"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Ailesi Sevgi’yi ölüme mahkum etmişti

Yine dayanamadım işte, yine yazıyorum.

Ama ne gam! Kimsenin etkilendiği yok, kimse, ‘Bu nasıl iş’ demiyor. Neymiş töreymiş, neymiş ailenin namusuymuş.

Peki suçları neymiş? Sevmek, hem de ölesiye sevmek, ölümü göze alacak kadar yürekten sevmek. Aklımın almadığı şey!

Evlenmişler, yuva kurmuşlar ama yine ailenin ‘ölüm’ kararına engel olamamışlar. Aile ‘SEVGİ’yi ölüme mahkum etmiş. Bırakın aşık olmayı, kendi canlarından kanlarından çocuklarını bile sevmemişler.

Bu nasıl bir anneyse, bu nasıl bir babaysa, ölüm kararını verip, bir diğer çocuklarını, sevgiden başka suçu olmayan kızlarını öldürmeye göndermişler.

Ağabeyin yüreği elvermemiş, tetiği çekememiş gençlerin bu tertemiz, bu olağanüstü sevgisi karşısında. Ama besbelli ailenin kararına karşı gelinmezmiş, belki de korkudan, o da kendini öldürmeyi tercih etmiş. Bu acı yetmemiş aileye. Akıllarını başlarına getirmeye yetmemiş, ‘Aileden bir kayıp yeter’ dememişler. Gözü intikam ateşiyle yanan bir canavar gibi iz sürüp, acımasızca ‘ölüm’ kararını gerçekleştirmek üzere, bir başkasını görevlendirmişler. Bu defa cellat, görevini kendisine emredildiği şekilde yerine getirmiş. Genç geline dört kurşun, genç damada iki kurşun.

Bu birbirlerini ölesiye seven iki genci birbirinden koparmaya yetmiş. Dört ay olmuş evleneli ve genç kadın bebek bekliyormuş.

Evet, size aktarmaya çalıştığım bu öyküyü, pazar günkü Hürriyet üçüncü sayfasında, sevgili Esma Çakır’ın duygu dolu satırlarından okudum. Ve yine isyan etmekten kendimi alamadım.

Evrim ile Selahattin’in yürek burkan acıklı öyküsüydü bu. Şu anlamsız törelerin, birbirlerine kavuşmalarına izin vermediği, ama ne töre, ne aile, ne de ölüm korkusunun alt edebildiği bir sevginin kahramanı iki gencin öyküsüydü. Sadece iki gencecik insanı mı yok ettiler aile meclisi kararıyla? Bir de onları vurmayı göze alamayan ağabey de var, yok olup giden...

Anacığının karnında filizlenmeye başlamış, bu aşkın minik şahidini de saymazsak tabii. Bu insanlara kim dur diyecek? Kim bunlara akıl verecek, eğitecek? İnsanlığı, sevgiyi,evlat sevgisini, aile olmayı anlatacak? Kim, ne zaman, nasıl?

Hiç böyle bir duyguyu tattılar mı acaba o kupkuru karanlık dünyalarında! Bakın Evrim ne diyor günlüğünde, canından çok sevdiği Selahattin’i için. Okuyun, eğer yüreğiniz dayanabilirse, beni isyan ettiren şu satırları okuyun lütfen.

‘Bir ömrüm daha olsa, kollarında son bulsa, eğer sana kavuşmak varsa, ölmek düğün gibidir. ’ İşte onlar böyle bir sevgiyi kurşunladılar.

Umarım, öte alemde hiç ayrılmamak üzere kavuşmuşlardır.


Bana iftira attılar, karımı da kandırıp inandırdılar


Sevgili Güzin ablacığım köşeni büyük bir zevkle okuyorum ve Almanya’dan yazıyorum. Burada evlendim, ama evliliğim beş ay sürdü. Kızın ailesi aramızı bozdu, bana iftira attılar.

Oysa biz severek evlenmiştik. Ortada hiçbir şey olmadığı halde, ailesi her yerde hakkımda türlü yalanlar söylüyor, beni durmadan karalıyor, mahkemelerde uğraştırıyorlar. Lütfen yardımcı ol.

<ı> RUMUZ: KADERİMİN OYUNU

Oğlum, sana ne gibi iftira atabilirler? Evlendiğin kızın, hiç mi kişiliği yokmuş, seni tanımamış mı? Nasıl olmuş da ailesine inanmış. Sana güvenmemiş? Çünkü sevgi güven gerektirir. Onunla konuşma imkanın yok mu? Karşına alıp, açık açık konuşmayı denemelisin.

Ailesinin iftira attığını anlatmalısın. Yazık değil mi, kurduğunuz yuvaya? Nedir bu ailelerin gençlerden alıp veremedikleri, anlayamıyorum.

Nereden bilebilirdim sevenler ağlarmış

Sevgili Güzin ablam, sana yazana dek çok düşündüm. Ben Almanya’da yaşayan 18 yaşında yakışıklı bir delikanlıyım. Çok kız arkadaşım oldu, çoğu yabancıydı. Ancak beş ay önce bir Türk kızına aşık oldum.

Arkadaşım olmayı kabul etti. Mutluydum, her gün onu görmek için can atıyordum, ama iki ay sonra, bana aşık olamadığı gerekçesiyle benden ayrıldı. Daha sonra bana mesaj attı, beni ölümüne sevdiğini, benim onu bırakacağım korkusuyla benden ayrıldığını yazıyordu. Çevresindeki kızlar benim hakkımda konuşurlarken duymuş. Tekrar çıkmaya başladık, geçen aya kadar.

Bu defa yine hiç anlamadığım bir nedenle beni terk etti. Şok geçirdim. Bu sefer unutacağım, elimi sallasam ellisi, dedim, ama olmadı, ben her gece onu düşünüp uyumazken, her saniye onu özlerken, güzel gözlerine bir defa daha bakmak isterken, onun umurunda değilmişim meğer.

Bir akşam çok içmiştim, dayanamayıp aradım. Hatta ağladım ama o ‘arkadaş kalalım’ dedi. Yardım et ablacığım, nereden bilebilirdim ki, sevenler ağlarmış!

<ı> RUMUZ: AŞIK DELİKANLI


Oğlum burada içgüdüsel olarak acı çekeceğini, terk edileceğini hisseden bir genç kızın korkusunu görmüyor musun?

Çapkın bir delikanlı imajın, onu korkutmuş. ‘Ben de onun için sıradan bir ilişki olurum’, düşüncesiyle, daha derinleşmeden bir nokta koymak istemiş anlaşılan.

Zaman zaman kadınlarda görülen bir duygu bu. Kendisi de sevdiği halde, sırf ‘Ya bir gün kaybedersem’ endişesiyle terk edebilirler.

Tekrar kazanmak istiyorsan, ona güven vermelisin. Diğer ilişkilerinden ne kadar farklı olduğunu anlatabilmelisin.
X