Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AKP’nin iktisat politikası (3)

BUNDAN önceki iki yazıda, AKP’nin izlediği iktisat politikasını ve 9 yıllık iktidar döneminde elde ettiği başarılı sonuçları özetlemiştim.

Bugün AKP’nin bundan sonra izleyebileceği iktisat politikası üzerinde duracağım. Çünkü hayat bize, hiç bir şeyin sürekli “geldiği gibi gitmeyeceğini” söylüyor. Zaten iktisat da “dalgalanma” demektir. Kısaca, fayda yaratan her “sebep-sonuç” ilişkisi mutlaka bir tepe noktasına ulaşıp oradan geri gelir. Buna iktisatta “azalan verim kanunu deniyor”. Mesela insan, gıda almadan yaşayamaz. Ne kadar iyi beslenirse, o kadar sağlıklı olur. Ama aşırı beslenirse, sağlıksız oluyor. Demek ki, gıda bir kerteye kadar insana yarar sağlıyor, bir kerteden sonra zararlı olmaya başlıyor.  

KAMU BORCUNUN MİLLİ GELİRE ORANININ AZALMASI

AKP’nin iktisadi başarı listesinin başında “kamu borcu” ile “bütçe açığı” miktarlarının milli gelire oranın düşmesi gelmektedir. Bu hesaplamalarda yapılan ölçme hatalarını yok varsayıyorum. AKP kurmayları bu sayede Avrupa kriz içinde debelenirken Türk ekonomisi sakin sularda seyreden bir gemi gibi yol almaktadır demekteler. Bu borç oranı düşmesi daha ne kadar sürebilir? Önce kamu borcunun milli gelire oranın düşürülmesi konusunu irdeleyelim. AKP’nin bu amaçla kullandığı yöntemlerin hepsi Turgut Özal tarafından hayatımıza sokulmuştur. Bunlardan biri de “Yap İşlet” veya “Yap-işlet-Devret” modelidir. Bu modelde bazı projeler yasa marifetiyle “tekel” konumuna getirilmektedir. Sonra bu tekel imtiyazı, bedelli veya bedelsiz özel sektöre devredilmektedir. Böylece, kamunun doğrudan yatırım mecburiyeti azalmakta, dolayısıyla borçlanma ihtiyacı da düşmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus var. Mesela, Hava Limanları, Enerji Dağıtımı, İzmit Körfez Geçişi, Üçüncü Köprü veya Nükleer Santral gibi projeler yerli ve yabancı girişimcilere bırakılırken devlet “gelir tavizi” vermektedir. Yani hem bu projelerin müstakbel gelirlerinden vazgeçilmekte hem de bu firmalara “asgari gelir garantisi” verilmektedir. Çoğu kez döviz cinsinden verilen “asgari gelir ve/veya fiyat garantisi” aslında kamunun konsolide bilançosuna dâhil edilmesi gereken yükümlülüktür. Yani kamu borcudur. Karar işletmecilik yönünden doğru bile olsa, yapılan “borç düşürme” değil, bilanço güzelleştirmesidir.

YABANCI FİNANSMANCILAR BİR GÜN UYANACAKTIR

Ben, yabancı finansörlerin bu gerçeği fark ettiğini sanıyorum. Dolayısıyla özel sektörce üstlenilen dev projelerin dış finansmanını bulmada zorluklar yaşanmaktadır. O zaman kamu belki de kendisi doğrudan borçlanarak veya aynı anlama gelen “Hazine garantisi” vererek kamu borcunu arttırmak zorunda kalacaktır. Aksi takdirde yatırımlar aksayacaktır. 

Sürdürülemez hale gelen cari döviz açığı azaldıkça iki şey olacaktır. Birincisi, dolaylı vergiler düşeceğinden, bütçe açıkları artacaktır. İkincisi “iç piyasa” büyümesi, milli gelir artış oranının altında olacaktır. Bu da halkın dokuz yıldır tadını çıkardığı “milli gelirden fazla harcama” alışkanlıklarından vazgeçmesini
gerektirecektir.

Son Söz: Her çözüm, kendi sorununu; her sorun, kendi çözümünü içinde saklar.

X