Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Akif’in Kuran tercümelerinin yakıldığına şahadet ederim

Gana’nın Kofi Annan’ı varsa, bizim de Ekmeleddin İhsanoğlu’muz var. Birleşmiş Milletler’den sonra dünyanın 2. büyük organizasyonu olan İslam Konferansı Örgütü’nün çiçeği burnunda genel sekreteri.

İhsanoğlu, örgütün Cidde’deki genel merkezinde 1 Ocak 2005’te görevine başlayacak. 24 yıldır direktörlüğünü yaptığı IRCICA’daki (İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi) başarılı çalışmalarıyla dikkatleri çekti ve sonunda örgütün ilk Türk Genel Sekreteri olarak tarihe geçti.

Devlet üstün hizmet nişanı sahibi Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’yla Yıldız Sarayı’ndaki tarihi makamında öğleyin başladık konuşmaya, Yeniköy sırtlarındaki modern apartman dairesinde gün batarken

noktaladık. IRCICA’nın Abdülhamid’in Yaveran Köşkü’nün giriş katındaki mütevazı yemek salonunda kuru fasulye, pilav, Kemalpaşa tatlısı yedik. Dünyanın en değerli kitaplarının yer aldığı elektronik donanımlı muhteşem Yıldız Kütüphanesi’ni, fotoğraf arşivlerini gördük. Mostar Köprüsü’nün açılış programı hazırlıklarına tanık olduk. Yeniköy’deki emsalsiz tarihi eserlerle, hatlarla, minyatür kayıklarla bezeli evinde Prof. Dr. Emin Bilgiç’in kızı, AP’nin unutulmaz ‘Koca Reis’i Sadettin Bilgiç’in yeğeni Füsun Hanım’la tanıştık. O Füsun Hanım ki, on parmağında on marifet, güler yüzlü, tatlı dilli, mütevazı, başı örtülü değil.


Cumhuriyetin ilanından sonra TBMM, Kuran’ın tefsir ve meáli, Sahih-i Buhari’nin tercüme ve şerhinin hazırlanmasını kararlaştırır. Tefsir için Elmalılı Hamdi Yazır, hadisler için Ahmet Naim, Türkçe tercüme içinse Mehmet Akif seçilir.

- Yener Bey, Akif’in vasiyetine göre davranıldı, gereği yerine getirildi, buna tarih önünde şahadet ederim. Siz bir şey sakladığımı zannediyorsunuz galiba, bu konuda kapalı kalan bir şey yok. Bende olan bir şey yok, eğer olsaydı en azından bir bilim adamı olarak onları kendi imzamla neşrederim. Bugünkü aklım tercümenin yakılmasının doğru olmadığını söylüyor. Bunu o gün düşünebilmiş olsaydım daha farklı davranırdım. Akif’e tercüme yapması için görev verilmiştir, Türkçeyi en iyi bilendir, İstiklal Marşı’nın, Çanakkale Şehitleri’nin, Safahat’in şairidir. Aynı zamanda dindar, mutekit, dini kültürü olan bir insandır. Bu arada Elmalı Hamdi Efendi’den tefsir yazması istenir.

Akif Bey’le Hamdi Efendi birbirleriyle sık sık görüşmeye başlarlar. Mehmet Akif, aralarında nesil farkı olmasına rağmen ulemadan olan babamla çok yakın arkadaştır. Hayatında en güvendiği, en yakın dostu olarak rahmetli babamı görür, Mısır’da hemen hemen bütün günlerini birlikte geçirirler. Tercümenin neden yakıldığı konusuna gelince: Birincisi kendi yaptığı tercümeye güvenmiyor. Akif, Yüksek Baytar Mektebi’nden yetişmiş, çok yabancı dil bilen, çok kültürlü, dindar, milliyetçi bir şair. Kendisini teknik manada bir din alimi olarak görmediği için yaptığı tercümeleri kafi görmüyor. İkinci sebebi de şöyle; o zaman Türkiye’de ‘Türkçe ezan, Türkçe Kuran’ teşebbüsleri var, bunlar inancına ters geliyor. Belki de başta damadı Ömer Rıza Doğrul olmak üzere bazı dostları yapmaması için haber gönderiyorlar. Akif hastalanıp Türkiye’ye giderken yaptığı tercümeleri babama emanet ediyor. Diyor ki ‘Ben sana adam gönderip bunu ver dersem verirsin, olmazsa bunu yakarsın’ diyor. Akif’in bu arzusu, bu vasiyeti yerine getirilmiştir.

