Spor Haberleri

« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Aklınızdan geçen birisinin o an telefon etmesinin anlamı ne?

Bir yılbaşı sabahı, bahçenizdeki ağaca takılan bir balonun içinden çıkan mesaj sayesinde 40 yıllık arkadaşınıza kavuşmanın ilahi bir yanı mı var?

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
Önce size müthiş tesadüflerle gerçekleşen iki gerçek olay anlatacağız:

1) İKİ ARKADAŞI BULUŞTURAN OLAY: Bir adam yılbaşı gecesi ucundaki kartta kendi adresi bulunan sarı bir gazlı balonu havaya bırakır. Balon yükseklerde kaybolduktan sonra kuvvetli rüzgarın etkisiyle doğuya doğru sürüklenir. Yerden birkaç bin metre yükseklikte hava basıncı düşünce balon patlar ve yere iner... Yeni yılın ilk günü bir ev sahibi, bahçesindeki elma ağacına asılı kalan patlamış sarı balonu bulur. Herhalde çocukların işidir, diye düşünürken kartı görür. Mutlaka aranmak istediğini söyleyen kişi, kırk yıldır görmediği bir arkadaşı değil mi?!

Sarı balon sayesinde Vural ve Ufuk Bey 2003 yılında yeniden bir araya gelirler.

2) CONCORD’U VURAN RASLANTI: Bir uçak Paris Charles de Gaulle havaalanındaki hareket pistinde küçük bir metal parçasını düşürür; parça orada öylece fark edilmeden kalır. Kısa bir süre sonra ikinci bir jet hareket ederken tam da bu küçük titan maden parçası üzerinden geçer ve bir felaket zincirini doğuran bir reaksiyonu başlatır.

Önce lastik patlar, patlayan lastiğin parçalarından biri kanada denk gelir ve çarpışmanın şok dalgası depoyu patlatır. Dışarı sızan kerosen yakıtı soldaki motor tarafından emilince de yangın alarmı çalar. Pilotlar yangın alarmını gördüklerinde uçak, arkasında 200 metrelik bir alev kuyruğu sürüklemeye başlamıştır bile. Pilot motoru durdurma emri verir. Oysa bu işlem uçağın dengesini iyice bozar ve Fransız Hava Yolları’na ait Concorde uçağı 100 yolcusuyla birlikte Paris’teki bir banliyö otelinin üzerine düşer.

Bu kaza, yolcuların ölümünden başka, efsanevi Corcorde uçaklarının da sonuna hazırlayacaktır.

Hepsi raslantı mı?

Bunların hepsi rastlantı mı? Patlamış bir balon gibi değersiz nesnelerin iki insanın yaşamında yeni bir döneme vesile olması veya küçük bir metal parçasının olaylar zincirini başlatarak çok sayıda insanın yaşamını alması, tüyler ürpertici olduğu kadar çaresizliği de beraberinde getirmekte.

İnsanlar belli hedeflere göre düşünerek davranmaya alışıktır. Evrenin iyilikte olduğu kadar kötülükte de mantıksız davranması, insanın hayal gücünü zorlar ve ister istemez balonun hedefine ulaşması için herhangi ek (olağanüstü!) bir gücün devreye girip girmediğini düşünür.

Ve rastlantılar zinciriyle meydana gelen Concorde kazasında hiç kimsenin suçlu olmaması, özellikle de kurbanların yakınları için kabul edilemez bir durumdur.

Bu tür olayların rastlantısal olarak yaşandığı bir dünya, acımasız ve anlamsız geliyor. Yoksa Lao Tse haklı mıydı? "Gökyüzü insanları samandan köpekler sanıyor" diyen Çinli filozofun döneminde, insanlar samandan örülmüş köpekleri uğursuzluklardan kurtulmak için onun sunağına bırakır, törenden sonra da ayaklarıyla çiğnerlerdi.

Tanrının diğer adı mı?

Birçok insan rastlantıların varlığından bile kuşkulu. "Rastlantı, belki de ona sahip çıkmak istemeyen Tanrının diğer adıdır" diye tahmin etmişti örneğin ozan Anatole France.

