Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ali Saydam'dan ucuz halkla ilişkiler taktikleri

Ali Saydam baktı pabuç pahalı, minder dışına kaçmaya çalışıyor. Amacı güneşi balçıkla sıvamak. Ama zor! Gerçekler orada duruyor bilen de biliyor. Ona verilen köşeyi bana yanıt vermek için kullanamazmış. Niye acaba?

Önce kendine ayrılan köşede durup dururken, yerini sağlamlaştırmak, Turgay Ciner'in gözüne girmek için bana 'neşeli cahiliye devri yazarı' de, 'öngörüsüz’ de, 'harem ağası' de, 'reklamın nasıl çalıştığını anlamamış' de sonra ben 'Ali Saydam büyük oynamaya çalışıyor. Bunun için de beni kullanıyor' diye bağlantılar kurunca 'Ona Sabah'ta yanıt veremem' deyip, minder dışana kaç. Niye perhiz, niye lahana turşusu Ali Saydam? Sen kimseyi beğenmez, herkesi küçümser, tepeden bakar, sadece kendi aklını seversin. Biri çıkıp seni gerçeklerle yüzleştirince kimyan mı bozuldu Ali Saydam? (Üstelik her şeyden önce kimya mühendisisin. Niye kimyana dikkat etmiyorsun?)

Ama haklısın. Hem halkla ilişkiler şirketlerinin itibarından söz edip, hem de en önemli 'paydaş'ın Doğan Grubu'na, benim üzerimden 'tekelci', Hürriyet'e 'itibarsız' diye saldırırsan kimyanın bozulması çok normal. Neydi beni aşağıladığın yazının başlığı Ali Saydam? 'Medya Tekelleşirse Herkes Kaybeder' değil mi?. Yazının ortalarında ilgisizce beni aşağılamalar ve işte asıl söylemek istediğin sondan bir önceki cümle: 'Günün birinde Hürriyet Gazetesi'nde sadece Aydın Bey ve Hürriyet'in toplumsal sorumluluk projelerine değil, iki satır da SABAH ve Turgay Ciner'in haberlerine rastlarsam o zaman sektörün itibarının yükseleceğine inanırım.'

Ve yine benim üzerimden Sabah yazı işlerine uyarı veren ve Turgay Ciner'e selam çakan son cümle: 'Sabah mı? Onlar bırakın Hürriyet ve Aydın Doğan'ı daha Turgay Bey'in ve kendilerinin yaptıkları çalışmaları doğru dürüst duyuramıyorlar'.

Gördüğünüz gibi Ali Saydam yazısında benim üzerinden hamburger taktiği uyguluyor, sert kayaya çarpınca da 'itibarını yönetmek' adına gerçekleri bozuyor, çarpıtıyor, eğiyor, büküyor. Kendini aklamak için gözünü kırpmadan dostlarım, arkadaşlarım Selim Oktar'ı, Temel Aksoy'u, Ayşe Sözeri Cemal'i yanına alıp, çarpıtmalarına ortak etmeye çalışıyor. Sanırım Ali Saydam'ın halkla ilişkilerden anladığı bu. Çarpıtmak, bozmak, eğmek, bükmek...

Ve de müşterilerinin reklam gelirleriyle medyayı tehdit etmek. Ben ona dedim ki, müşteri portföyünü genişletmek için '60 kişi de figüran olarak kullanılmaz ki!'. Yani sorguladığım şu: Düzenlediğin toplantıya katılanların senin art niyetinden haberleri yok! İnsanları figüran olarak kullanma. (Buna ben de dahilim)

Ali Saydam sarfettiğim sözcüğün anlamını o kadar çarpıtmış ki yani pes! Ben nasıl olur da 'İletişim Sohbetleri' toplantısına katılanlara 'figüran' dermişim, hatta onlara hakaret edermişim. Bu 60 kişi ekmek yediğimiz medyaya milyonlarca dolarlık reklam verirmiş, bu olur muymuş! Önce çarpıtmaya sonra zihniyete bakar mısınız! İşte Ali Saydam'ın halkla ilişkilerden anladığı. 'Tekelci' dediği medyaya karşı kendini sağlama almak için sektörün en saygın insanlarının reklam yatırımlarını öne sürüyor. Bir de bu müşterilere sahip olsa yandık demek ki! Hakikaten pes!

Korkma Ali Saydam. Kimyan bozulmasın. Sen önce müşterilerine hem Doğan Grubu'nu karalayıp, (karalama yaparken de beni kullanıp) hem de nasıl medyanın en 'beğendiği' halkla ilişkiler şirketi olabileceğinin hesabını ver! Sonra diğer halkla ilişkilercilere, böyle ucuz taktiklerle sektörün itibarını ne hale getirdiğinin hesabını ver. Ama benim ekmek yediğim medyadan korkma o senin bildiğin medyalardan değildir. Benim ekmek yediğim medyada haber kutsaldır! Eğer haberin değeri varsa göz kimseyi görmez. Seni bile.

