AKP, hac ve umreyie rant kapısı yaptı...

Umre'ye gidenlerin sayısı 20 bin kişiye yükseldi.

UMRE'ye bu yıl gidenlerin sayısı 200 bin kişiyi buldu, bu nedenle 'rekabet' büyüyünce hac ve umre ziyaretleri 'tarikat, cemaat ve şeyh' gruplarına iyice açıldı.

Haberin Devamı

Bakanlar Kurulu karar almasına karşın Kültür ve Turim Bakanlığı'nın dayatması sonucunda hac ve umreye yolcu götürecek acentalarda aranan koşullar değiştirildi.

Dün bu konuda birçok mesaj aldık. Bunlardan birini örnek olarak yayınlıyoruz:

"Biz aşağıda ismi ve imzası bulunan Seyahat Acentaları olarak, yıllardan beri ülkemizi tanıtarak dünyanın her yerinden turist getirmek suretiyle memleketimize döviz kazandıran kuruluşlarız. Türkiye’ye gelen 20 milyon turist ve 18,5 milyar dolar döviz girdisi bizlerin faaliyeti sonucu gerçekleşmiştir.

Bakanlar Kurulu, 1989 senesinde almış olduğu kararla Türkiye’de hac organizasyonunu Diyanet İşleri Başkanlığı yanı sıra bir önceki yıl yurtdışından en az 1.000.000.- $ döviz getiren (A) grubu seyahat acentalarına da, getirdiği döviz miktarına göre kota tahsis etmek suretiyle vermiştir.

1989 dan 2000 yılına kadar Türkiye’de hac organizasyonu ile ilgili seyahat acentaları kurumsallaşmış ve bugün Türkiye’ye en çok turist getiren şirketler kendi hac departmanlarını oluşturmuşlardır. Bunun neticesi olarak Türkiye, İslam ülkeleri arasında hac organizasyonunda her yıl Suudi Arabistan tarafından en başarılı ülke olarak seçilmektedir.

2000 yılında Bakanlar Kurulu'nca alınan bir kararla, Diyanet ve Acenta ayırımı yapılmaksızın hac organizasyonu serbest rekabete açılmıştır. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye’deki yapılanması en ücra köy ve kasabalara kadar uzandığından, elindeki bu gücü kullanarak, tüm müftülük ve camilerde yaptığı propaganda neticesinde Hacı adaylarının kaydederek Seyahat Acentalarını devre dışı bırakmaya çalışmıştır. Bu sistem 2005 yılına kadar devam etmiştir.

Bu süreç içerisinde serbest rekabet esaslarına göre hacıların kayıt edilmesi, emekli imam veya görevdeki din adamları, cemaatler, tarikatlar eliyle yapılmakta ve hacı adaylarını, insan onuruna yakışmayacak şekilde kelle başı pazarlıklar yapmak suretiyle üzerlerinden haksız kazanç elde edilmekteydi.

Bu arada parasını ödediği halde hacca götürülmeyen veya bu sene kota doldu gelecek sene götürürüz kısmetin yokmuş gibi kandırılan hacı adayları veya Suudi Arabistan’a götürülüp taahhüt edilen yerlerde konaklattırılmayan, hatta caddelerde terk edilen hacılar da olmuştur. İşin vahametini gören ilgili kurumların girişimleri sonucu 2005 yılında çıkarılan yeni bir kararname ile hac kayıt sistemi tekrar, kota esasına dayalı olarak Merkezi Kayıt şeklinde değiştirilmiştir. Yeni sistemde her acentaya belirli bir kota verilerek hacıların direk kaydının yapılması sağlanmış ve böylece çeşitli hacı simsarları, cemaatler ve tarikatlar devre dışı bırakılmıştır.

Dolayısıyla, Suudi Arabistan tarafından Türkiye’ye tanınan Hac kotasının %60’lık kısmı Diyanet İşleri Başkanlığı, %40’lık kısmı da seyahat acentaları tarafından organize edilmeye başlanmıştır. Bu sistemle acentaları daha da organize olarak, yemek, servis, hediyelik eşya ve kayıp bürolarının açılması gibi hacı adayının menfaatine yönelik müşterek organizasyonlara girmek suretiyle hizmet kalitesini en üst seviyeye yükselterek, hacıların memnuniyetini büyük ölçüde arttırmışlardır.