Yener Bey, beni anlayışla karşılamanızı rica ediyorum. Küçük bir çocuk, babasını kaybetmiş, tek evlat olarak annesiyle beraber gurbet ortamında. Ben tekrar o günleri hatırlamak istemiyorum. Çok karışık duygular üstat, hiçbir ayrıntı hatırlamıyorum. Yakılması hata mıydı, değil miydi, o da tartışılır; tarihi yeniden nasıl inşa edebilirsiniz? Hepsi Hakkın rahmetine kavuştu, hepsine saygı duyuyoruz, hepsi milletimizin yetiştirdiği mümtaz, vakur insanlar.

Babam Yozgatlı annem Rodoslu

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun babası, ulemadan Yozgatlı Mehmet İhsan Efendi...

- Babam Yozgat’ın köklü ailelerinden, dedeme Hacı Aziz derler, İstanbulluoğlu Mahallesi’ndeki evimiz hala durur. Annem Rodosludur, çarşıdaki Süleymaniye Camii’nin tam karşısındaki ana evimiz hálá durur. Annemin teyzesi Osmanlı döneminde Mısırlı bir paşayla evli, yazları Rodos’ta, kışları Kahire’de geçiriyorlar. Babamın o tarihte Kahire’de sarayda hem Osmanlı arşivinden sorumluydu, hem de Ayn Şems Üniversitesi’nde Türkoloji hocasıydı. Ben de Kahire’de doğumluyum, ilk, orta ve lise tahsilimi oradaki çok ünlü modern mekteplerde okudum. 1960’ta Ayn Şems Fen Fakültesi’ne girdim. O sırada babam vefat etti, geçimimi sağlamak için Kahire Milli Kütüphanesi’nde çalıştım. Bu sayede yazma ve basma eserlerimizi çok yakından tanımak imkanını buldum. Yener Bey, yurtdışında Müslüman bir toplum içinde olunca hüviyetiniz diliniz oluyor.

İmam hatiplerin sayısı çok fazla

İmam hatipler konusunda İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun söyleyecekleri çok önemli.

- Yener bey, bence bugün İmam hatiplerin 2 problemi var; birisi sayı, birisi kalite. Bu okulların sayısını kesinlikle gözden geçirmek lazım, bence fazla. Kalitelerinin de gözden geçirilmeleri bence şart. Bizim Edebiyat Fakültesi’ne gelen öğrencilerden edindiğim intibaların neticesi olarak bunları söylüyorum. Bilhassa 1980’li yıllarda çok sayıda imam hatip okulu açıldı, doğru yapılmadı. Dünyanın her yerinde paralel okullar var, İslamda kilise gibi resmi hiyerarşik bir yapı olmadığı için mukayeseler farklı olabilir. Mesela değişik dinlerde, değişik isimler altında kilise mektepleri vardır. Bizde de bu şekil aldı. Şunu da görmek lazım, toplum içinde bu tür eğitime önem veren bir kesim de var. Bu konulara horoz dövüşü içinde değil, kutuplaşmaya, suçlamaya gitmeden sakin havada bakmak lazım. Türban meselesini çek çeke bir düğüm haline getirdik. Halbuki bu iş karşılıklı bağnazlığa girmeden çözülebilirdi, enerjimizi iç kavgada tüketiyoruz.

16. yüzyıldan kalma latince kuran

İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, arkadaşımız Yener Süsoy’a son derece değerli 65 bin eserin bulunduğu Yıldız Sarayı Kütüphanesi’ni gezdirdi ve 16. yüzyıldan kalma ilk Latince Kuran tercümelerinden birini gösterdi. (Fotoğraflar: Sinan ÖZBALKAN)

IRCICA’nın 57 üye ülkesi var

İslam Tarih Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA), Türkiye dahil 57 üye ülkesi bulunan bir uluslararası kuruluş. İslam Konferansı Örgütü’nün kültür sahasında çalışan ilk araştırma merkezi ve İstanbul’daki ilk uluslararası kuruluş olarak 1980’de çalışmalarına başladı.

IRCICA’nın kurulması, İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları Konferansı’nın 1976’da İstanbul’daki toplantısında Türk hükümetinin teklifi üzerine kararlaştırıldı.

1980’de IRCICA’nın ilk çalışma programı İKT üye ülkeleri tarafından onaylandı. Merkezin çalışma programları 23 Mayıs 1982’de TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Turgut Özal’ın başkanlığında yapılan törenle dünya kültür çevrelerine tanıtıldı.

10. yıldönümü 10 Ekim 1990’de Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın başkanlığında yapılan uluslararası törenle kutlandı.

15. yıldönümü 7 Kasım 1995’te Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlığında törenle kutlandı.

20. yıldönümü vesilesiyle düzenlenen kültürel programlar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in 25 Ekim 2000’de merkez çalışmalarıyla ilgili bir sergiyi açışıyla başladı ve IRCICA Ödülleri’nin dağıtımının yapıldığı törenle devam etti.

YARIN: Nazım Hikmet’in Ferhat ile Şirin’ini Arapçaya çevirdim
X