korumak olan polisle koruyacağı vatandaşı, karşı saflara koydular.
Eylemcilerin üzerlerine gaz bombası yağdırdılar.
TOMA’larla su sıktılar.
Plastik mermi, cop kullandılar.
Günler geçti, TOMA’nın “normal” suyu yeterince caydırıcı bulunmamış olsa gerek, onu bile biberlediler.
Çoluk, çocuk, yaşlı, hastane, cami, mahalle demeden gaza boğdular.
Vatandaşı, biber gazı kapsülüyle, bildiğiniz vurdular.
Yoldan geçen vatandaş yahu, yoldan!
Demokratik haklarını kullananlar, bu haklı hareketlerinin karşılığı olarak, “çapulcu”, “terörist” “marjnal” “Vandal” yaftası yedi.  Masa gibi, sandalye gibi, “bu” oldular, “bunlar” oldular...
Yine de susmadılar. “Bana saygı göster, beni dinle, özgürlüklerimi kısıtlama, bana karşıma” dediler, duyulmadılar.
Israrla, ısrarla arka arkaya “faiz lobisi”, “dış güçler” “organize işler” masallarını işitmek zorunda kaldılar.
Bir güldüler, bir ağladılar. Bir sinirlendiler, bir sustular. Yine sokaklara döküldüler, yine karşılığında bibere bulandılar.
Ve durdular. Dimdik durdular.
Eylem biçimleri değişse de bir tane ortak his var: Sanki bir el geldi, “korku” denen o lanet hissi, umutsuzluğu çekti çıkardı göğüslerinden.
Artık korkmuyorlar...

Yeni nesilde top çok şekerim

Meğer içimize atmakmış “alıştık, şaşırmıyoruz” dediğimiz his. “Sinirlenip unutuyorum” deyip, en derinlerde saklamakmış.
Bakın, nasıl da buldu insanlar birbirlerini.
Eskiden “gitmek lazım bu ülkeden, yetti” diyenler nasıl da sarıldılar ait oldukları topraklara.
“Buraların sahibi benim, benim istediğim gibi yaşayacaksın” diyenlere nasıl da yükselttiler hep birlikte seslerini...
Yükselttiler ama...
Hep birlikte, “dinle bizi, saygı göster benim özgürlüğüme” derken, karşılarında duvar buldular.
İletişim sadece konuşmakla olmuyor ya...
“Aklın yollarına” saptılar. Durdular. Sadece durdular.
Bu defa da siyasetçilerin “topu patlatıp var gücüyle çocuklara geri atan “huysuz komşu” halleriyle karşılaştılar.
Olsun.
Yeni nesilde top çok şekerim.
İstediğin kadar patlat.
Yenisini bulur, yine atarlar.

X