Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Aktörün gecesi

Tufan TÜRENÇ

Ünlü karikatürist Altan Erbulak, tiyatroculuğa sonradan soyunmuş, kısa zamanda da usta bir aktör olmuştu.

Çok ünlü ve popüler bir insandı. Onunla sokakta yürümek olanaksızdı.

O geçerken, bütün esnaf işini gücünü bırakıp kapıya çıkar, ona laf atardı.

O da hiç üşenmez, hepsine laf yetiştirir, şakalaşırdı.

Renkli, hareketli ve sürekli gülen bir insandı.

İyi bir aktördü, ama rolünü sadece sahnede yapardı. Sahneden indiği an gerçek kimliğine bürünür, bizim tanıdığımız Altan olurdu.

Ben onun aktörlüğünden en ufak bir izi özel yaşamına taşıdığına tanık olmadım.

Bizim aramızda bir kez bile poz yaptığını, aktörcülük oynadığını görmedim.

Bu özelliğini şöyle açıklardı:

‘‘Aktörlük sahnede yapılır, sokakta değil. Usta aktör rol yaparken de gerçek kimliğini yitirmeyen adamdır. Öyle ‘Rolümü oynarken gerçek kimliğimi unutup oynadığım kişi oluyorum' lafları palavradır. Olmaz öyle şey.’’

Tiyatro, film, televizyon, gazete, dergi arasında mekik dokur, bu kadar yoğun çalışma temposuna rağmen her gün gazeteye uğramadan edemezdi.

Bazen bu kadar işi içinde gazeteye her gün nasıl geldiğini sorardım. O zaman gözlerini iri iri açar ve şöyle derdi:

‘‘Sana bir şey söyleyeyim mi, bu mürekkep kokusunu duymazsam hasta olurum.’’

* * *

Daha sonra tanıdığım bir sürü tiyatrocu ya da sinemacı arasında Altan Erbulak gibi olana pek az rastladım.

İki üç filmde ya da oyunda ufak tefek rollerde oynayanların bile poz üstüne poz kestiklerine, aktörüm diye kasım kasım kasıldıklarına çok tanık oldum.

Altan Erbulak gibi aktörlüğünü sahnede ya da sette bırakıp çıkanlardan biri de 30 yıllık dostum Tanju Gürsu’dur.

Geçen hafta küçük bir arkadaş grubu, Balıkpazarı'nda bir meyhanede toplanıp onun başarısını kutlamak amacıyla kadeh kaldırdık.

37 yıldır sinemaya aralıksız emek veren bir sanatçı olarak böyle önemli bir ödülü kazanmanın mutluluğunu yaşıyordu.

Ama bu sevincini biz çok eski arkadaşları ancak gözlerindeki ışıltıdan fark ediyorduk.

O her haliyle eski Tanju'ydu.

Orada, o meyhanede aktörlüğünden tamamen sıyrılmış, gerçek kimliğine bürünmüştü.

Tıpkı Altan Erbulak gibi kendini yaşıyor ve arkadaşlarıyla birlikte olmanın mutluluğunu tadıyordu.

* * *

Tanju, Yeşilçam'a 1961 yılında atım atmış, ondan sonra da bir daha kopamamıştı.

Türk sinemasının en parlak yıllarını yaşamış, yüzlerce filme imzasını atmıştı.

Sokaklarda yürüyemeyecek kadar zirvelere çıkmış, ama yine de birçokları gibi şımarmamış, gerçek kişiliğini yitirmemişti.

Daha sonraki yıllarda Yeşilçam'ın uğradığı depremi saniye saniye yaşamış, ama o çilekeş sinemayı bırakıp hiçbir yere gitmemişti.

Hem aktör, hem yapımcı, hem işletmeci olarak çok para kazandığı dönemde de, karın tokluğuna çalışıldığı dönemde de Türk sinemasının neferi gibi çalıştı.

Son yıllarda yeniden hareketlenmeye başlayan Yeşilçam, bu özverisinin karşılığını ödedi. Ona önemli bir ödül kazandırdı ve onu onurlandırdı.

Bu nedenle çok mutluydu.

Özverilerle dolu geçen 37 yılın birikimiyle kazandığı ödüle burun kıvırmaya kalkanlara kırgındı, ama kızmıyordu.

O, o gece vatandaş Tanju olarak, arkadaşlarıyla birlikte mutluluğa kadeh kaldırıyordu.

X