Gündem Haberleri

    Akdenizli, Afrikalı ve Arabız

    Yeşim ÇOBANKENT
    15.01.2012 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Müthiş bir sesi, bambaşka bir müzikal hissi ve büyüleyici bir sahne zarafeti var. Berberice, Fransızca ve İngilizce şakıyan Souad Massi, nihayet Türkiye'ye de geliyor. Hayranlarının 'Cezayir Menekşesi' dedikleri Massi ile terk etmek zorunda kaldığı memleketini, Arap Baharı'nı ve türler arasında gezinen müziğini konuştuk

    Sizin hikayenizin, diğer müziğe başlama hikayelerden ne farkı var?

    - Beni gitar çalmaya teşvik eden, kendisi de müzisyen olan kardeşim Hassan'dı. Çok şanslıyım, müziği seven bir ailenin içinde büyüdüm. 16-17 yaşındayken bir Flamenko grubuyla başladım. Daha sonra rock grubu Atakor'la devam ettim. Fakat ailemin bana bakışı değişti, sanki bir asiymişim gibi davranmaya başladılar. Hatta annem benden korkuyordu. Fakat iki erkek kardeşimin müzisyen olması büyük şanstı. Başarılı olmam için çok desteklediler. Kız kardeşim de dansçıydı. Mağrip ülkelerinde sık karşılaşılan durumlar değildir bunlar. Ailemle yaşarken, özgürlük ve farklı olmakla ilgili fikirler geliştirdim. Diğerleri gibi olmak istemiyordum.

    Anavatanınızı neden terk ettiniz?

    - 1999'da Cezayirli bir kuruluştan, Paris'te güzel bir çadırda (Cabaret Sauvage) düzenlenen Cezayir’in Kadınları (Femmes d'Algerie) Festivali'ne davet aldım. Fransa'da işler yolunda gittiği için de daha sonra buraya yerleştim.

    Ülkenizle bağlarınızı tamamen koparmadınız değil mi?

    - Cezayir ile Paris arasında gidip geliyorum. Paris’te okula giden iki çocuğum var ve işim için burada yaşamam daha pratik. Bütün müzisyenlerim de Paris'te. Fakat Cezayir’e düzenli gitme ihtiyacı hissediyorum, bütün ailem orada.

    TÜRK TELEVİZYONU İZLERDİK

    İngilizce, Fransızca ve Berberice söylüyorsunuz. Country, flamenko ve fado gibi türlerden besleniyorsunuz. Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz? 

    - Cezayir tüm müziklerin kesişim noktasıdır. Biz Akdenizliyiz, okyanusa bakıyoruz. Afrikalıyız ve Arabız. Rock, pop ve country'yi her zaman sevmişimdir. Annem ve babam müziğe tapıyordu. James Brown’dan Jacques Brel’e, Edith Piaf’tan flamenkoya kadar pek çok farklı tarz dinliyorlardı. Hatta AC/DC, Aerosmith ve ZZ Top grupları bile seviyorlardı. Sayelerinde geniş bir müzik kültürüm oldu. Tarzım birçok türün karışımı. En önemli şey sahnede samimi olmak ve gerçek duygularımı paylaşmak.

    Kariyerine rock grubunda başlayan biri için enteresan bir noktaya savrulduğunuzu düşünmüyor musunuz?

    - Son derece doğal gelişti her şey. Hep bir arayış içinde oluyor ve değişiyorsunuz. Sanatçılar için en önemli şey özgür ve değişime açık olmaktır.   

    Son albümünüz 'O Houria'da diğer albümlerde denemediğiniz ne var?

    - Biraz daha folk-rock’a yakın bir tarz. Michel Françoise, otomobilde eşimle bana birkaç parça dinletti ve düşüncemizi sordu. Bu parçaları ileride kullanabileceğimi hissettirdi. Çünkü Fransızca söylemeyi çok istiyordum. 'Tout ce que j’aime' ve 'Ô Houria' tam anlamıyla büyüledi. Sonra beni Cabrel'in stüdyosuna götürdü, ki son derece sıra dışı bir deneyimdi, hayran kaldım. Ayrıca Cabrel'in evine yakın bir çiftliği var. Kır hayatı müzisyenleri çalışmaya zorlar çünkü tuz almayı unuttuğunda 30 kilometre yol gitmek zorundasın! Ayrıca güzel bir akustiği de vardı, çalışmak için idealdi yani. Paris’e döndüğümde Michel Françoise, Cabrel’in meşhur stüdyosunda albüm kaydı yapmayı önerdi. Kabul ettim ve her şey bu kadar basit gelişti. Şimdi de çingene müziği yapan müzisyenlerle Arap, Endülüs ve flamenko tarzı bir albüm üzerinde çalışıyoruz. 

    Türk müziği hakkında neler düşünüyorsunuz peki?

    - Çok seviyorum. Cezayir’de ailemle sık sık Türk televizyonu izlerdik. Türkiyeli bir müzisyenle düet yapma fırsatı bulamadım ama büyük bir zevk olurdu. Ülkenize gelecek olmaktan dolayı da çok mutluyuz.

    YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN MASSI

    Souad Massi (40) şarkıcı, gitarist ve söz yazarı. Tek albümlük rock grubu Atakor ile yedi yıl Cezayir’i baştan sona dolaştı. Ülkesini tanımakla kalmadı, solo kariyeri için yöresel ezgiler topladı. Politik içerikli müziği yüzünden, ülkesinin 90'lardaki çalkantılı atmosferinden uzaklaşıp Paris’e yerleşti. Geleneksel Cezayir müziği chaâbi ve rock gibi türleri bir araya getirdiği ilk albümü 'Raoui' ile 2001'de Fransa'daki listeleri zorladı. Diğer albümleriyse 'Deb' (2003), 'Mesk Elil' (2005), 'Acoustique' (2008) ve 'Ô Houria' (2010). 2002'de prestijli dünya müziği ödüllerinden 'BBC Radio 3'ü ve Fransa’da altın plak kazandı. Marc Lavoine ile 'Paris' ve Senegalli İsmael Lo ile 'Noir et Blanc' gibi düetleriyle de dikkat çekti.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı