Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AKP verdiği sözü tutarsa, PKK kaybeder

AKP’nin Güneydoğu’da kazandığı oyları biraz daha yakından incelediğinizde, son derece önemli bir durumla karşılaşıyorsunuz. Kürt sorununun üstesinden gelinme imkanının doğduğunu görüyorsunuz. AKP, PKK’ya büyük oranda darbe vurabileceğinin işaretini verdi. Ne yapması gerektiği açıkça ortaya çıktı.

Medyada mutlaka gözünüze çarpmıştır.

 

Ak Parti (AKP) Doğu ve Güneydoğu’daki oyların yüzde 53.14’ünü aldı. 2002 Genel Seçimleriyle karşılaştırıldığı takdirde, oylarını yüzde 26.57 oranında arttırdığı ortaya çıkıyor.

 

Bu, son derece önemli bir işarettir.

 

Örnek olarak birkaç kenti ele alalım:

 

Eskiden Diyarbakır ve Batman gibi kentler DTP’nin kaleleri sayılırdı. Bu seçimde bu kentlerde AKP yükselmiş, DTP Diyarbakır’da 9 puan, Batman’da 7 puan kaybetmiş.

 

Buna karşılık DTP, bölgenin en fakir kentlerinde yükselmiş: Hakkari’de 10 puan, Iğdır ve Muş’ta 8 puan, Şırnak’ta 6 puan artmış.

 

Bu karşılaştırmalar ve AKP’nin kazandığı diğer bölgeler incelendiğinde, ortaya çok çarpıcı bir gerçek çıkıyor. Nerelere daha çok yatırım yapılmış, nerelerde ticaret ve sanayi daha fazla gelişmiş, nerelere daha fazla su-elektrik-yol gibi temel hizmetler götürülmüşse, oralarda AKP oy patlaması yapmış.

 

Bu veriler bize, eskiden beri söylenen ancak pek gerçekleştirilmeyen bir görüşün doğruluğunu gösteriyor.

 

Yöre halkının ekonomik koşulları düzeltildiği, işsizlik azaltıldığı zaman, Kürt sorunu hafifliyor. PKK, etkinliğini yitirmeye başlıyor.

 

AKP nerelerde kazanmışsa, dikkat edin oralardaki hayat standardının yükselmeye başladığını görebiliyorsunuz.

 

Halk karnının doymasını istiyor. Çocuğunun eğitimini ve sağlığını güvenceye almaya çabalıyor. Bu koşullarda da PKK etkinliğini yitirmeye başlıyor. PKK’nın elindeki en önemli koz, halka dönüp “Türkiye Cumhuriyeti size insan muamelesi yapmıyor. Fakir bırakıyor” demesidir.

 

Üstelik dikkatinizi özellikle çekmek istiyorum: Bu kadar oy patlaması yapan AKP, Kürt sorununu ve Türkiye’nin hatalarını kabul eden bir partiydi.

 

Ancak, sözde kabul etmekle kalmış, gerisini getirmemişti. Siyasi mesajını sürdürmemiş, buna karşılık hizmet götürmeye öncelik vermişti.

 

Demek ki olabiliyormuş.

 

Demek ki, önümüzdeki yıllarda Güneydoğu’ya yatırım, hizmet götürdüğümüz, işsizliği azaltmaya başladığımız takdirde, Kürt sorununu çözemesek dahi, hiç değilse yaşanabilir bir düzeye indirebileceğiz. PKK’nın etkinliğini de önemli oranda azaltabileceğiz.

 

Ben bu gelişmeyi çok önemsiyorum.

 

Memnuniyetle karşılıyorum.

 

Bakalım AKP de bunu görecek ve yatırım kampanyasını sürdürebilecek mi?

 

DTP’nin Meclis’e girdiği bu dönemde, Kürt sorununda bir ümit ışığı görüyorum.

 

İnşallah yanılmam…

 

ULUSALCILAR SUÇLUYU BULDULAR...

 

Hayretler içinde izliyorum.

          

Yıllardan beri, köşe yazılarında olsun, TV ekranlarında olsun, ülkeyi kurtarma adına adeta bir sözlü-yazılı bir terör fırtınası estirenler şimdi büyük bir merakla izleniyorlar.

          

Aman Allah’ım, inanılır gibi değil.

          

Neler yazılıyor, neler konuşuluyor.

          

Bilmem hiç izlediniz mi?

          

Türkiye’yi Avrupa’ya karşı savunduğunu ilan edenlerden tutun, ülkenin nasıl büyük bir irtica tehdidi altında bulunduğunu ileri sürenlere kadar hepsi mosmor. Ancak yine de işin ucunu bırakmıyorlar.

          

Bir bölümü, asıl sorumlu olarak Deniz Baykal’ı yakaladı. Sanki Baykal olmasa, AKP bu kadar oy kazanamayacakmış gibi davranıyorlar. Tüm sorumluluğu Deniz Baykal’ın sırtına yüklüyorlar. Son derece haksız davranıyorlar, ancak faturayı bir kişiye yıkma eğilimi ağır basıyor.

          

CHP’lilere bakacak olursak, onlar da suçu merkez partilerine yüklüyorlar. Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu’nun beceriksizliklerinin oyları AKP’ye kaçırdığının üzerinde duruyorlar.

          

Bir diğer bölümü ise “Biz yazdık, ancak millete anlatamadık” diye, hiç değilse daha namuslu davranarak günah çıkartıyorlar.