(Not: Ali Saydam ölçümleme konusuna önem verir, özellikle sonuçlara yönelik halkla ilişkiler söylemi konusunda öncüdür. Bunu inkar edemem. Sezar'ın hakkı Sezar'a. Ama ölçümleme tekniğini bilmez. Bu nedenle bağışlasın bu konuda tartışmaya girmem. Bir kere girdim anlamadı. Şimdi anlamadığı şeyi aleyhimde delil olarak kullanıyor. Tövbeliyim)

Bambi kokoreç Avrupa'ya girmiş

Ben böyle şey yemedim. Tereyağlı, kaşarlı pide içinde kokoreç. Taksim Sıraselviler'de, Dilson Otel var, hemen onun karşısı. Küçük bir yer ama Karamürsel sepeti sanmayın sakın. Tertemiz. Bambi markalı kolonyalı mendili bile var. Bambi kokoreç Avrupalı olmuş bile. Üstelik böyle bir lezzet sadece iki milyon lira. Eğer benim gibi kokoreç manyağı iseniz şiddetle öneriyorum.

İşte Hürriyet Cuma'nın gücü:

Emniyet'ten çıt çıkmadı talimat çıktı!


Birkaç haftadır burada Emniyet Genel Müdürü'ne 'Bu ülkede motorsiklet sürücülerinin kask takması yasalara göre zorunlu değil mi? Garibanlar ölmez mi?' diye sorular yöneltiyordum.

Geçen hafta da 'Emniyet Genel Müdürü'nden Çıt Yok!' diye bir yazı yazmıştım ki, önce Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Abdullah Bolcu'dan daha sonra diğer Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Feyzullah Arslan'dan telefon aldım, peşinden de konuya ilişkin bir faks geldi. Her iki emniyetçi dostumuza da ilgileri ve iletişim duyarlılıkları için teşekkür ediyorum.

İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü işin ciddiyetinin farkında. Hatta son üç yıl içerisinde motorsiklet sürücülerinin ve yolcuların kask kullanması konusunda iki genelge çıkarılmış bugüne kadar da 81 ilde 20.816 motorsiklet ve motorlu bisiklet yasalara aykırı kullanım nedeniyle trafikten men edilmiş.

Sadece 2003 yılının ilk ayında il trafik denetim ekiplerince yapılan denetimlerde 171.677 motorsiklet kontrol edilmiş ve 9.730'una ceza kesilmiş.

Ancaaak. Görünen o ki; bazı valiler, kaymakamlar, il ve ilçe emniyet müdürleri İçişleri Bakanlığı'ndan gelen bazı genelgeleri umursamıyorlar. Herhangi bir mülkü idare amirinin makam arabasının penceresinden baktığından kasksız motorsiklet sürücülerini görmemesi mümkün mü? Böyle bir 'görüş' için radar gerekmiyor. O halde sorun vurdumduymazlık! Gözünün önündeki kask sorununa bile dikkat etmeyen emniyet müdürü, daha zor trafik sorunlarının üstesinden nasıl gelecek.

Nitekim, bu köşedeki yazılarımız üzerine 8 Ekim 2003 tarihinde İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sebati Buyuran, 81 valiliğe bir talimat göndermiş. Buyuran'ın 'Kask kullanmayanlar hakkında cezai işlem yapın' diye emrettiği ve 'Denetimleri sıklaştırın' diye anımsattığı talimatta bakın gerekçe nasıl anlatılmış:

'Bakanlığımıza intikal eden şikayetlerden, merkezden yapılan denetimlerden ve basın-yayın organlarında çıkan haberlerden motorlu bisiklet ve motorsiklet sürücüleri ile bu araçlarda yolcu olarak bulunanların koruma başlığı ve gözlüğü kullanmadıkları yine motorsikletli ekiplerimizin (şahinler, yunuslar ve belediye zabıtası gibi) personelinin de bu zorunluluğa uymadıkları ve koruma başlığı ve gözlüğü kullanmayan motorsiklet sürücülerine karşı duyarsız kaldıkları anlaşılmaktadır...'

Gördüğünüz gibi, Emniyet işi ciddiye alıyor. Bundan sonra gözümüz il ve ilçe emniyet müdürlerinde ve trafik denetleme müdürlerinde. Biz burada bu talimatın takipçisi olacağız, gördüğümüz aksaklıkları bildirmeye devam edeceğiz. Lütfen sizler de yaşadığınız yörelerde kask takmayan motorsikler sürürcüleri konusunda duyarsız yöneticiler varsa bize bildirin, buradan uyaralım ve pisi pisine ölen yüzlerce kişiyi kurtaralım.

Cuma LAKIRDISI

Paranın satın alamayacağı tek şey itibardır (Russal Baker)

Cuma Takıntısı

Başar Başarır CNN'deki program müdürü genç arkadaşım. Öykü yazdığını duyunca çok şaşırdım. Hele de Doğan Kitap'tan çıkan 'Getirin O Günleri Yakalım Bu Öyküleri’ öykü kitabını okumaya başlayınca dibim düşüyordu. Başar da Matruşkagiller denmiş. Tanıdıkça içinden başka bir değer çıkan değerlerden yani..Başar'ın öyküleri anlık öyküler. Ve yaşam dediğin de o anların toplamından ibaret değil mi? Haftasonu için ilginç bir alternatif olabilir.. (Başar Başarır, DK, Getirin O Günleri Yakalım Bu Öyküleri)
X