Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ali Sami Yen mucizesi!

İNSANLAR, yaptıkları işlerde başarılı olamayınca, kendilerine güven duygusu azalır. Daha çok çalışmak ve yanlışları düzeltmek yerine, bozulan ruh hallerinin etkisiyle de çareyi ilgisiz şeylerde aramaya başlarlar. Hurafelerden bile medet umar hale gelirler.

Yıllar önce Finlandiya ile oynayacağımız milli maç Antalya’ya alınmıştı. Bizim akl-ı evveller, soğuk iklime alışkın Finlandiyalılar’ın Antalya sıcağında bunalacaklarını, bu sayede Milli Takımımız’ın galip geleceğini sanmışlardı. Sonuç ne mi oldu? Yenildik...

Hurafelere inanmayın

Bir tarihte Galatasaray’ın Ankaragücü ile oynayacağı deplasman maçı için Ankara’ya gittik. Kongre üyemiz Oğuz Çarmıklı, sahibi olduğu Sheraton Oteli’nde takımı bedava ağırlayacak... Ama profesyonellerimiz, Galatasaray için yeteri kadar konforlu sayılamayacak (...) otelinin bize uğurlu geldiğine, burada kalırsak maçı kaybetmeyeceğimize beni de inandırdılar. İstedikleri uğurlu (!) otelde kaldık. Ertesi gün, Galatasaray Ankaragücü’ne 2-0 yenildi.

Federasyon yöneticileri ve teknik heyet de, uğuruna ve akustik avantajına dayandırarak, Yunanistan milli maçını Ali Sami Yen Stadı’nda oynattı. Kimsenin, hurafelere inanarak, tuvaleti dahi olmayan, uluslararası normlara uygun bulunmayan, düşük kapasiteli stadyumda bizi rezil etmeye hakkı yok. Anlaşılıyor ki, bazıları hala doksanlı yıllarda yaşıyorlar. Ali Sami Yen Stadı’nı efsaneye çeviren Hagi, Popescu ve diğer yetenekli Türk futbolculardı ve artık mazide kaldılar.

Kulüplerimizi de kemiren falcılardan ve kahinlerden bir an evvel kurtulmak gerekiyor.

Maçı, yabancı devlet ve UEFA başkanlarına ülkemizi ziyaretlerinde gezdirerek gurur vesilesi yaptığımız Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynatmayanlar, hesap vermek zorundadırlar. Muhteşem İsviçre maçını kepazeliklerle berbat edenlerin, uğursuzluğu kendilerinde aramaları gerekirdi. Milli Takım sorumluları ve Yunan maçını İsviçre’yi eleyemediğimiz için Saracoğlu’nun uğursuzluğuna bağlayan şimdiki sorumlular da hesap vermelidirler.

Televizyon kahinleri

TELEVİZYONDAKİ maç nakli sırasında yorumculuk yapan arkadaşlar... Takımlarını kaybetmiş, iş bekleyen eski hocalar ve diğerleri... Yayın sırasında, ekran başındaki izleyicilere "vay anasını" dedirten "kehanetlerde (!)" bulunuyorlar. İşin ekrandan görülen kısmı böyle... Bir de göremediğimiz yanı var... Örneğin, maç oynanırken takımın teknik direktörü oyuna sokacağı futbolcuya hazırlanmasını söylüyor. Futbolcu da soyunuyor ve ısınma hareketlerine başlıyor. Tribündeki yorumcularımız da öğrendikleri bu değişikliği kendi fikirleriymiş gibi bize aktarıyorlar.

İşin beni en çok güldüren yanı da, sözünü ettikleri oyuncu değişiklikleri gerçekleştiğinde, beraber yayın yaptığı spikerin "Hocam bravo, tahmininiz tuttu; 3’te 3 yaptınız" diyerek onları pohpohlamaları...

Terim yanlış yoldan döndü

NİHAYET, Fatih Terim de doğruyu gördü. Özel yaşamına, ailesine, arkadaşlarına ayırması gereken zamanın büyük bir bölümünü, bazıları kendisini hiç ilgilendirmeyen işlere harcamaya başladı. Ve bu yaklaşımı, kendisine yardımcı olacak birçok profesyoneli işlevsiz hale getiriyor, devre dışı kalmasına neden oluyordu. Sonuçta, aşırı yorulmakla kalmadı, sempatisi de erozyona uğradı.

Bugüne kadar, "tek adam olma hevesi" ile çalıştığı tüm kulüplerde, işi futbol olan başkanın ve yönetim kurulu üyelerinin görevlerine el koymaya kalktı. Hak ve yetki tanımadığı insanların şevkini kırması, kendi başına da işler açtı ve yalnız kaldı. Sonra da, yalnız bırakıldığından şikayet etti.

1996-2000 yılları arasında Galatasaray’da, daha sonra Fiorentina ve Milan’da bunca başarısına karşın, yöneticilerin ondan nasıl kurtulacağız diye çare aramalarına neden oldu.

Bunları, bizzat yaşayan biri olarak söylüyorum. Çalışkanlığına, dürüstlüğüne, teknik direktörlüğüne, tok gözlülüğüne kimsenin bir lafı olamaz. Bugün de bana "Fatih Terim ile çalışmak ister misin?" diye sorsalar cevabım, "Görev sınırlarının belirlenmesi koşuluyla; evet" olur. Fatih Terim, yanlış yoldaydı. Yoksa, geldiğinde emekliler takımı layık görülen Kalli’ye artan iş gücü (Süper Lig, UEFA ve Türkiye Kupası) yanında Milli Takım hocalığını layık görecek insanlar çıkar mıydı?

Şimdi, fazladan aldığı yetkileri iade ederek, işinde de özel yaşamında da huzuru bulacak... Biraz geç kalmış olsa da, yanlışından dönen Fatih Terim’i kutluyorum.

Kötü temsil ediliyoruz

FUTBOLUN
da bir kültürü ve anlayışı olduğunu göz ardı eden federasyon yöneticilerinin bizi getirdiği yer ortada... Futbolda başarılı olan ülkelerin neden hep milli maçlarını olimpiyat statlarında veya uluslararası müsabakalar için yapılmış stadyumlarda oynadıklarını, acaba hiç akıllarına getirdiler mi?

Canlı yayın sırasında, şeref locasındaki UEFA Asbaşkanı ve eski yöneticimiz Abdürrahim Albayrak’a vücut dili (!) ile yapmadığını bırakmayan görüntüleri ile ekrana gelen Haluk Ulusoy, ülkemizi komik durumlara düşürmeye devam ediyor. Bu federasyon, ne başkanlar gördü. Başarılı ya da başarısız oldular. Ama, hiç bu kadar kötü temsil edilmemişti. Bırakalım hangi futbolcunun oynadığını, oynaması gerektiğini... Futbolumuzda, bu federasyon yönetimiyle başlayan düşüş devam ediyor. Milli Takım da ister istemez bundan etkileniyor. Diğerleri teferruat...

X