Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Alın size bir James Bond adayı daha

Bugün size çok ilginç bir film önereceğim: Bir Dilim Suç (Layer Cake). İngilizler’in gangster filmlerinde ne kadar başarılı oldukları tarihi olarak ortada! Ama Bir Dilim Suç anlatımıyla farklı bir film.

Eğlenceli, şaşırtıcı ama oldukça karmaşık. Bir kareyi kaçırırsanız diğerini anlamakta güçlük çekiyorsunuz.

Başrolde İngiliz aktör Daniel Craig var. Craig sıkı bir kokain satıcısı. Ünlü uyuşturucu satıcısı Jimmy Price için çalışıyor. Son bir vole vurup, emekliliğini istemek üzere. Ama Price onu anlaşılmaz bir nedenle, yine aynı dünyanın güçlü adamı Eddie Temple’ın kaçırılan kızını bulmakla görevlendiriyor.

İşler karışıyor. Matruşka misali, filmin değişik bir katmanı açıldıkça altından başka bir katman çıkıyor ve kurgu sizi ‘Ne oluyor ya, başka bir konuya mı atladık’ duygusu içinde bırakıyor.

Bir Dilim Suç, İngiltere’de çok satan bir kitaptan uyarlanmış. Başarılı yönetmen Matthew Waughn’ın kitabından. Daha önce yapımcı olarak çalışan Waughn, ilk yönetmenlik denemesinde gerçekten iyi iş çıkarmış.

Başroldeki Daniel Craig’in de ‘cool’ hallerini çok sevdim. Bence çok iyi James Bond adayı olabilir. Biraz sıradışı bir James Bond... Doğrusu James Bond filmlerinin de geleceğe taşınabilmesi değişik bir James Bond yorumuna bağlı. Daniel Craig farklı bir yorum için biçilmiş kaftan. Sinema meraklıları kaçırmasın.

Hıncal Uluç’a katılamıyorum

Sevgili Hıncal Uluç, Bülent Ersoy olayında Deniz Baykal’ın, internet pornosu olayında da Gamze Özçelik’in ‘evet, bendim’ demekte geç kalarak ders aldıklarını söylüyor. Bu yoruma katılmam mümkün değil. İki olayı aynı kefeye koymak çok yanlış!

Her iki olayda ‘suçlananlar da’ yüz kızartıcı sonuçlar üretse de, yüz kızarma nedenleri biraz farklı.

Gamze Özçelik’in suçlanma nedeni irade dışı bir olaya bağlı ve ortada belki de onlarca yıl izleyenlerin kafasından silinmeyecek görüntüler var.

Baykal’ın suçlanma nedeni tamamen ‘irade içi’ ve ortada hiçbir ‘porno’ görüntü yok.

Gamze Özçelik, Sibel Kekilli gibi kendi iradesiyle porno filmlerde oynayan biri olsa anlarım. Ama değil.

Baykal ise kendi iradesiyle avukatlık yapıyor. Sonuçta ikisi de suçsuz olabilir ama olayı kabullenmekteki gecikmelerine aynı anlamı yüklemek yanlış.

Nereden nereye

Bir popüler astroloji dergimiz yoktu, o da oldu galiba. Picus dergisini de çıkaran Epsilon Yayıncılık göndermiş. İsmi Zodiac. Astrolojiye inanmasam da, astroloji dünyasını eğlenceli bulurum. Yapılan araştırmalar da özellikle eğitimli kadınların astroloji ve fal gibi gelecek tahmini. Bu nedenle Zodiac’ı ilk kez gören biri olarak sayfalarını şöyle bir çevirdim. Karşıma İclal Aydın’la yapılmış bir ropörtaj çıktı. Zor okunan bir ropörtaj. Ne dediği çok iyi anlaşılmayan bir ropörtaj. Dergiler, ‘Gazeteler her şeyi kapsıyor, biz o yüzden okunmuyoruz’ diyorlar. Doğru olabilir ama bu kadar zor okunan ropörtajlar yayınlarlarsa, gazetelerin ekmeğine de yağ sürerler. İşte İclal Aydın ropörtajından bir alıntı:

‘Türkiye’de ciddi bir içtenlik paranoyası var. Çok ciddi bir kalabalığın şu içtenlik meselesinde arızalı olduğunu düşünüyorum. Belki de kendilerinde eksikliğini hissettikleri o şeyi başkalarının üzerinden kucaklayarak rahatlıyorlar. Belki herkes içindeki eşcinsel tarafı dile getirse rahatlayacak. Televizyon programlarına bakın. Eşcinsel sunucuların en rahat davrandığı, en avam sunumlar. Bu çok muhafazakar ülkenin gay şarkıcıları baş üstünde tutulmuştur ama herkes kendi çocuğunun gay olmasından korkar. Çok uzun, derin ve kanlı bir yol bu.’ (İclal Aydın, Zodiac Dergisi’yle Eylül Sayısı)

İnsan ‘Nereden nereye’ diyor değil mi? Sorun İclal Aydın’da değil röportajı kaleme alanda.

