Alaçatı’da aile yemeği

HERKESİN hayali, küçücük bir lokantadır ya...

Küçük olsun, benim olsun...
Her şeyiyle uğraşayım...
İstemediğim kimse gelmesin...
Az masa olsun...
Paranın canın cehenneme, maksat keyif olsun, mutluluk olsun...
İşte “Asmayaprağı” öyle bir yer.
Hepimizin hayalindeki lokanta. Alaçatı’nın o güzelim taş sokaklardan birinde. Mini minnacık, toplam 7 masa filan. Hepsi de dışarıda.
Daha kafanı içeri sokar sokmaz, büyülü bir mutfakla karşılaşıyorsun. Evin kalbi konumundaki bu mutfağı, hafızana nakşetmek istiyorsun. Tel dolaplar ve bazı raflar mavi, uçuşan perdeler, örtüler beyaz. Mikseri abajur yapmışlar, çok sevimli. Sadece mutfağım kendisi bile, dekorasyon dergilerine kapak olabilir, o kadar renkli, zevkli.
Veeeee evin kalbi mutfak, mutfağın kalbi de ortadaki büyük masa...
Her şey onun üzerinde.
İnsan o masaya bakınca kalakalıyor.
Dünyanın en lezzetli Ege yemekleri orada.
Seçiyorsun önüne geliyor, seçiyorsun önüne geliyor.
Gerçekten öldürücü bir lezzet!
Bu yazın en güzel yemeklerini bir Alaçatı’daki “Asmayaprağı”nda yedim, bir de Bodrum’daki “Orfoz”da. “Orfoz” başka bir yazının konusu, biz şimdi “Asmayaprağı”na ve çeşit çeşit enginarlara (bezelyeli, etli terbiyeli, baklalı vesaire) zeytinyağlılara, sarmalara, dolmalara, fırın yemeklerine, hamur işlerine, tatlılarına dönelim.
Sahibi Ayşe Nur Mıhçı, müthiş bir girişimci, çünkü bence biraz deli. Kalbinin sesini dinliyor ve farklı şeyler deniyor, başka tatların peşinde koşuyor. Profesyonel bir lokantacı değil, sanki kendi evinin mutfağını açmış insanlara, çünkü o da uzuuun masalarda yemek yiyerek büyümüş, insan ağırlamayı seviyor. İşi daha fazla büyümek de istemiyor.
Bizim orada olma sebebimiz de, Betûl Mardin.
Bayram münasebetiyle ailesini Çeşme’de bir araya topladı.
“Asmayaprağı”nda otururken, hepimizin önüne birer hediye ve mektup koydu...
Şöyle başlıyor:
“Sevgili çocuklarım...
Kızım, oğlum, gelinim ve üç birbirinden şeker torunum...
Benim güzel ailem...
Önümüzdeki günlerde, kısa bir süre dahi için bile olsa, beraber olmamız beni son derece mutlu ediyor. Bugünlerde, meleklerle oyun oynamadıkları zamanlarda, eminim, annem babam ve kardeşlerim de, bizi gökyüzündeki bir balkondan izliyorlar, yüzlerinde tatlı bir gülümsemeyle. Bu mektubu size bu kısa beraberliğimizi ileride hatırlamanız için yazıyorum...”
6 kişiye 6 mektup... Okuyunca gözlerim doluyor, ağlıyorum... Hepsini tek tek eliyle daktiloda yazmış... Birine yazdırmamış, bilgisayar çıkışı aldırmamış, fotokopiyle çoğaltmamış... Bu tatlı, bu kadar ince... Müthiş bir aile yemeğiydi... Gürültülü, bağrışlı çağrışlı, kahkahalı, bazen laf dokundurmalı, bazen övgülerle dolu...
İlerleyen saatlerde, sandalyeleri birleştirdik Alya uyudu.
Ama normalde gece 11’de mutlaka uyuduğu için, adı “onbirella”ya çıkan Betûl Mardin, bana mısın demedi.
Otele geldiğimizde bir de canlı müzik dinledik, saat 1 buçukta, ayaklarıyla zarif dans figürleri yaparak asansöre bindiğini gördüm.
Dikkatinizi çekerim, 84 yaşında.
Ailemizin en büyüğü, bizi bayram için bir araya topladı.
Ve hepimize, unutulmaz bir üç gün yaşattı.

Dündar’ı ve Çeşmelileri tebrik ediyorum

GEÇEN pazar günü de tesadüfen, kendimi bir eylemin ortasında buldum.
Fazladan yediklerini eritmek için Ilıca Plaj’ında yürüyüşe çıkmıştım.
O de ne!
Üzerime üzerime doğru yürüyen, sıra sıra insanlar gördüm. Bir eğiliyorlar, bir kalkıyorlar. Ellerinde de şeffaf eldivenler.
Anladım bunlar İzmirli, Çeşmeli yani Egeli. Ya önceden ya sonradan. Ve belli ki yaşadıkları yere âşıklar. Mıntıka temizliği yapıyorlar, çöpleri topluyorlar, karpuz kabuklarını, sigara izmaritlerini, mısır koçanlarını...
Ve başlarında Uğur Dündar.
Gazeteler de yazdı çizdi, ama ben gözlerimle gördüm. Hepsi müthişti!
İnsan heyecanlanıyor.
Bunu becerebiliyorsak, başka şeyler de yapabiliriz gibi geliyor. Ne yani Uğur Dündar illa da siyasete mi girsin... Valla işe yarayacaksa, hali de, istediği de varsa, girsin :-)
Başta Uğur Dündar olmak üzere bu eyleme katılan herkesi tebrik ediyorum, alkışlıyorum.

