Ali, Pele ve Jordan

Doğan ULUÇ
Haberin Devamı

Muhammed Ali'yi ilk kez 1960'ların sonunda Avrupa şampiyonu Henry Cooper'la yapacağı maça hazırlanırken gördüm. Londra dışında bir antrenmanına Yeşilçam'ın jönü Göksel Arsoy'la birlikte gittik. İşimizi acilen bitirmek zorunda olduğumuz için ‘‘Şampiyon, seni görmek için Türkiye'den geldik’’ diye seslendiğimde Ali, antrenmanı durdurup bizi ringe davet etti. Ringe tırmanıp kendimizi tanıştırdık, Göksel'e eldiven giydirip resimler çektik, teşekkür ederek ayrıldık.

Müslüman zenci boksörün antrenmanını keserek bizimle buluşma nezaketinden çok etkilenmiştim. Ali, insancıl ilişkilerdeki inceliğini kıyasıya döğüştüğü rakiplerinden de esirgemiyordu. İngilizlerin gözdesi Henry Cooper ile maçını aynı hafta Arsenal Stadı'nda koçu Angelo Dundy'nin omuz başında izledim. Güçlü sol kroşesiyle ünlü Cooper'in sağ yanağı daha ikinci raund'da açılıp kan sızmaya başlayınca Ali sol tarafa işlemeye başladı. Dördüncü raund'da diğer yanağı da açılınca İngiliz boksörün yüzü kan çanağına dönüştü. Ali'nin eldivenleri de beyaz şortu da sıçrayan kanlara bulaşmıştı. Cooper'ın kanlı yüzüne artık yumruk uzatmayan zenci boksör rakibinin vücuduna çalışırken hakeme de maçı durdurması sinyali vermeye başladı. Çirkin döğüşen Henry'nin her raund sonu zilinde kuraldışı yumruk atmasına da Ali hiç karşılık vermedi. Maç ortasında Cooper teknik nakavt oldu.

Ezeli rakibi Frasier ile izlediğim diğer maçlarında da Muhammed Ali gerçek bir sportmen olarak dövüştü. Ringde dolduğu gibi özel yaşamında da centilmenlik simgesi Ali, boks hayatına veda ettikten sonra Amerika gibi tüm dünya ülkelerinde saygın bir konum kazandı. Efsanevi şampiyonla iki yıl önce Lousville uçağında yanyana sohbetimiz Alzheimer hastalığı nedeniyle verimli olmadı.

Çim sahaların gelmiş-geçmiş en büyük futbolcusu Edson Arantes doNascimento Pele'yi Brezilya formasıyla Wembley'deki dünya şampiyonasından başlayıp 1970'lerde New York Cosmos forması içinde Giant Stadı'nda çok kez izledim. Beckenbauer ve GS'lı Yasin'in takım arkadaşı süper oyuncuyla çeşitli konuşmalarımda alçak gönüllü, efendi hali dikkatimi çekti. İngiliz George Best'ten, Arjantinli Maradona'ya milyarlık transferler sarhoşluğunda bar kadınlarına, kumara, uyuşturucuya esir düşen diğer şöhretlerin aksine Pele skandal gazetelere malzeme olmadı. BM'nin spor onur elçiliğini yapan tüm zamanların usta top cambazı hala dünya sporservelerin gönlündeki tahtı işgal ediyor.

Basketbol dünyasının zirvesindeki yıldızı Michael Jordan muhtemelen sezon sonunda adını taşıyan Nike'lerini rafa kaldıracak. Bulls'un Knicks'le son maçına çıktığında fanatik New York'luların rakip oyunculara mutad yuhaları aksine alkışlarla karşılaştı. Son 10 yıldır basketbolun Amerika'nın en popüler sporları futbol ve beyzbol düzeyine çıkmasını sağlayan Jordan 48 dakika boyunca Knicks beşlisini kedi karşısında fareye çevirdi. Kendisinden karış boyu uzun forvetlerin tepesinden jumpshot atan, sırtı potaya dönük şutlarla sayı yapan, rakip savunmasına kıvrak girişinde blokla karşılaştığında havada potanın altından geçerek topu baskete bırakan Michael Jordan, seyirciler kadar rakip oyuncuları da büyüledi. 35 yaşında dahi havada asılı durarak attığı şutlarıyla hala yerçekimine meydan okuduğunu emekliliği arefesinde 42 sayıyla kanıtladı. Gelmiş-geçmiş en büyük basketbolcu olduğu su götürmez Jordan, rakibini çalımlayıp sayı yaptıktan sonra yüzlerine karşı alaycı laflar eden diğer yıldız oyuncuların aksine hiçbir maçta bu şımarık stile iltifat etmedi.

Ali'nin Louisville'de, Pele'nin Rio'da adlarını taşıyan caddeler, Jordan'ın ise Chicago'da dikili heykeli var. Spor aleminin bu üç devi Tanrı vergisi eşsiz yeteneklerini disiplinli çalışmayla yoğurup olimpiyat ve dünya şampiyonlukları kazandılar. Alın teriyle şan, şöhrete erişip yoksulluktan dolar milyoneri olmalarına rağmen sonradan görmelerin durumuna hiç düşmediler.

Ali, Pele ve Jordan'ın bunca yıldır el üstünde tutulması boş yere değil.













Yazarın Tüm Yazıları