Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Alevilere ayrımcılık yapılıyor

"Olumlu yönde gayretler gösteriliyor" izlenimini edinirken, tam tersi kararlarla yüzyüze geliyoruz. Cemevlerine ilişkin bir adım atılmasını beklerken; "zorunlu din dersi", birinci sınıfları da kapsayacak şekilde, alanını genişletiyor. Bir "karşı gayret"in gücünü hissetmemek mümkün değil.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM); Alevilere ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle, Türkiye'yi mahkûm etti.

Bir süre önce de; AİHM, zorunlu din derslerinin de insan haklarına aykırı olduğuna hükmetmişti.

Bu yönde, üst üste iki kararla karşı karşıyayız.

Başbakan Davutoğlu; geçtiğimiz günlerde, Alevi kanaat önderleriyle, atmayı düşündükleri adımları planlamak amacıyla görüşerek; "ayrımcılık" yapılmayacağı konusunda onlara söz verdi. Cemevlerinin statüsü konusundaki talepleri de, çözümlemeye gayret gösterdiklerini belirtti.

Başbakan Davutoğlu'nun, meseleyi çözme çabalarını ve bu konudaki sözlerini, olumlu bir gelişme olarak kabul edebiliriz. Tabii, bu gayretlerin artık bir an önce sonuç vermesini talep etmek de, hakkımız.

DİN DERSLERİNİN KAPSAMA ALANI GENİŞLİYOR

Alevilere yönelik çabaların sürdüğü günlerde, Milli Eğitim Şurası toplandı. Şura'da, din derslerinin anaokullarına da konması istenmiş. Bu öneri kabul görmese de; din derslerinin ilkokulun birinci sınıfından itibaren müfredata eklenmesi, Şura'da kabul görmüş. Ancak, bu derslerin diğer inançlara yönelik bir dışlama içermemesi, temenni edilmiş..

Şura'nın genel havasında edindiğimiz izlenim; maalesef, Sünni dindar geleneğin, din dersleri konusundaki ısrarını sürdürmeye kararlı olduğu yönünde. Şura'ya, "Çocuklara dinlerini öğretmek" arzusunun yön verdiği anlaşılıyor.

DERS KİTAPLARINDAKİ YAKLAŞIM

Din dersi, dünyanın büyük kısmında, tartışmalara konu olan bir mesele. Tarafsızlığın, denge kurmanın; kolay olmadığı bir alan bu. Şu bir gerçek: İnsanların, inandıkları dinin gereklerinin çocuklarına öğretilmesini istemeleri, normaldir. Temel bir haktır.

Bizdeki ders kitapları üzerine yapılmış araştırmaları incelediğimizde görüyoruz ki; bizdeki din dersleri, Sünni-Hanefi perspektifinin “klasik propagandası”nı içeriyor. Din, “Sünni-Hanefi perspektif”e göre anlatılıyor.

Bunun, bu kitapları yazanlar tarafından çok doğal görüldüğünü düşünebiliriz. Din derslerinin; “sure ezberletmek”, “namaz kılmayı öğretmek” gibi uygulamalarla sürdürüldüğü de, sır değil.

Peki Alevi çocukları, diğer dinlerden insanların çocukları, herhangi bir dine inanmayan ailelerin çocukları ne olacak? Mesela, dini inancı olmayan bir ailenin çocuğunu, “İslami ibadet öğrenme”ye zorlamak, eğitimin temel mantığına aykırı değil mi?

Burada, hem bir felsefi perspektif sorunu; hem de bir temel insan hakları ihlalinin var olduğu, açık.

Tabii, Alevilere yönelik hak ihlali, yalnızca zorunlu din dersleri nedeniyle gündeme gelmiyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş ve çalışma tarzı da, Alevileri dışlıyor.

Geniş bir kamuoyunun algısı şu yönde: “Devlet yalnızca bir mezhebi sahipleniyor ve maddi imkanlarını onun için seferber ediyor.” Devletin, “bir mezheple özdeşleşmek” şeklinde de tanımlanabilecek bu imajı, düzeltmesi gerekiyor.

GEÇMİŞTE ŞİKAYET EDENLER

Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında, askeri darbe dönemlerinde ve vesayetin etkili olduğu hallerde; Sünni/Hanefi mezhebinden olanlara, ya da bütün inançlı insanların ibadet etme biçimlerine, din algılarına devlet müdahale etti. Devlet, insanlara "gerçek devlet Müslümanlığı" zorlamasında bulundu. İnsanlar, bundan, haklı olarak şikayet ettiler.

Şimdi devran değişti. “Devletin müdahalesi”nden şikayet edenler, devleti yönetir hale geldiler. Geçmişteki çeşitli haksızlıkları giderecek değişik adımlar attılar, atmaya devam ediyorlar.

Ancak, şimdi de, "gerçek Müslümanlık"; başka bir “akım”ın tekeline geçti. Örneğin, Aleviler, bugün de dışlanmaya ve hak ihlali yaşamaya devam ediyorlar.

“Olumlu yönde gayretler gösteriliyor” izlenimini edinirken, tam tersi kararlarla yüzyüze geliyoruz. Cemevlerine ilişkin bir adım atılmasını beklerken; “zorunlu din dersi”, birinci sınıfları da kapsayacak şekilde, alanını genişletiyor. Bir “karşı gayret”in gücünü hissetmemek mümkün değil.

Alevi meselesi; İslamcı gelenekten gelen bir siyasi partinin, AK Parti'nin; ayrımcılıkla imtihanının önemli köşe taşlarından birisini oluşturmaya devam ediyor. “İnanç özgünlüğü” alanı; hem bu ülkenin, hem de AK Parti’nin perspektif sınırları açısından, bir “sınama alanı” olma özelliğini koruyor.

X