"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Ali Sami Yen, kızlar, hatıralar ve bizim çocuklar

ŞÖYLE bir tezahürat, 1980’lerden:<br><br>“Ne okulu bitirmek/ Ne de bir kızı sevmek/ En büyük dileğimiz/ Seni şampiyon görmek...”

Tribündeki elemanlardan biri itiraf etmişti: “Abi ben o tezahüratın ‘Ne de bir kızı sevmek’ kısmında susuyom!”
“Niye susuyorsun genç?”
“Çünkü Ayşe’yi seviyorum, sevmek istiyorum... O bakımdan yani, ah! Vurmayın lan, Cimbom’a canım feda...”
Talihsiz bir günde gelen talihsiz bir itiraf!
O gün okul kırıp gitmiştik ve kafaya “bond çanta” ekleştirilmişti.
Ne gülmüştük...
Hangi maçtı hatırlamıyorum fakat Eski Açık’ın Kapalı’ya yakın bölümündeydik.
* * *
Ali Sami Yen, Galatasaray, kızlar ha?
Bakın bunu da anlatayım.
24 Mayıs 1987. Kapalı’da arkadaşlarımdan uzakta, kenarda bir yerde, neredeyse saklanarak Galatasaray-Kocaeli maçını seyrediyorum.
Daha doğrusu seyrediyoruz, yanımda meraklı ve ısrarlı kız arkadaşım var.
Kenara kaçmamın nedeni, kızla görülmemek.
Tribünde maytap geçerler, biliyorum.
Şampiyonluk yarışında olduğumuz Beşiktaş önde, umudumuz az.
Fakat önce bir el radyosu, sonra bir “abi” geçiyor yanımızdan uçarak “Goool!” diye.
Bizim maçta taç filan atılmakta o sırada ne golü?
Malatya atmış, Beşiktaş mağlup. Tribün karışıyor.
Kendimi “göbek”te elemanlarla zıplarken buluyorum.
Kız? Affetmedi tabii, kızı kaybetmişiz o şamatada!
* * *
1980’ler. TSYD maçı. Galatasaray-Fenerbahçe oynayacak.
Kapalı “göbek”teyiz.
Tribünler o zaman halen “fifti/fifti”.
Arada askerler oturuyor.
Hava çok sıcak, Manisa Tarzanı pozisyonunda “topless” oturmuş maçı bekliyoruz.
Tribünler arası o zamanlar varlığını sürdüren “poşet su” savaşı başlıyor.
İki taraf da durumdan memnun, ezeli rakip/ebedi dost serinleme mutabakatı yapmış.
Askerler de memnun, arada serinlikten onlar da nasipleniyor.
Fakat bizim tribünden “parlak zekâlı” bir kardeşimiz “Aa su bitti, ayran atayım” deyince, ve o ayran tavanda patlayıp askerlerin üstüne ininceee: “Karşıki dağlar cenderme, cenderme!!!”
* * *
11 Ocak 2011.
Normalde maça giderken “renk yapmam”, ağır takılırım, nadiren “sarı/kırmızı bir kaşkol...”
Fakat veda için “Karıncaezmez Şevki model”, ne bulduysam giydim, ful aksesuvar dayandım yıllardır gitmediğim Kapalı’nın kapısına.
Kapalı’dan palamarı çözüp Numaralı’ya gittiğimden beri ne değişmiş Kapalı’da?
Hiç! Eski dostlar, eski tayfa, eski coşku...
Bazılarımız çocuklarıyla geliyor artık, tek fark bu.
Veda için buluşmuşuz.
Gençliğimize, zaferlere, sayısı şükür ki az olan hezimetlere veda edeceğiz.
Her tuğlasına, her sırasına çocukluğumuz, aşkımız, hayatımız sinmiş.
Yıkılacak Ali Sami Yen ve biz de yıkılacağız.
Gözüne toz kaçtı numarası yapanlar, “ağır abi” pozunu kale direğine asıp hüngür hüngür ağlayanlar...
* * *
Eğer ölürken hayat bir film şeridi gibi akıp geçecekse hakikaten; aralarda durup “Gol!” diye bağıracağım kesin.
Elveda Ali Sami Yen.
Hakkımız kimseye olmadığı kadar helaldir, sen de helal et.
Ben şimdi Mecidiyeköy’den nasıl geçerim bir daha?..
X