Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

AKP’nin iktisat politikası (2)

EN yalın tanımıyla iktisadi kalkınma “sermaye birikimi”dir. İktisadi bağlamda sermaye denince “fizik sermaye” anlaşılmalıdır.

Fizik sermaye, insan yapması yol, baraj, fabrika, hava ve deniz limanları, ulaşım ve iletişim sistemleri, hastane, okul, konut ve işyeri binaları ve de katma değer yaratmaya yarayan her tür makine ve teçhizat demektir. Bir zamanlar solcu iktisatçıların dillerinden düşürmedikleri “finans kapital” tabiri yukarıda tanımı yapılan fizik sermayenin kendisini değil, kime ait olduğunu gösterir. Kalkınmak isteyen bir ülkenin yönetimini üstlenen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin fikir önderleri tüm dikkatlerini “sermaye birikimi” üzerine yoğunlaştırmıştır. Halkın refahını arttırmak için iktidara gelen “Milli Serveti” düşük ülke yöneticilerinin ilk iş olarak “yabancı sermaye” avına çıkmasının sebebi budur.

BOL OLAN ZENGİNLİKTEN KIT OLAN ZENGİNLİK YARATILMALIDIR

Geçenlerde yazdığım “Milletlerin Zenginliği” başlıklı üç yazıda, bunun üç bileşenden oluştuğunu anlatmıştım. Bu zenginliklerin sırasıyla, 1) Doğal, 2 ) Fizik ve 3) Beşeri sermaye oluğunu öğrenmiştik. Milli geliri artırma denilen süreç tabiri caizse “helva yapmak” gibidir. Bunun için, un, yağ ve şekere ihtiyaç vardır. Bu bileşenlerden sadece biriyle helva yapılamaz. Üçü belli oranda karıştırıp pişirilirse, helva meydana gelir. Bu noktada akılda tutulması gereken husus “kıt olan kaynağın” milli gelir artışının dar boğazını teşkil ettiğidir. Aynen bir zincirin maksimum taşıma gücünün, en zayıf halkasının taşıma gücünden fazla olamayacağı gibi ortada bir fiziksel kısıt mevcuttur. Böyle bir durumda, iktisadi kalkınma modeli oluşturanlar, eldeki en bol kaynağın bir kısmını, en kıt kaynağa dönüştürebilirlerse, milli gelirin büyüme hızının önündeki kısıt kalkar. Ülke daha hızlı kalkınmaya başlar.

DOĞAL SERVETİ, FİZİK SERVETE DÖNÜŞTÜRME

Türkiye gibi “sermaye birikimi düşük” ülkelerde kıt olan kaynak, adı üstünde sermayedir. Türkiye’de en bol kaynak ise devletin mülkiyetindeki “toprak” yani arazidir. AKP’nin iktisat kurmayları, “sermaye birikimi” sorununu çözmek için, yabancı sermaye çekme yanında içeride de Turgut Özal’ın “rantlarla sermaye birikimi yaratma” yöntemini benimsemiştir. Burada kullanılan özdeşlik “toprak eşittir servet”, “servet eşittir sermaye”dir. Bu iki cümleden çıkan mantıksal sonuç “toprak eşittir sermaye”dir. Ancak toprağı, sermaye dönüştürmek için bir mekanizma gereklidir. Bu mekanizma, kırsal arazileri kentsel arsaya dönüştürme ile arsaların imar yoğunluğunu artırmadır. Bu suretle “mekân rantları” oluşmaktadır. Yani “âtıl duran doğal servet” hem bina şeklinde fizik servete hem de kâr olarak “finans kapitale” dönüşmektedir. Yaratılan “finans kapital” pek tabii derhal “fizik kapital” inşasına tahsis edilmektedir. Böylece, Türk ekonomisinin büyümesi hızlanmaktadır.

POLİTİKANIN FİNANSMANI

“Rantlarla Sermaye Birikimi” sağlama yönteminin çok önemli ikinci işlevi politikanın yapmanın finansman sorununu çözmesidir. Bu bereketli yöntemi iyi kullananların öncüsü bir zamanların İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Bedrettin Dalan’dır. Bu yöntem kendisinden sonra gelenler tarafından kullanılmış ve günümüzde siyaset “belediyesiz olmaz” aşamasına gelmiştir.
Son Söz: Çorbayı dağıtan, kepçeyle içer.
Özür ve düzeltme: Çarşamba günkü yazıda, Türkiye’nin 9 yıllık “milli geliri” (2011 dolar değeriyle) 6700 dolar çıkmıştır. Dogrusu 5770 dolardır. Buna göre “milli gelir” ile “milli harcama” farkı yüzde 5 dolayındadır. Dolayısıyla 9 yıllık ortalama “milli harcama” oranı kabaca % 10,2’dir.

X