          

Bir başka kesim var ki, halkı dangalaklıkla nitelemeye kadar gidiyorlar. Tamamen cebini doldurmak için vatanı satmakla suçluyorlar.

          

Ulusalcı cephe, bir türlü Türkiye’yi doğru dürüst okuyamadıklarını kabul etmiyor. Demokrasiye inanıyorlarsa, AKP ile mücadeleyi yine demokratik yollardan sürdürmeleri gerektiğini bir türlü içlerine sindiremiyorlar.

 

Eğer bu cephenin dediklerine inanacak olursak, şimdi karalar bağlamamız gerekiyor.

 

Türk halkının yarısının irtica istediği sonucuna mı varacağız?

Söz konusu değil.

 

Türk halkı dünyaya açılmak, Türk halkı iş sahibi olmak, Türk halkı zenginleşmek istediğini, istikrar içinde bu beklentilerinin karşılanmasını arzuladığını ortaya koydu.

 

Hadi gelin, nasıl siyasetçiler yeni bir sayfa açmaktan söz ediyorlarsa, medyada da bizler yeni bir sayfa açalım.

 

Birbirimizle kavga etmek, birbirimizi lekelemek yerine düzeyli bir diyalog başlatalım.

 

Ne dersiniz?

 

AĞAR, SÖZÜNDE DURAN TEK SİYASİ...

 

Herkes sözler verdi.

 

Seçilirsem şunu yapacağım, bunu yapacağım diyerek fırtınalar estirdiler.

 

Seçim bitti. Acaba şimdi birileri çıkıp “verdiğin sözleri tut bakalım” diyecek mi?

 

Liderler arasında bu defa, sözünü hemen tutan Mehmet Ağar oldu.

 

İstifa ederim” demişti ve doğrusu bu ya, ilk sonuçlar gelmeye başlar başlamaz hemen istifasını bastı.

 

Aferin Mehmet Ağar’a.

 

Kamuoyu gözünde daha da büyüdü. Belki istediğini elde edemedi, ancak siyasete saygınlık getirdi.

 

TARHAN ERDEM VE İSMET BERKAN’IN ZAFERİ

 

Benim Tarhan Erdem’e hem büyük saygım vardır, hem de sağduyusuna inanırım. KONDA’nın anketlerini de daima beğeniyle izlerim. Seçim öncesindeki en son anketini RADİKAL gazetesinin manşetinde okuduğum zaman hiç tereddüt etmedim. Zira KONDA namusludur. Anket sonuçlarıyla oynamaz. Olsa olsa ankete yanıt verenler şaşırtmış olabilirlerdi.

 

Tarhan Bey’in sonuçları ve İsmet Berkan’ın bu sonucu RADİKAL’e manşet yapması, birden medyayı karıştırdı. Ulusalcılar cadı avına çıktılar ve her ikisini de hain ilan ettiler.

 

Seçim gecesi ise Erdem-Berkan ikilisinin gözleri pırıldıyordu, malum takımın suratı asılmıştı. Doğruyu gören ve gösterenler kazanmıştı. Kendilerine Ulusalcı diyen, AB’ye karşı cephe oluşturanlar hala etrafta mosmor dolaşıyorlar. Hala direnip, abuk sabuk gerekçeler bulmaya çalışıyorlar. Hala Türkiye’yi doğru okuyamadıklarının farkında bile değiller.

 

SEVİLMENİN EN GÜZEL GÖSTERGESİ

 

Geçen Cumartesi günü Feride Donat’ı toprağa verdik. Ani ölümü hepimizi çok etkilemişti. Atilla’nın acısını paylaşmak için Teşvikiye Camii’ni doldurduk.

 

Etrafıma baktığımda Feride-Atilla çiftinin ne kadar sevildiklerini daha iyi anladım. Aslan gibi iki oğul (Ali ile Ömer) babalarının yanında dimdiktiler. Öylesine bir kalabalık vardı ki, 45 dakika kuyrukta beklenmeme rağmen Atilla’ya ve çocuklara başsağlığı dileyemedim. Cumartesi olmasına rağmen, Feride ve Atilla’yı sevenler koşuşmuşlardı.Sevilmek ne güzel bir şey. Donatlar, zaten sevilmeyecek insanlar değillerdi.

 

Feride’yi biz unutmayacağımız gibi, organlarını bağışlayarak üç ayrı kişiye de hayat verdiği için hiç kimse unutmayacak.

 

AHMET SAN, GECELERİMİZİ RENKLENDİRİYOR

 

İstanbul’un renkli dünyasını bilenler onu da çok iyi tanırlar. Büyük organizasyonlara imza atmasıyla bilinir. Her defasında da işlerin altından kalkmayı becermiştir.

 

İstanbul’un gece yaşamını kasaba görüntüsünden kurtarıp ışıklandıran isimler vardır. Erkan Özerman bunların başında gelir. Türkiye’ye ilk defa dış dünyanın renklerini getiren kişidir. Ahmet San bu mesleğe Özerman’ın yanında başladı ve ardından büyüdü.Ünlü isimleri sadece TV’lerde seyretmeye alışmış olan bizim kuşak, bir gün Ahmet San’ın sayesinde de dünyanın en tanınmış isimlerini görebildi.

 

Ahmet San bir süredir ARENA’da hayatımızı neşelendiriyor. Artık ünlülere alışmış olan İstanbullular’a damak tadı veren sanatçılar getiriyor. Arena başlı başına bir olay oldu. İstanbul’un en hoş mekanlarından birine dönüştü...

X