Bazıları ise kaderini kartlarda görüp doğaüstü yollardan değiştirebileceğinden emindir. François Mitterand gibi zeki bir devlet başkanının bile, önemli kararlardan önce astrologlarına danıştığı açıklanmıştı.

Hatta Nobel ödüllü Niels Bohr gibi dehaların bile, rastlantı sorunsalıyla başı dertteydi ve modern atom fiziğinin babası olarak, rastlantıyı mekanistik doğa bilimlerine yerleştirmesine rağmen kapısının üzerine bir at nalı da asmadan edememişti.

Arkadaşları onun bu konuyu daha iyi bilmesi gerektiğini söylediklerinde ise "Ona inanmasak da, işe yarayabiliyor" demişti.

Yoksa kader, insanları kukla gibi oynatabilir mi? Rastlantı üzerine düşünmek en derin felsefe sorularına dalmak kadar yaşamın içindeki sorunlara dokunmak gibidir.

Yaşamın ne kadarı önceden belirlenmiştir?

Tarihin bir hedefi var mı?

Ve insanlar, 21.yy’da git gide zorlaşan dünyada, geleceği eskisi gibi iyi görememek ve plan yapamamakla nasıl başa çıkıyorlar?

Beynimiz ve rastlantı

"Rastlantı" fenomeni ilk bakışta kavranması çok zor gibi görünse de Türk Dil Kurumu sözlüğünde "Bilgiye, isteğe, kurala veya belli bir sebebe dayanmaksızın oluveren karşılaşma" şeklinde birkaç sözlükle açıklanıvermiştir.

Fakat geçtiğimiz yıllarda bilim, bu saptamaya anlam kazandırdı. Bir şeyi tesadüfen yaşamak, bilinmezliğin bir sonucu.

Bazı olaylar, anlaşılmayacak kadar çok etkilerle belirlenmiştir ve karmaşıktır. Fakat bazen de bilinmezliğin önüne geçmek zordur. Bilim, işte insanların belki de hiçbir zaman öğrenemeyecekleri bu noktaya el attı.

Rastlantıların insanlar tarafından kabul edilmesinin neden bu kadar zor olduğunu, nöropsikologlar evrimsel sebeplerle açıklarken, kavram bilimcileri de insanların rastlantılardan ne şekilde yararlanabileceklerini gösteren stratejiler keşfettiler.

Balon raslantı mıydı?

Peki yılbaşı gecesinde uçan balon olayı gerçekten de rastlantı mıydı? İki dostun şansı aslında sır değil; sonuçta mantık her olayı ve etkisini açıklayabiliyor. Vural Bey yılbaşı akşamı balonu havalandırmasaydı ve rüzgar doğuya doğru değil de batıya doğru esseydi, kart Ufuk beye ulaşmayacaktı.

Bu oyunu dilediğimiz kadar uzatabiliriz. Örneğin Vural bey bir partiye davet edilmiş olsaydı belki de aklına balon uçurmak gelmeyecekti. Ve Ufuk Bey yıllar önce bahçesine bir elma ağacı dikmeseydi balon oraya takılmayacaktı.

Öyküde ne kadar çok ayrıntı ele alınırsa, durum o kadar karışık hale gelir (örn. Ufuk Bey niçin elma ağacı dikmek istemişti?) ve değersiz bilgiler çoğalır. Ne kadar çok ayrıntı bulunursa bulunsun hiçbir zaman balonun bir adamdan diğerine uçtuğunu gösteren bir zorunluluğa ulaşılmayacaktır.

Ve her türlü koşullar önceden biliniyor olsaydı bile, hiç kimse böyle bir tahminde bulunamazdı.

Bir şeyi açıklamak demek, karmaşık bir ilişkiyi basit bir formüle dönüştürmektir. Bu da bu öyküde mümkün değil.

Rastlantısal nedir?

Son yıllarda rastlantıya çok sayıda açıklama getiren matematiksel bilgi teorisine göre, bir olay basitleştirilemiyorsa "rastlantısaldır".

Bu fikir iki sayı dizisiyle açıklanmakta:

2 -7 -12 - 17- 22- 27- 32- 37 v

e 0- 10- 17- 23- 24- 25- 27- 41.

