Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Al sana “Onurlu barış”

“PKK da silahlı çözümden umudunu kesmiş, buna rağmen, teslim olmaz. Onurlu bir barış olması gerek”.

Terör her arttığında imdada yetişiyormuş gibi ortaya çıkan Barzani ve Talabani’nin bize söylediği sözler özetle böyle yorumlanabilir. “Onurlu barışı”, dünkü saldırıda, son şehitlerde bir kez daha yaşıyoruz. “Onurun” hangi anlama geldiğini PKK bir kez daha gösteriyor: Vur, kır, öldür.

Barzani Amerika’ya gidiyor, devlet başkanı gibi karşılanıyor. Türkiye’ye geliyor, Dışişleri Bakanı Davutoğlu kendisini “kardeşim” kucaklamasıyla karşılıyor. Barzani bize de, Amerika’ya da yıllardır olduğu gibi, “PKK terörünü durduracağına” söz veriyor. Şartı var: “Onurlu barış”.

Nedir o onurlu barış? PKK silah bırakacak ama, sonra ne olacak? Öcalan ev hapsine çıkacak mı? PKK’lılar dağdan inerse, onlara af gelecek mi? Silah bırakmadan önce, askeri operasyonlar sona erecek mi?

Şirin söylemlerle Kak Mesut (Barzani) ve Mam Celal (Talabani) “devrede” imiş, topluma günlerdir bu yönde umut pompalayanlar dünkü sekiz şehitten sonra ne söyleyecekler, merak ediyorum.

AF GELSE BİLE

Bir yurt dışı gezisinden döndükten sonra Tayyip Erdoğan Meclis’te BDP kulisine gidiyor, BDP’lilerle sohbet ediyor. O sohbet pek işe yaramıyor. Hükümet ile BDP arasında ipler yine gergin. Somut örnek, KCK üzerinden tutuklanan pek çok BDP’li belediye başkanı.

Ne BDP, ne de Barzani ve Talabani PKK’yı durdurabiliyor. PKK’nın saldırmadığı gün yok. Sadece Güneydoğu’da değil. Bazı büyük kentlerde de hem polise ve askere saldırıyor, hem bomba yerleştiriyor. Artık çok net:

PKK barış istemiyor, şuursuz biçimde saldırıyor. PKK’ya af ilan edilse bile, terörü durduracağına ilişkin hiç bir işaret yok. Bu durumda terör devam edecek, askeri operasyonlar sürecek, kırk yıldır olduğu gibi.

O halde Kürt Sorunu çözümünde yeni denklemlere ihtiyaç var.

-PKK ile olmuyor.

-Barzani ve Talabani ile olmuyor.

-Geriye BDP kalıyor, ama BDP de PKK’dan bağımsız hareket edemiyor.

DÜĞÜM BDP

Bu umutsuz tabloya rağmen, yine de Kürt Halkını tatmin edecek girişimlerin devamı şart. PKK ile halk arasındaki bağları kopartacak olan reform adımlarından başka bir şey değil.

Örneğin, anadilde eğitim ve öğretim, Kürtçenin seçmeli ders olması ilk anda terörü önlemeye yetmeyebilir. Ama, Kürt halkı üzerinde bunun orta ve uzun dönemde etkili olması beklenebilir. PKK bunu görüyor, onun için saldırılarını arttırıyor.

PKK teröre ne kadar ağırlık verirse, o kadar yalnızlaşmaya gidecek. Kürt Halkının PKK’ya eskisi kadar prim verdiğini söylemek zor. Burada temel nokta şu:

BDP bir biçimde kendisini PKK’dan arındırabilirse, çözüme en büyük katkıyı sağlayacaktır. Çözüm siyasi, düğüm BDP.

Kürtaj yasağı AKP’ye oy kaybettiriyor

KÜRTAJ ve sezaryen yasağına dönük açıklamalar kadınları haklı olarak sokaklara döküyor. Sokaklara çıkan kadınlar arasında AKP’ye oy verenler de var. Kürtaj ve sezaryen yasağı kadınları birleştiriyor. Bu birleşme siyasal sonuç veriyor.

Murat Gezici yönetimindeki Gezici Araştırma ve Geliştirme Şirketi 9-10 Haziran günlerinde 42 il, 194 ilçede araştırma yapıyor. Buna göre:

AKP’ye oy verenlerin yüzde 62’si kadın. Kadınlar açısından hayli yüksek bir oran. Herhalde türban ve benzeri alanlarda rahatlamadan dolayı.

AKP kürtaj ve sezaryene yasak getirirse, AKP’ye oy veren kadınların yüzde 7.6’sı, “oyum AKP’ye gitmez” görüşünü dile getiriyor.

Kadınlar açısından has bir duruş. Sadece sokaklara çıkıp bağırmakla kalmıyor, bunun siyasal yaptırıma dönüşeceğini vurguluyor.

Benzer olayı İtalya ve Brezilya 45 yıl önce yaşıyor. Aynı tartışmaların oy kaybettirdiğini görünce, iktidar sahipleri bu yasaklardan vazgeçiyor.

İstanbul’un üç tarafı deniz

YÜKLEN Allah yüklen, karayollarına yüklen. Ülke çapında yüklen, kentlerin içinde yüklen. Elli yıldır, altmış yıldır yüklen, sonuç İstanbul’un feci trafik manzaraları.
İstanbul trafiğine her gün altı yüz yeni araba giriyor. Her gün altı yüz araba. Bunu hangi yol, hangi altyapı kaldırır? Üstüne bir de köprülerde zorunlu bakım eklenince, İstanbul’da hayat duruyor.

Dünyada hiç bir kent bilmiyorum ki, hem üç tarafı denizle çevrili olsun, hem de deniz ulaşımında bu kadar güdük, eksik, çapsız kalsın. Elli yıldır, altmış yıldır deniz İstanbul’da ulaşım açısından hiç bir işe yaramıyor. Hiç bir iktidar İstanbul trafiğine deniz ulaşımı üzerinden katkı getirmeyi düşünmüyor.

Normalde zaten saç baş yolduran trafik, köprülerin bakımıyla birlikte İstanbulluları yoğun bakıma kaldırıyor.

X