Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Aldatılmış okurların ve izleyicilerin haklarını kim koruyacak?

Televizyonu ne zaman açsam, Erman Toroğlu’nun tüketicileri bilinçlendirmeyi amaçlayan uyarıları karşıma çıkıyor.

22 Temmuz seçimlerinin sonuçları belli olduğuna göre, Erman Toroğlu, gazete okurlarını ve televizyon izleyicilerini de bilinçlendiren uyarılar yapmayı düşünmelidir.

Çünkü varlık sebepleri yurt ve dünya gerçeklerini izlemek ve bunları okurları ile izleyicilerine yansıtmak olan medya mensuplarından bazıları, kendi dar çevrelerinin pompalamalarını “ülke gerçeği” biçiminde sunarak, okurlarını ve izleyicilerini yanıltmışlardır.

Bunlar okurlarını ve izleyicilerini, 2’nci Dünya Savaşı’nın bittiğini duymadıkları için uzak okyanus adalarında tek başlarına savaşı sürdüren Japon askerlerinin durumuna düşürmüşlerdir. Bunlara inananlar, Türk toplumunun “rejim kavgası” içerikli bir kamplaşmanın içinde bulunduğunu zannetmişler, ülke gerçeklerinin dışındaki bir sanal alemde yaşatılmışlardır.

Okurlarını ve izleyicilerini “kin”, “nefret”, “kamplaşma” gibi öğelere dayalı bir ruh haleti içine sokmuşlardır. Seçmen kitlelerini “cahil”, “bilinçsiz” gibi nitelemelere hedef kılmışlar, izleyicilerini ise Türkiye’nin geleceği konusunda karamsarlığa sürüklemeyi “çağdaşlık” olarak göstermişlerdir.

 

Sorumluluk meselesi

 

Bu büyük aldatma ve yanıltma dalgası, medyanın profesyonellerini de şimdi rahatsız ediyor.Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, dün yazısına şöyle başlamıştı:

- Dün sabah "bizim mahalleden" biriyle sohbet ediyordum. AKP’ye şiddetle muhalefet eden, Erdoğan’ı "Bu ülke için en büyük tehlike" olarak gören, dolayısıyla da beni şiddetle eleştiren bir "mahalle sakini", "Meğer biz ayda yaşıyormuşuz" dedi. "Hayır ayda değil, sadece kendi mahallende yaşıyorsun. Kafanı oradan dışarı çıkarmıyorsun. Dünyayı, kendin gibi düşünen üç beş arkadaşın, senin mahallende oturan azgın azınlığın üç beş faksından, e-postasından ibaret sanıyorsun. Mesele bu."

Özkök’ün bu gözlemlerini bir özeleştiri olarak ele almak, herhalde daha doğru olur. “Hakaret” ile “eleştiri”yi birbirine karıştıran, kitle gazetelerini fraksiyon organlarına çeviren, “azgın azınlık”ın sesini “ilkelilik” diye sunanların okurlarını ve izleyicilerini yanıltmalarının sorumluları, medyanın yöneticileri de değil midir?

Aldatılmış ve yanıltılmış okur ve izleyici kitleleri, her iki Türk’ten birini “ötekiler” olarak görüyorlarsa, Erman Toroğlu bunun hesabını sormayacak mıdır?

ŞAKA

Bakarsınız Baykal başbakan olur…

Hürriyet’in “özel” haberine göre, Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Baykal’ı aramış ve “Sakın istifa etme” demiş.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de Baykal’ı arayıp, “Erdoğan bana istifasını verdi. Başbakanlık görevini size vereceğim” deseydi, bu daha büyük moral olurdu CHP Genel Başkanı’na.

“Olmaz” demeyin sakın. Demirel 28 Şubat post-modern darbesinde Cumhurbaşkanıyken, seçimi kazanmamış Mesut Yılmaz’ı başbakanlığa atamamış mıydı?

Hukuk kargaşasını siyaset aşabilecek mi?

Seçim yapmakla iş bitmiyor. Şimdi siyasetçiler TBMM çoğunluğunun cumhurbaşkanı seçmesini “Eylemli içtüzük değişikliği” diyerek engelleyen Anayasa Mahkemesi kararının yarattığı kargaşayı aşmak zorundalar.

Yargıtay Onursal başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk, hukuk ile siyaset arasındaki ilişkileri ele almıştı dün Star’daki köşesinde. Bu yazıdan alıntılar yapmayı herkes için yararlı gördük:

- Eğer, bir ülkede toplumu kurtarma kaygıları ve ideolojileriyle yerindelik kararları veren, yasalara göre hüküm kuracak yerde hükümet eden yargıçlar varsa, orada ‘yargı erkinin/yargıçların hükümeti’ (di kastokrasi, jüristokrasi) vardır.

- Türk hukuku Batı kaynaklıdır, Kara Avrupa sisteminden esinlenmiştir. Bu yüzden, yüksek yargı organlarına seçilecek hukukçuların, belli süre hukuk uygulama deneyimini başarıyla yapmaları yetmez. Yerleşik yargıları, yöntemleri sürgit yinelemek, yanılgıların müzminleşmesi demektir. Deneyimin yanı sıra şu koşullar da aranmalıdır: a-En az bir Batı dilini bilmek. b-Araştırma ve karışlaştırmalı hukuk disiplini edinildiğini kanıtlayan hukuk doktorası yapmak. c-Yargısal görüşleri toplayan derleme kitaplar değil, hukuk araştırmalarını sürdürdüğünü gösteren özgün incelemeleri ve yapıtları bulunmak.

X