Kiminki önyargı

Şule Kocabıyık, ‘Direksiyon Cadısı’ isimli kitabında, kadınların otomobil kullanmalarına yönelik önyargılardan çıkarak erkeklere sataşıyor. Diyor ki: ‘Cep telefonuyla konuşan erkek şoför, saatte 95 kilometre hızla arkadan çarpınca, beş araba birbirimize girdik. Trafikten ‘yüzde 100 kusursuzdur’ zaptını alıncaya kadar masum olduğuma inandıramadım.’

Doğrudur. Toplum erkeğe ‘sürücülük erkek işidir’ inancını aşılayınca kadınların otomobil kullanmaları ile ilgili ciddi önyargılar oluşuyor.

Çok sayıda iyi araba kullanan kadın olmasına rağmen ortada dolaşan deneyimli erkek sürücü sayısı deneyimli kadın sürücü sayısından çok fazla olunca da ister istemez bu önyargılar davranışlara dönüşüyor.

Ortalık trafikte kadını suçlayan, kadını hor gören, hatta trafikte sıkıştıran magandadan geçilmiyor. Kadınlar tamamen sürüş özürlü yaratıklar olarak kafalara nakşediliyor.

Yalnıızzz... Bu demek değil ki, erkeklerin hepsi otoseksüel ya da erkeklerin hepsi maganda. Şule Kocabıyık’ın kitabı rahat okunuyor ama kitabın içinde o kadar çok genelleme yapılıyor, o kadar çok erkeklerle dalga geçiliyor ki, sonuçta yapılan iş ‘mizah’ bile olsa ‘yazar ağırlığı’ biraz yara alıyor. Eğer bir mesaj vermek isteniyorsa tabii. Amaç sadece ‘çerezlik’ birşeyler yazmaksa, ’çerezlik’ niyetine okunabilir. Ortaya hafif karışık ‘feminist’ bir yöntemi kabul etmek şartıyla.

<ı>(*) Şule Kocabıyık, Direksiyon Cadısı, Neden Kitap, 2005.

CUMA LAKIRDISI

Değiştirebileceğiniz tek kişi siz olduğunuza göre, bütün güzel önerilerinizi kullanabilecek biricik kişi de sizsiniz.

(John-Roger ve Peter Mc Williams)

CUMA İTİRAFI

taklacıcivciv; Cinsiyet: Kadın; Yaş: 28; İl: Adana

Ben evliyim. O da evli. Üstelik ailece görüşüyoruz. Ve yine üstelik, eşimin en yakın arkadaşlarından biri. Gündüzleri msn’de konuşuyoruz. Bana çok güzel iltifatlarda bulunuyor. Hemen buna son vermem lazım ama benim çok hoşuma gidiyor! Bir araya gelince hiçbir şey olmamış gibi davranıyoruz. Arada göz göze gelince kıkır kıkır gülüyoruz, ki bu daha çok hoşuma gidiyor. Üstelik kocama deli gibi aşığım ama adrenalin işte, şişede durduğu gibi durmuyor.

Yorum: Şimdiiii... Böyle bir durumda bu şişe kimin şişesi? Adamın mı itirafçının mı? Yoksa kocanın mı? Lingo lingo şişeler çamura mı düştün sen bensiz... Ay ay ay... Boynuzum altın olsun, direğim uzun olsun... Ay ay ay... Lingo lingo şişeler...

CUMA TAKINTISI

Bu hafta sonu Yeniköy’de Yelken lokantasını çok ama çok şiddetli şekilde öneriyorum. Bu kadar lezzetli mezeleri uzun süredir yememiştim. Hepsi birer sanat eseri. Balık mantısı, börülce, salata, patlıcan ezme, biber közleme... Böyle bir lezzeti kaçırmayın. Yelken, Yeniköy’ün ortasında, denizin hemen yanında. ’Denizci’ ortamıyla da hoş bir atmosfer. Yelken’in mezelerine takılacak kadar var.
X