İlk dizi bir trenin kalkış saatlerini göstermekte. Burada trenin beş dakikada bir kalktığı kolayca anlaşılıyor. Oysa Süper Loto sonuçlarını gösteren ikinci diziden böyle bir formül çıkarmak zor. Çünkü normal ve süper ikramiye kazanmak için tüm sayılar gereklidir.

Rastlantı kanıtlanamaz

Aynı şey yılbaşı gecesi öyküsü için de geçerli. İki dostun karşılaşmasını açıklamak için öyküyü tüm ayrıntılarıyla birlikte baştan sona kadar anlatmak gerekirdi. Ve bu şekilde yaşananlar rastlantı olarak adlandırılırdı.

Kuşkucular, belki de biraz düşünme ile Lotto sayılarını formüle etmenin bir yolu olduğunu öne sürebilir. Ama en azından -insanın yaşamındaki yol ayrımlarına eşit olan- sonsuz sayı dizilerinde bu mümkün değildir.

Örneğin Amerikalı matematikçi Gregory Chatin, belirli verilerin belirsizlerle ilişkili olup olmadığını saptamanın imkansız olduğunu göstermiştir.

Chatin’in bulgusu yeni matematiksel mantığın en derin görüşlerinden biridir. Buradan çıkan sonuç şu: İster sayı dizisi ister balon öyküsündeki karşılaşma olsun, bir olaylar zincirinin rastlantısal olup olmadığını bulmak olanaksız. Rastlantıyı kanıtlamak mümkün değildir.

Tanrı, zar atmaz

Bu, Albert Einstein ve arkadaşlarının 1925 yılında atom fiziğindeki rastlantının temel rolü üzerinde yaptıkları ve hiçbir zaman çözemedikleri tartışmanın zeminini oluşturuyor.

"Tanrı, zar atmaz" diye çıkışan Einstein, aslında karşıt grubun görüşlerini kabul ediyor ama yine de bilinmeyen bir doğa kanununun bulunması gerektiğini düşünüyordu. 20.yy’ın en büyük fizikçisi determinist idi, yani dünyanın geleceğinin önceden belirlendiğine inanıyordu.

Karar vermek zor. Einstein’ın vardığı nokta, en az karşıtlarınki kadar kabul edilebilirdir. Sonuçta, önceden kestirilemeyen kadere inanmayı veya engellenemez bilinmezliği rastlantı olarak adlandırılmayı kişinin keyfine bırakıyor.

Yine de insan, en umutsuz durumlarda bile çoğunlukla mantığıyla bir anlam çıkarmaya çalışır.

Gündelik yaşamdaki alışılmış açıklamaların yokluğunda hemen paranormal (normal dışı) tahminler yürütülür.

Uçuk öneriler

Örneğin bir arkadaşın, tam da onun düşünüldüğü anda telefon etmesi, düşüncenin okunulmasına yorulur.

Birbirini seven insanlar da genelde rastlantı sonucu bir araya geldiklerine inanmazlar mı?

Alman yazar B„rbel Mohr’un insanların rastlantıyla kendi düşüncelerini geliştirmeye dayanan önerileri, çok sayıda okurun ilgisini çekmişti.

Mohr, örneğin büyük kentlerde park yeri bulmakta zorlananlara "Evrenden ısmarlamalarını" önermekte. Düşüncesine göre, maddenin salınımları, varış yerine 30m önce, diğer bir sürücünün doğru anda park yerini terk etmesine yol açabilmekte.

"Bu, fizikçilerin ama özellikle de atom fizikçilerin araştırmalarıyla kanıtlamakta" diyor Mohr.

Bu şekilde dilediğimiz her şeye ulaşmak mümkün, hatta ikiz bebek veya bir saraya bile!

Ancak siparişi veren kişi bununla birlikte kendi isteğinin yerine getirilmesini isterken kozmosun işini engellemekten kaçınmalı! Mohr’un reçetesi ancak bu şekilde işliyor.

Eğer rastlantı sonucu en uygun anda bir park yeri boşalırsa, evren sözünü yerine getirmiştir. Fakat sabırsız bir şekilde turlayan ve sürekli isteğini düşünen şaşırmamalı Ğkendi enerji akımını engellemiştir. Ve yazar bu konuda onu en başından uyarmıştır.

