Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AKP’nin on yılında terör

BAŞBAKAN Yardımcısı Bülent Arınç, “Terörle mücadelede 30 yılın en başarılı hükümeti biziz” dese de 1990’larla kıyaslanır bir noktaya gelindiği, daha dün 12 şehit polis-askerle yüreklerin bir kez daha yandığı ortada.

İktidarda 10 yılını tamamlamakta olan kongre sürecindeki AKP üzerinde önümüzdeki günlerde çok tahlil yapılacaktır, ben buna terörle başlayacağım.

Ta başından inandım ve yazdım ki, adı ne konursa konsun şu iki nedenle bu sorunu çözebilecek Cumhuriyet tarihinin en uygun iktidarı AKP’nin idi:

1- Kürt seçmen arasında PKK’dan daha geniş taban bulan ilk partiydi.

2- Önemli Kürt siyasal önderleri AKP yönetiminde, Başbakan’ın çevresindeydi.

Peki ne oldu da bugün sorun daha derinleşti, daha can yakıcı oldu?

En büyük sorun zikzak

AKP, bu gücünü sorunu çözmek yerine, çoğu başka konularda da olduğu gibi, oy kaygısı ile (Maalesef tüm partiler de bu yolda) çatışma noktasına gitti.

Soruna dindaşlık temelinde çözümün daha kolay olduğuna inandı; o nedenle ki sıkıştığı noktada PKK’ya desteği azaltmak düşüncesiyle ‘Zerdüştlük’ silahını kullandı, ancak bu silah dindar Kürt üzerinde ters etki yaptı.

Öcalan’ın yakalanmasından sonra büyük darbe yemiş olan PKK’nın halkla bağını kesecek girişimler için en elverişli ilk 5 yıl (2’si koalisyon, 3’ü AKP döneminde) heba edildi; PKK da bundan yararlanıp terörü yeniden tırmandırınca Başbakan, Diyarbakır’a gidip, “Kürt sorunu benim” dedi.

Açılım başlatıldı ve geç de olsa hükümetin sorunu çözeceği inancı oluştu.

Önce, asker operasyondan çekildi, ama bu dengeli bir çekiliş olamadı. 

Daha da önemlisi, sonraki süreçte izlenen zikzaklar umutları giderek yok etti.

Çünkü, dünya örnekleri gösterdi ki, bu tip bir sorunu çözerken, muhatabın terör örgütü olduğu unutulmadan ısrarla aynı çizgide yürümek şart, “Terör ayrı, haklar ayrı” temelli güvenlikçi politika izlense de,‘açılım’ dense de...

Yani müzakereye başladıysan, Habur’da tökezlemenin bedeli karşılanmalı. Ama Habur’dan “Ben olsaydım asardım” noktasına döner, sonra da, “Masaya yeniden oturalım” dersen zemin kazanan terörden beslenen örgüt olur.

Önce iç ve diş huzur

Öte yandan, ‘One minute’ ile başlayan, Mavi Marmara’da zirve yapan İsrail politikası, Suriye-Irak-İran üçlüsüyle eşzamanlı ‘düşman’ noktaya gelinmesi de yeni bir ‘güvenlikçi mücadeleye’ dönüşe katkı yapmaz, zarar verir.

(Genel kanı, işin bu dış boyutunun hükümetin ortak tutumu ile değil de Dışişleri Bakanı’nın görüşü temelinde geliştirildiği yönünde, ama neyse.)

Kadın ve gençlerin hangi saikle PKK’ya destek verdiğine bakılmadı; bunun ana nedeninin aşiret, aile ve feodal baskıya direniş olduğu görülüp bu yapı devlet tarafından kırılmayınca da PKK’ya alan bırakıldı.

Muhatap konusunda kafalar karıştı; BDP, Kandil, İmralı, KCK zaman zaman çatışan yapılar gibi görüldü, oysa hepsi, hiç de çatışmayan tek bloktu.

Böyle olunca da bir “PKK ile mücadele, BDP ile müzakere” dendi, bir “BDP Kandil’e gitsin, Meclis’te istemiyoruz” denildi.

Son nokta ise hükümet politikasına yön veren isimlerin, BDP ve Kandil’e, “Yaptıklarınızla Öcalan’ı İmralı’ya gömüyorsunuz” diye seslenmesi.

Öcalan’ın gömülmesine, ‘Meğer doğru adres oymuş’ diye mi karşı çıkılıyor?

Eğer böyleyse, ‘O zaman sen gömme’ denebilir ve Öcalan ile ne görüşüldü, hangi sözler verildi, hangileri yapılmadı, gibi sorular sorulabilir.

Daha yazacak çok şey olsa da tüm bunların ötesinde çözüm için en acil ihtiyaç iç huzur ve barış, ama bunu sağlaması gereken iktidar umut vermiyor.

AKP, ‘Güç/söz benim’ kompleksini atamıyor,  “Meclis’te sadece terörü çalışalım” önerisini kim getirirse getirsin, içinden çıkan TBMM Başkanı da olsa, muhalefet de olsa hemen ateş püskürüyor.

X