Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Akşener'in beklediği yanıt

Oktay EKŞİ

Bu sütunda aralık ayında yayınlanan iki yazıma Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener Hanım'ın verdiği yanıtı umarım dün okumuşsunuzdur.

Sayın Akşener beni ‘‘kendisi hakkındaki iddialarımı ispata’’ davet etmeseydi, bugün bu sütunu aynı konu için kullanmak zorunda kalmazdım.

Sayın Akşener benim kendisini ‘‘çete kurmakla’’, ''devlet olanaklarını kullanıp terör yapmakla'' ve ‘‘telefonları gizlice dinleterek Anayasa suçu işlemekle’’ suçladığımı, hatta kendisine hakaret ettiğimi ileri sürüyor.

Önce belirteyim:

Yazılarımda bulunan o suçlamalar ‘‘kendisine’’ yönelik değil. Örneğin onu ‘‘çete kurmakla’’ suçlamamışım. Ama ona Hürriyet Gazetesi mensuplarının -içinde suç unsuru bulunmayan- telefon konuşmalarını banda alıp getirerek kendisiyle işbirliği içine girenleri ‘‘çete’’ olarak nitelemişim.

Telefon dinleme eyleminin (daha sonra kendisinin de kabul ettiği gibi) bir Anayasa suçu olduğunu söylemişim.

Hata mı etmişim?

Dinlenen telefonları basın toplantılarıyla afişe etmeyi kınayarak ‘‘Akşener'in şimdi bu çirkin eylemi işportaya düşürdüğünü’’ söylemişim.

Yanlış mı ifade etmişim?

Sayın Akşener'e sormak gerekir:

Kendisi hukuka saygılı bir politikacı olsaydı, 4 Eylül 1996 tarihinde Doğan Medya Grubu'na mensup basın organlarını hedef alan ve ‘‘Masa başında uydurduğunuz senaryoları, televizyon ve gazetelerinizde yalanlarla bezeyerek bu milleti daha fazla tahrik etmeyiniz’’ diye başlayan sonra da:

‘‘Günlerdir teşkilatlarımıza ve gençlerimize yaptığımız yoğun telkinler sonucu, bugüne kadar arzu edilmeyen bir olayın vuku bulmasını engellemeyi başardık. Hâlâ engel olmaya çalışıyoruz. Ancak bugünden sonraki gelişmelerin karşısında, Çiller fanatiği gençlerimizi tutmakta zorluk yaşayacağımız kanaatindeyiz. Bu sebeple söz konusu medya grubunun yöneticilerini uyarıyoruz’’ diye devam eden sözleri söyler miydi?

Bu beyanı eğer hukuka saygılı bir zihniyeti yansıtsaydı, DSP Milletvekili Hakan Tartan tarafından ‘‘sahibinin sesi’’ olmakla, TBMM'deki tanınmış üyeler Uluç Gürkan, Agah Oktay Güner ve Murat Başesgioğlu tarafından ‘‘basını tehdit edip gözdağı vermeye çalışmakla’’ suçlanır mıydı?

Ve Akşener hukuk dışı eylemlere eğilimli olmasaydı, ayrıca usul erkân dinleseydi kendi Emniyet Genel Müdürü'nün makamını bir gece yarısı basıp yerine yenisini oturtur muydu?

Keza yukarıdaki sözleriyle yasa dışı eylemlere destek veren bir zihniyeti dile getirmeseydi Kasım 1996'da kendisinin İçişleri Bakanı olmasından sonra Türkiye'de aynı şekilde DYP'nin liderini kızdıran yayın yaptıkları için, 4 Mayıs 1997'de Flaş TV'ye DYP'lilerin silahlı baskın düzenlemesi yaşanır mıydı? Aynı TV'nin Bursa'daki merkezi polis tarafından basılır mıydı? 14 Mayıs 1997'de Hürriyet Gazetesi kurşunlanır mıydı?

Hadi bunlar oldu diyelim... Gerçek faillerin Akşener döneminde yakalanması beklenmez miydi?



X

YAZARIN DİĞER YAZILARI