Seçici algılama

Yazar Mohr’un sırrı şu: seçici algılama. Bu taktik, bir dostun en uygun zamanda araması halinde düşünce okumayı da inandırıcı kılıyor. Bu olayın açıklaması, insanların yakın zamanda meydana gelebilecek olayları fazlasıyla düşünmelerinden ibaret.

Yine aynı sıklıkta akıllarına bir istek gelir: "Şimdi şu olsaydı ne iyi olurdu...".

Bu düşünce genelde hemen unutulur. Ama düşüncenin hemen ardından telefon çalarsa ya da doğrudan doğruya istek yerine gelirse, bu önemli rastlantı hatırda kalır.

Ve doğaüstü kuvvetlere inanmakta eğimli olan kişiler kendileri içing erekli kanıtı da bulmuştur ve gelecekte hep iç ve dış dünya arasındaki ortak sesi yakalamaya çalışacaktır.

Gördünüz mü? Ancak bu tür yorumlara hemen hepimizin beyni biraz açık durur.. kimbilir kaçımız benzer olaylar yaşadık ve "tanrının işine bak!" deşip durduk!

Düşünce mantıklı mı?

Bu noktada düşüncenin çok da mantıklı işlediğini söyleyebilir miyiz? Kapasitesi sınırlı olması nedeniyle, bellek düzen ve mantık üzerine kuruludur. Rastlantıların her türlü basitleştirilmeye kapalı olması da, onları beyindeki veri işleminin kancaları haline getirir.

Beyin, bu tür anlamlarla oyalanmak yerine ihtiyaç halinde bir açıklama sunar.

Ayrıca evrim insan beynini kritik mantık yerine spekülasyonlara göre programlamıştır. Dünyada yaşayan insanın kurallara ihtiyacı vardır. Rastlantılara hemen teslim olmamakla en iyisini yapar ve onlara inanmadığı için de daha zeki hale gelir. Beyin yetişkinlerin konuşmasındaki seslerin anlamlı olduğunu kanıtlamasaydı, bebekler asla konuşmayı öğrenemezlerdi.

Konuşma yetisine dayanan son araştırmalar göstermiştir ki, bebekler en geç sekiz aylık olduklarında ilk sözcük ve cümleleri, dikkat çekici ve tekrarlanan sesleri bilinçsiz olarak hatırlayarak öğreniyorlar.

Beyindeki mekanizmalar, kumarhanede rulet sonuçlarından bir sistem okumaya çalışan oyuncununkiyle aynıdır.

Kozmosta düzen arayışı

Bilim adamları da içlerinde doğadaki kurallara köklü inançları olmasaydı, yeni bilgilere ulaşamazlardı. Bilim, kozmostaki düzen arayışıdır; ortaya çıkan her yeni bulgu dikkatli bir gözlemcinin o zamana kadar hiç kimsenin dikkatini çekmemiş bir ilişkiyi birden bire fark etmesinin bir sonucudur.

Aynı kuvvetin, hem bir elmayı yeri düşürdüğü hem de gezegenleri güneşin etrafında döndürdüğü, bugün gayet doğal karşılanmakta.

Oysa Isaac Newton’un çağdaşlarının, o zamanlar bu çekim teorisini bilim dışı kabul etmeleri için her türlü neden vardı.

O zamanlar bilimden bilim dışına kaymak çok kolaydı. Newton’un özel kütüphanesinde simya, kabalistik ve büyücülükle ilgili kitaplar bulunuyordu. Fizikçiye göre araştıran beynin her şeyi bilmesi gerekirdi.

Günümüz bilim adamları için bu düşünce doğru gelmeyebilir ama Newton ve diğerleri bu teşvik olmadan belki de asla doğanın gizli yasalarını bulmak için bu kadar çaba harcamayacaklardı.

Newton, yerçekimi kanununu doğru bulmuştu. Ancak insanların birçoğu gerçeklerden uzak olan teorilere inanıyor ve en zayıf sinyallerden bile anlam çıkarmaya çalışıyorlar; bunu ise insandaki öğrenme yeteneğinin bir bedeli olarak görmek gerekir.

İstatistikçiler birinci türden bu hatayı: yanlış alarm olarak adlandırırlar.

Bunları da Beğenebilirsiniz