Ancak, 2005 yılında Bakanlar Kurulu Kararı değiştirilmediği halde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın dayatması doğrultusunda daha önce kriterlerden biri olan, en az 1.000.000.- $ döviz getirme esası kaldırılarak yerine, “2 sene umre veya 1 sene hac organizasyonu yapmış olmayı” kriter olarak koymak suretiyle serbest rekabete açmıştır. Bu sistemle de eskiden olduğu gibi tekrar, cemaat ve Şeyhlere prim vermişlerdir. Bu kararla AKP’li bakan giderayak sistemi kendi tabanından olan emekli imam ve umre acentalarına teslim etmiştir. İşin vahameti ve tehlikenin boyutunu, geçmiş senelerden bilen insanlar olarak da, bu sene hacca gidecek insanların mağdur olacağını düşünerek sizlerin ve kamuoyunun dikkatini çekmek istiyoruz. Olayı incelemenizi ve kamuoyunu bilgilendirmenizi istirham ederiz.

R. Şamil YAŞACAN ve bir grup seyahat acentası sahibi

(0242-312 22 02/0532-471 30 30)

Bir mizah yazarından 'ulusa' sesleniş!..

YAZARLIĞINDA 27, çizerliğinde 29 yılı geri bırakan Cihan Demirci, Başbakan'ın fıkralarını kitaplaştırmış... "Ancak" diyor: "Böylesine yoğun bir baskı altında yaşadığım dönem hiç olmamıştı. 22 yıldır kitap yayınlıyorum, 22 yılda 32 kitabım yayınlandı. Bu kadar zor yayınlayabildiğim bir kitap hiç olmadı."

Çalıştığı yayınevinin, kendilerince haklı nedenlerle, hazırladığı 'TRE Garantili Fıkralar' kitabını basmak istemediğini, kitabın avukatlarda gezindiğini, baskı aşamasında da kalakaldığını, sonunda Turkuaz Kitaplığı'nca yayınlanabildiğini anlatan Demirci, Yıldırım Akbulut için bile onlarca fıkra kitabı çıktığını, Başbakan Erdoğan için 5. yılda ilk kez çıktığını ama "Yaratılan korku ve baskı ortamının buna engel olduğunu" söyledi.

Demirci şöyle konuştu:

"Görülmemiş düzeyde dinci-faşizan bir baskı altındayız. Böylesi ortamda 1.5 yıl uğraştıktan sonra 'RTE Garantili Fıkralar' kitabını yayınlayabildim. Medyamız ne kadar haber yapacak, ne kadar yer verecek, toplum ne kadar sahip çıkacak onu da bilemiyorum. Bu kitap şimdilerde unuttuğumuz ve ancak davalarla anımsadığımız mizahın o benzersiz 'muhalif' gücü adına ve güzel günlere olan (ampulsüz günlere!) özlemle yazıldı. Korkmadan okuyalım, bu kitaba sahip çıkalım, ürkerek, tırsarak yaşarsak, zaten sahibi olamadığımız(!) bu zavallı ülke hepten elimizden gidecek. Halkımdan ses bekliyorum!

Bu fıkraları kendimi tatmin için yazmadım. Sadece piknik kıvamında mitingler düzenlemekle bir ülke kurtulmaz; Anıtkabir'e yürümekle de... Daha fazla cesaret için kolları sıvamanın zamanı geldi de geçiyor..." damdakimizahci.blogspot.com

GÜNÜN SÖZÜ

"AKP, PKK ile mücadele edemez, ederse iktidar olamaz."

(YP Genel Başkanı Sadettin Tantan)

Biliyor musunuz

ESKİ İstanbul Milletvekili Zeki Eroğlu'nun, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'e gönderdiği bir açık mektupta, DSP'nin CHP listelerinden göstereceği milletvekili adayları arasında daha önce parlamenterlik ve bakanlık yapmış kimseler yerine, örgüt yöneticilerinin bulunmasını istediğini...

Haberin Devamı

- DP'den; Siirt Valiliği döneminde Türkiye'de ilk defa kadınlara yönelik kapsamlı eğitim ve modernleşme projesi ile 10 bin kadını bu süreçten geçiren, 40 bin çocuğun okula gitmesini ve 5 bin nikâhsız çiftin nikâhlarının, 25 bin kayıtdışı nüfusun kayda geçirilmesinde öncülük eden Osman Acar ile yöresinde havaalanı, üniversite, ağaçlandırma konularında çalışmalarıyla dikkat çeken E. Albay İsmail Özdilek'in Afyon'dan; akaryakıt kaçakçılığı mücadelesi sonucu MHP'lilerin geçen dönem Iğdır Valiliği'nden aldırdıkları, Mehmet Ağar'ın Erzurum Valiliği sırasında Vali Yardımcılığı görevinde bulunan Merkez Valisi Mustafa Tümer'in Sivas'tan... YTP'den 1961-62'de Sağlık Bakanlığı, daha sonra aynı partinin Genel Başkanlığını yapan Dr. Yusuf Azizoğlu'nun yeğeni Dr. Feyzi Lütfi Azizoğlu'nun 'bir Kürt aydını olarak' Diyarbakır'dan; DYP Şişli İlçe Başkan Yardımcısı mali müşavir Arzu Yükselen'in İstanbul 2. bölgeden... Eski TRT spikeri ve Kartopu Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Cahit Maaç'ın Ankara 2. bölgeden... DP adayı olarak Siirt'ten aday olan Orhan Kiverlioğlu Aksoy'un "Erdoğan'ı, hakkın, doğrunun ve mertliğin meydanına, Siirt'te bekliyorum" dediğini...

- MHP'den; İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü, Fonlar Müdürü Benhur Köyce'nin Ankara 1. bölgeden; Başbakanlık Müşaviri ve Türk Dünyası Danışmanı Sait Yusuf'un İstanbul 3. bölgeden, eski milli hakem Kadir Tozlu'nun Mersin'den... MELİKGAZİ Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç'ın kardeşi, KİPTAŞ'ın tüm daire kuralarını 'tarafsızca' çeken Laleli 10. Noteri Develi'li İsmet Büyükkılıç ile İstanbul 2. bölgeden, PROF. Sulhi Dönmezer'in damadı avukat Orhan Çakıroğlu'nun MHP İstanbul 1. bölgeden aday olduğunu...

- BBP'den; eğitimci Aytekin Kulmaç ile Alperen Ocakları Bölge Başkanı Nuri Çayır'ın Sivas'tan adaylıklarını ilan ettiklerini...

Haberin Devamı

- CHP İstanbul'dan; eski Maliye Müfettişi ve yeminli mali müşavir, Düzgün TV yönetim kurulu üyesi Mustafa Pamukoğlu'nun 1. bölgeden; kendisini 'Aydınlık Türkiye'nin genç ve çağdaş yüzü' olarak tanıtan Y. Mimar Gülay Yedekçi Arslan'ın 2. bölgeden, emekli öğretmen İbrahim Gül ile Baykal'ın Avcılar'daki Sanica adlı firmasının açılışını yaptığı, eski Beylikdüzü Belediye Başkan adayı Ali Fatinoğlu'nun 3. bölgeden; Atatürkçü Düşünce Öğrenci toplulukları üyesi genç Ümit Orkun Uğraş'ın İzmir'den; Bafralı öğretmen Hayriye Yılmaz'ın Samsun'dan aday adayı olduklarını... Baykal'ın katılmadığı CHP İstanbul örgütünün Cevahir Otel'deki örgüt yemeğinde, en çok konuşulan konunun İl Başkanlığı'ndan istifa eden Şinasi Öktem'in, İstanbul'dan mı, Gümüşhane'den mi aday olup olmayacağının bahis konusu olduğunu... CHP İstanbul'dan bölgeler itibarıyla (1=136, 2=58, 3=142 ve üç bölge için başvuran 17) toplam 353 aday adayının başvurduğunu...

Haberin Devamı

Telekom'u boykot

TÜRK Telekom, telefon ücretlerini tüketici yararına değiştirmeyeceği, indirim adı altında yapılan zamları geri almadığı ve tarifeleri yeniden gözden geçirmediği sürece ev telefonlarını kullanmıyoruz. (Cem Yılmaz'ın da haberi olsun!)

Zeynep Ediz ALANTUĞ

Sezer gibi bir aday

"BEN Özcan Yonuk. Seçimlerde DYP ile ANAVATAN'ın, CHP ile DSP'nin birlikteliğine çok sevindim. Şimdi sıra MHP'nin kendisine yakın bulduğu bir partiyle işbirliğinde bulunması. Birlikten dirlik doğar sözünü hiç unutmamak gerekiyor. Seçimden sonra en önemli konu cumhurbaşkanlığı seçimi. Parlamento dışından, Sayın Ahmet Necdet Sezer gibi beyefendi bir hukuk adamı üzerinde anlaşmalarını ve bu ismi şimdiden kamuoyuna açıklamalarını, ülkemizin bütünlüğü için çok önemli buluyorum."

Haberin Devamı

'Zihni Sinir'

ATATÜRK, 100 yıl önceden bugünleri görüyor. İktidar sahibi olanlar gaflet içinde olabilir, diyor. Şimdikiler ise 3 ay sonrasını göremiyor... Susuz yaz alarmı yazın veriliyor. Manavgat'ın suyu İsraillilere satılırken, Fırat ve Dicle'nin suyu güldür güldür boşa akarken; Zihni Sinir Projeleri gibi kurna kullanın, halı yıkamayın, su kullanmayın diyecekler ama dilleri varmıyor.

Hiçbir durumda faydaları olmayan, üstelik zararları hepimizce malum bu siyasetçilerden tamamen kurtulmak lazım...

C.TEKELİ

İSKİ, suda 'bol bol kullan ve daha az öde' politikasını hala değiştirmeyecek mi?

İSKİ sayfasını incelerken tesadüfen karşılaştığım ve şok olduğum bir İski politikasının nedenini anlamakta büyük zorluk çekiyorum. Yaklaşık 5-6 aydır işyerlerine farklı bir su fiyatı politikası uygululuyor. Normal vatandaş fazla su kullanımı gerçekleştirmeyi başladığı andan itibaren su fiyatı 2 misline çıkarken ,iş yerleri için ise fiyatı yarıya düşüyor. İstanbul'da yaşanan su sıkıntısında artık suyun insanların yaşamını idame ettirebilmeleri için önemli olduğu noktada ve vatandaşları su tasarrufuna çağırdıkları bu günlerde, işyerlerine uygulanan 'bol bol kullan ve daha az öde' politikası çok yanlış. Bununla ne amaçlanıyor, su neden umarsızca pazarlanıyor?

Umarım İSKİ bunun için geçerli bir cevap verebilir yada yarın öbür gün İstanbul'da yaşanacak sıkıntıların sorumluluğunu üstlenebilir.

Fırat GENÇ

Bence Baykal, Erdoğan'ı Meclis'te bitirdi

İÇİNDE bulunduğumuz dönem çok kritik bir dönemdir. Yakında yapıolacak seçim ülkemizin bir yol kavşağı olacaktır. Ya AKP iktıdara gelecek,ülke yeniden karanlığa ve karmaşaya bürünecek ya da CHP iktidara gelecek ülke nefes alacak. CHP'nin başkanına her yönden haklı haksız eleştiriler yapılıyor. Bunların tartışılacağı ortam bugünler değil. Biz partiye oy veriyoruz. Baykal'a değil. Ayrıca Baykal'ın bu dönemde mecliste olması çok yararlı olmuştur. Tayyip Erdoğon'la ancak Baykal başa edebilirdi.

Haberin Devamı

Öyle de oldu, bence Baykal RTE'yi mecliste bitirdi. Halk miting meydanlarında herkese gereken mesajları verdi. Bu arada CHP ve onun başkanı Baykal'a da gereken uyarılarda bulundu. Eğer bu mesajlar doğru algılandıysa Baykal bir dönem daha partinin başında kalabilir, yoksa hep birlikte onu oradan indirecek yine bu halk olacaktır.

Ünsal ÇALIŞKAN-Emekli bir eğitimci

Balkan kökenli insanlarımızı milletvekili görmek istiyoruz

BUGÜN itibarıyle Rumeli, Balkan ve Trakyalıların siyasette yaya kaldığını görüyoruz.

Siyasi Partilerin genel merkezlerini ve liderlerini ziyaret eden kendini de Rumeli, Balkan ve Trakyalı olarak tanıtan milletvekili aday adayları çok iyi ağırlandılar, çay kahve içip bol bol nasihat aldılar. Oyları da 'çantada keklik' görüldüğü için güzelce uğurlandılar.

Gördüğümüz tabloda nasıl olsa bunların oylarını alırız diye düşünen liderler Rumeli Türklerini iyi ağırlasalar da siyasete pek bir yüz vermediler. Umudunu kaybeden Rumeli, Balkan ve Trakyalı adaylar şimdi ne yaparız diye devamlı görüşüyorlar.

Halbuki cumhuriyet tarihi boyunca ilk defa büyük bir örgütlenmeye giden Rumeli, Balkan ve Trakya insanı listelerde en doğal hakkı olarak kendi hemşerilerini görmek istiyor. Aksi halde adaylarını görmedikleri partileri desteklemeyeceklerinide alenen beyan ediyorlar.

