Gündem Haberleri

    AK Parti'li Kılıç: Tahliyeler 'Yargıtay affı'

    A.A
    14.01.2011 - 14:11 | Son Güncelleme:

    AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, CMK'nın 102. maddesinden dolayı yapılan tahliyelere ilişkin, “Maalesef Rahşan affından sonra Yargıtayın atmış olduğu bu adım, zihinlerde, 'Yargıtay affı' olarak yerini almış olacak” dedi.

    Gazetecilerin, CMK'nın 102. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından yapılan tahliyelerle ilgili sorularını yanıtlayan Kılıç, Türkiye'de tek bir Yargıtay bulunduğunu ve bu kurumun herkesin Yargıtayı olduğunu belirterek, yapılan yanlışların, Yargıtayı anlamsız kılmayacağını, yalnızca yanlışları gözönüne getireceğini söyledi.

    Tahliyeleri hukuka uygun bulmadığını, bunların, Yargıtayın yanlış kararları olduğunu ifade eden Kılıç, “Nitekim Yargıtayın 6. ceza dairesinden bir tek tahliye kararının verilmemiş olması, 5. Ceza Dairesi Üyesi Nihat Ömeroğlu'nun aylar öncesinden, bir makalesi ile Yargıtay Başkanlığını bu konuda uyarmış olması, Yargıtayın yaptığı işin, hukuken dayanaksız ve yanlış bir iş olduğunu ortaya koymaktadır. Maalesef Rahşan affından sonra Yargıtayın atmış olduğu bu adım, zihinlerde, 'Yargıtay affı' olarak yerini almış olacak” diye konuştu.

    Yargıtayın daha önce harekete geçmesi, kritik dosyaları öne çekip karara bağlaması gerektiğini söyleyen Kılıç, bugüne kadar beklenmiş olmasının, bugün harekete geçiliyor olmasının, geç kalınmışlığın işareti olduğunu dile getirdi.

    “6.5 SENE YETERLİ BİR SÜREYDİ”

    Kılıç, “Hükümet yaşanacak bu kaosu öngörüp tedbir alamaz mıydı” sorusu üzerine, “Hükümet ve TBMM durumu görmüştür. 2004 yılında çıkan kanun, 2005 yılında uygulanması gerekirken, önce 3 yıl ertelenmek suretiyle 2008 yılına ötelenmiştir. Yargıtayın gereken işlemleri yapmadığı, hazırlıklarını tamamlamadığı görülünce, aynı kanun 3 yıl daha ötelenerek 1 Ocak 2011 tarihine ertelenmiştir. Yani TBMM'nin kabul ettiği kanun, üzerinden 6.5 yıl geçtikten sonra yürürlüğe girmiştir” dedi.

    Yargıtayın, her yıl bu dosyalardan 150 tanesini karara bağlaması halinde 1000 kritik dosyanın 6.5 yıl içinde karara bağlanmış olacağını ifade eden Kılıç, şunları söyledi:

    “Yargıtayın 6. Ceza Dairesi, kanun yürürlüğe girmeden 3 ay önce, kritik dosyaların tamamını öne çekti, görüştü ve karar bağladı ve bir tek tahliye kararına imza atmadı. Adana Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ortada. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ortada. Buralardaki hakimlerimiz, ne yapmaları gerektiğini görüyor da Yargıtaydaki değerli hakimlerimiz ne yapmaları gerektiğini görmüyor mu? 6.5 sene önce çıkan ve 2 sene ertelenen bir kanunu, bir daha ertelemek ne için gereksin?

    Yargıtay, 3-4 ay öncesinden gelip, 'Dosyaları bitiremiyorum, erteleme ihtiyacı var' demiş değildir. Kaldı ki 6.5 sene, bu kritik dosyaları karara bağlamak için yeterli süredir, yeterinden de fazla bir süredir.”