Fenerlilerin ayağa kalkma zamanı

Ey Fenerliler!
Başını öne eğip susma zamanı değil...
Zaman, ayağa kalkma, birlik olma, sesini yükseltme, küllerinden yeniden doğma zamanı...
Bu kadar yeter artık!
Bekleyip durmayalım, hareketlenelim, mesele Fenerium’lara gidelim, takıma destek olmak için yeni formalar alalım. Yeni sezonun heyecanını içimizde duyalım. O formaları üzerimize giyelim ve ortalıkta gururla dolaşalım. Arabalarımızdaki “sticker”ları bile gizler olduk. Ne münasebet!
Biz yanlış bir şey yapmadık. Yeniden asalım, yükseltelim bayraklarımızı.
Gaza geldim ben, siz de gelin! Uğur Dündar 50 lira yerine 500 lira vererek, takıma katkıda bulunmuş, helal olsun ona, örnek olmalı bize, biz de yapalım.
Sedat Dönmezer, dünyanın her yerine gitmiş ve kendi internet albümünde Küba’dan Çin’e kadar gittiği her ülkenin gittiği her şehrinde Fener formasıyla hatıra fotoğrafı çektirmiş, çok özendim.
Budur. Biz de yapalım. Takımımıza yalnız olmadıkların hissettirelim. Asıl şimdi bütün branşlarda şampiyon olma zamanı. Yaparız.Fener neler yapmadı ki. Bence kadınlar olarak da, bu meseleye el atma zamanı. Fenerli kadınları da birlik olmaya çağırıyorum, biz kafa kafaya verelim, neler yapabileceğimizi görelim.
Feryal Pere bu işlerin piridir mesela, bize fikir verir.
Hadi Feryal...
Yeni dönem için kolları sıvalayalım...

Çeşme’nin kalbindeki otel

FARKINDAYIM, bazı şeyleri keşfetmekte geç kalıyorum.
Söylemesi ayıptır bu benim Çeşme’ye ilk gidişim.
Betûl Hanım, her şeyden haberdar olduğu için şöyle dedi: “İki sevgili için Alaçatı’daki butik otellerden biri daha iyi olabilir. Ama çoluk çocuk gideceğimiz yer: Çeşme Sheraton.”
Gerçekten de haklı çıktı. Otel de, personel de şahaneydi. Zaten yüzde 100 dolulukla çalışıyorlar. Son on yılın en başarılı yazıymış.
Lokasyonu da inanılır gibi değil. Her yerin, her şeyin kalbi.
Zaten baktım Dubai’den birçok arkadaşım, tatilde gelip bir ay boyunca orada kalıyorlar. Çocuklular için ideal, önü ünlü Ilıca Plajı.
Otel Müdürü Emin Çelik ve satış pazarlama müdürü Cihangir Canıyılmaz uçurdu bizi. Betûl Hanım’ın forsundan hepimiz yararlandık.
Alya, Bodrum’daki Yeşilyurtlular Sitesi’nin plajı mı, Ilıca Plajı mı daha iyi emin olamadı.
Rüzgâr ve dalga olmasa, hayat boyu gördüğüm en güzel plajlardan biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

AYRICA DEMLİK VE MONA

Haa unutmadan bir de Çeşme’de Demlik’e gittik sabah kahvaltısına.
O neydi ya! O nasıl bir köy kahvaltısıydı... O nasıl yumurtalardı... Gözlemelerdi... Bedenime ekleme son iki kilonun sebebi tahmin ediyorum orada yediğim ballar ve kaymaklardır. Tamamen doğal bir ortam, masaların etrafında kazlar dolaşıyor. Yolu Çeşme’ye düşenler mutlaka “Demlik”te kahvaltıya. Akşama İtalyan yemeği tercih ediyorlarsa, o zaman da bir zahmet “Mona”ya. Bence orası, Alaçatı’nın en iyi İtalyan’ı, Çeşme’nin Papermoon’u...

Yaz biterken karizmatik bir adam

Benim zamanım geldi, yazı kapatıyorum. Biraz da seviniyorum, insan an geliyor, rutinini özlüyor. Bavullar kapıda, Bodrum Yeşilyurtlular’dan ayrılıyoruz. Önce İstanbul, sonra önünüzdeki günlerde okuyacağınız ilginç bir röportaj için İspanya’ya uçuyorum. Adı M ile başlayan bir şehre, adı M ile başlayan gelmiş geçmiş en karizmatik adamlardan biriyle röportaj yapmaya. “Bayramda ne işim var?” demek istedim, ama hangi kadına sorduysam, “Deli misin o adam için gidilmez mi?” dediler.
Ben söz dinlerim, gidiyorum.
Kadınların bir bildiği vardır.
Yazarın Tüm Yazıları