Özellikle Trakya başta olmak üzere İstanbul, İzmir, Bursa, Kocaeli, Sakarya, Adana, Ankara, Manisa, Samsun gibi illerde kökleri bu yöreye dayanan adayları görmek istiyoruz.

Eğer aday yoksa siyasetçiyi de görmek istemiyoruz.

Bundan böyle Ankara siyasetinde 'Rumeli rüzgarı' istiyoruz ve bu da insanlarımızın hakkıdır diye düşünüyoruz.

Cumhuriyete, Atatürk ilkelerine bağlı millet ve devlet sevdalısı bu insanların siyasette var olma talepleri görmezden gelinemez.

Kimsenin Rumeli, Balkan ve Trakyalıyım diyenlere ithal aday dayatmaya hakkı yok. Ancak kimse de seçimden seçime ortaya çıkıp da kendini 'hemşeri' diye yutturmaya kalkmasın, seçimde Rumeliliği hatırlayanlara da hayır diyoruz.

Siyasi liderler bu görüşlere değer versinler Rumeli, Balkan ve Trakya insanının dip dalgasını sezemezlerse onları büyük bir hüsran bekliyor

Yavuz ERDEM-AVCILAR

ABD, AB ve İsrail,'in kullandıkları silahlar etnik ve dini ayrımcılıktır

CUMHURİYET mitingleri başladığından beri yerli ya da yabancı gazeteleri takip ediyorsanız, bizleri nasıl ayırmaya çalıştıklarını görürsünüz. Daha ilk mitingten itibaren 'Laik-Dinci' kamplaşması dediler. Olmadı. Dinci-Ordu karşılaştırması uğruna ‘Ne Şeriat Ne Darbe’ sloganı buldular. Fazla tutmadı. Bu defa İngiliz, Amerikan, Arap gazetelerinin yazarları sıraya girdi; Demokrasi mi-laiklik mi, modernite mi-gelenek mi, islamizm mi-laiklik mi?

Demokrasi mi, baskı mı?

Kafamızın karışması ve sağlıklı düşünemez hale gelmemiz için her yol mübah.

Yetmezse Türkiye-AB Karma Parlamentosu Eş Başkanı Joost Lagendijk imdada yetişir;

"Eğer laik partiler iktidarda kalsaydı, AB müzakerelerinin başlaması imkansız olurdu."

Bu kadar yeter!

Hangi müzakereden söz ediyor acaba, şu askıya alınanlar olmasın?

Halk bu mitingleri sağlıklı, adaletli, bağımsız bir yaşam özlemini göstermek ve bu yolda inançlı ve kararlı olduğunu belirtmek için yollara döküldü. Bu inanca karşı olan içimizdeki ve dışımızdaki sömürücü güçler sapla samanı karıştırmamız için var güçleriyle uğraşıyorlar.

Nitekim sonunda terörü de kullanarak, içimize korku salıyorlar.

Niyetleri aklımızı adaletli kullanmamızı, barışçıl fikirlerimizi, haklı isteklerimizi unutturmak ve saptırmak. Kendimizi kaptırarak bu tuzaklara düşmeyelim.

Türkiye’yi ve Ortadoğu'yu bölmek ve sömürgeleştirmek isteyen ABD, AB ve İsrail'in kullandıkları silahlar etnik ve dini ayrımcılıktır.

Mücevher DOĞAN-BRÜKSEL

Hac ve umre gezilerinde Kültür ve Turizm Bakanlığın

BİZ aşağıda ismi ve imzası bulunan Seyahat Acentaları olarak, yıllardan beri ülkemizi tanıtarak dünyanın her yerinden turist getirmek suretiyle memleketimize döviz kazandıran kuruluşlarız. Türkiye’ye gelen 20 milyon turist ve 18,5 milyar dolar döviz girdisi bizlerin faaliyeti sonucu gerçekleşmiştir.

Bakanlar Kurulu, 1989 senesinde almış olduğu kararla Türkiye’de hac organizasyonunu Diyanet İşleri Başkanlığı yanı sıra bir önceki yıl yurtdışından en az 1.000.000.- $ döviz getiren (A) grubu seyahat acentalarına da, getirdiği döviz miktarına göre kota tahsis etmek suretiyle vermiştir.

1989 dan 2000 yılına kadar Türkiye’de hac organizasyonu ile ilgili seyahat acentaları kurumsallaşmış ve bugün Türkiye’ye en çok turist getiren şirketler kendi hac departmanlarını oluşturmuşlardır. Bunun neticesi olarak Türkiye, İslam ülkeleri arasında hac organizasyonunda her yıl Suudi Arabistan tarafından en başarılı ülke olarak seçilmektedir.

2000 yılında Bakanlar Kurulu'nca alınan bir kararla, Diyanet ve Acenta ayırımı yapılmaksızın hac organizasyonu serbest rekabete açılmıştır. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türkiye’deki yapılanması en ücra köy ve kasabalara kadar uzandığından, elindeki bu gücü kullanarak, tüm müftülük ve camilerde yaptığı propaganda neticesinde Hacı adaylarının kaydederek Seyahat Acentalarını devre dışı bırakmaya çalışmıştır. Bu sistem 2005 yılına kadar devam etmiştir.

Bu süreç içerisinde serbest rekabet esaslarına göre hacıların kayıt edilmesi, emekli imam veya görevdeki din adamları, cemaatler, tarikatlar eliyle yapılmakta ve hacı adaylarını, insan onuruna yakışmayacak şekilde kelle başı pazarlıklar yapmak suretiyle üzerlerinden haksız kazanç elde edilmekteydi.

Bu arada parasını ödediği halde hacca götürülmeyen veya bu sene kota doldu gelecek sene götürürüz kısmetin yokmuş gibi kandırılan hacı adayları veya Suudi Arabistan’a götürülüp taahhüt edilen yerlerde konaklattırılmayan, hatta caddelerde terk edilen hacılar da olmuştur. İşin vahametini gören ilgili kurumların girişimleri sonucu 2005 yılında çıkarılan yeni bir kararname ile hac kayıt sistemi tekrar, kota esasına dayalı olarak Merkezi Kayıt şeklinde değiştirilmiştir. Yeni sistemde her acentaya belirli bir kota verilerek hacıların direk kaydının yapılması sağlanmış ve böylece çeşitli hacı simsarları, cemaatler ve tarikatlar devre dışı bırakılmıştır.

Dolayısıyla, Suudi Arabistan tarafından Türkiye’ye tanınan Hac kotasının %60’lık kısmı Diyanet İşleri Başkanlığı, %40’lık kısmı da seyahat acentaları tarafından organize edilmeye başlanmıştır. Bu sistemle acentaları daha da organize olarak, yemek, servis, hediyelik eşya ve kayıp bürolarının açılması gibi hacı adayının menfaatine yönelik müşterek organizasyonlara girmek suretiyle hizmet kalitesini en üst seviyeye yükselterek, hacıların memnuniyetini büyük ölçüde arttırmışlardır.

Ancak, 2005 yılında Bakanlar Kurulu Kararı değiştirilmediği halde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın dayatması doğrultusunda daha önce kriterlerden biri olan, en az 1.000.000.- $ döviz getirme esası kaldırılarak yerine, “2 sene umre veya 1 sene hac organizasyonu yapmış olmayı” kriter olarak koymak suretiyle serbest rekabete açmıştır. Bu sistemle de eskiden olduğu gibi tekrar, cemaat ve Şeyhlere prim vermişlerdir. Bu kararla AKP’li bakan giderayak sistemi kendi tabanından olan emekli imam ve umre acentalarına teslim etmiştir. İşin vahameti ve tehlikenin boyutunu, geçmiş senelerden bilen insanlar olarak da, bu sene hacca gidecek insanların mağdur olacağını düşünerek sizlerin ve kamuoyunun dikkatini çekmek istiyoruz. Olayı incelemenizi ve kamuoyunu bilgilendirmenizi istirham ederiz.

R. Şamil YAŞACAN ve bir grup seyahat acentası sahibi

(0242-312 22 02/0532-471 30 30)

İlhan Kesici, dinazorları cebinden çıkarır

SÜTUNUNUZDA yer verdiğiniz, ismini ve mail adresini veremeyen Dr. E.Ü. kimdir acaba? Baykal'ın omuzuna tünemiş dinazorların yakını mı acaba? Dr. titirli kişiler biraz ileri görüşlü olmalıdır .

Yıllardır her konuda gerçekleri dile getiren yurtsever Sn. İlhan Kesici ile ne alıp veremediği var?

Sn. Kesici, tünemiş dinazorların hepsini on defa cebinden çıkarır.

Oral ANTMEN-SAMSUN

Yazarın Tüm Yazıları