    Suat Kılıç, “Tahliyelerin arkasında bir maksat arıyor musunuz” sorusu üzerine, özellikle bir maksat arayışı içinde olmadıklarını belirtti. Kılıç, hukukun uygulanmadığı her durumun toplumda infial yarattığını, özellikle yargının hukuku dikkate almadığı her uygulamanın, kendi içinde maksatlı bir uygulama olduğunu ifade etti.

    Birinci derece mahkemeler tarafından ömür boyu hapse mahkum edilmiş olan sanıkların bile 10 yıllık tutukluluk süresi dolduğu gerekçesiyle salıverilmesinin hukuka uygun bir uygulama olmadığını belirten Kılıç, “Birinci derece mahkemesinin verdiği hüküm, hikaye, oyuncak ya da gelişigüzel yazılmış bir karar değildir. Yargıtaydaki inceleme sadece temyiz incelemesidir. Yargıtay gerçekçi bir yorum yapamadı, kanunu uygulayamadı. Tutukluluk hali hükümlülük haliyle devam etmesi gereken sanıkları tahliye etti” diye konuştu.

    Vatandaşlar için “kanunu bilmemek mazeret sayılmaz” diye bir kural olduğunu belirten Kılıç, “Vatandaş için geçerli olan bu kural, Yargıtay için geçerli değil midir” diye sordu.

    Tahliyelerin vatandaş tarafından “af” gibi değerlendirildiğini, bunun bedelinin hükümete ve TBMM'ye çıkarılmak istendiğini kaydeden Kılıç, ancak bu olayda TBMM'nin de hükümetin de en küçük kusuru ya da eksiği olmadığını söyledi.

    Yargıtayın, yeterli sayıda hakim ve savcı olmadığını gündeme getirdiğini anımsatan Kılıç, buna rağmen hakim, savcı alımlarının defalarca idari yargı kararlarıyla durdurulduğunu belirtti.

    Yargıtayın, bölge adliye mahkemelerinin kurulmamış olmasını da dosya yükünün artmasına gerekçe olarak gösterdiğini ifade eden Kılıç, “Peki bölge adliye mahkemelerinin kurulmasına hukuki engeller çıkaran kimdir” diye sordu.

    “YAKALANMALARI SÜRECİNDE ŞEHİTLER BİLE VERİLMİŞTİ”

    Kılıç, tahliye edilen, ancak daha sonra haklarında yakalama kararı alınan Hizbullah davası sanıklarının bulunamadığı, bu konuda neden daha önceden tedbir alınmadığı yönündeki soruya, şu yanıtı verdi:

    “Bu konuda sorduğunuz soruları aynı tutarlılık ve köşelilik içerisinde tahliyeler sürecinde sormadınız. O nedenle sizleri adil davranmaya davet ediyorum. Yargıtayın tahliyelerinden sonra Yargıtay Başkanı'na bu soruyu sormadınız.

    Burada, 'Tahliye edenin hiç mi kabahati yok' diye de sorulmalıdır. Tahliye edilmemiş olsalardı, zaten polis bu sanıkları yakalamak, yargı önüne çıkarmak için büyük mücadeleleri geçmişte vermişti. Bu sanıkları yakalama sürecinde polisin, askerin, jandarmanın verdiği şehitlerimiz bile var. Yakalanmış, yargı önüne çıkarılmış, haklarında hüküm verilmiş. Neden tahliye edildiklerinin üzerinde durmayıp da bu konunun üzerinde duracak olursak adresi yanlış noktaya yönlendirmiş oluruz.

    Denetimli serbestlik hükümlerinin ne şekilde uygulanacağı bellidir. Muhatapları da bellidir. Muhatapları elbette ki gereklerini yerine getireceklerdir. Ama hazır yakalanmış, tutuklu olarak yargılanmış, haklarında hüküm inşa edilmiş olanların serbest bırakılması üzerinde daha fazla kafa yormak gerekiyor.”

     

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı