Aile muhabbeti

Üzerimize iyilik sağlık... Afrodit’imizin başına gelenleri duydunuz mu?

Paris’ten maristen gelinlik getirtmecesine bu ayın sonunda evlenmeye hazırlandığı, 11 yıllık sevgilisi Murat Taşdemir’in Arzu Altay adlı bir başka kadınla evlendiğini, ülkenin geri kalanıyla birlikte, gazeteden öğrendi. Ve Vatan Gazetesi’nden Müge Anlı’nın, konuyla ilgili ‘Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?’ sorusuna şöyle yanıt verdi:

‘Ben bebek gibi bir kadınım, böyle bir şeyi hazmedemem. Murat bitmiştir. Banu Alkan’a verilmiş bir sözü vardı. İki ay önce bütün kameraların önünde eylülde evleneceğimizi söylemişti. Silah zoruyla mı söylettik bunları? Ama o dünya çapında bir beyne uyum sağlayamadı. (Bu geçtiğimiz cümle benim şahsi favorim.) Ben çok yetiştirmek istedim. Benimle dünyayı dolaştı ama akıllanmadı.’

Olanda hayır vardır. Allah biliyor ya, bir Afrodit fanı olarak, ‘Zararın neresinden dönülse kárdır’ hesabına, eni konu sevindim.

Hani ihanet filan şöyle kenarda dursun, bin yıllık manitasına misafir olarak bir düğün davetiyesini bile çok gören adamdan kime ne hayır gelir?!.

Yalanım yok; defalarca söyledim. Allah’a bin şükür, hemen her aile gibi büyüklü küçüklü sorunlar yaşamakla birlikte mutlu sayılabilir bir ailenin ferdi olmama rağmen, şu evlilik ve aile müessesesine temkinli yaklaşmayı tercih ederim.

Bardağın dolu kısmını görmek hususunda tavukkarasından mustarip bir tip olduğumu düşünen okurlar bile, ellerini vicdanlarına koyarlarsa dünyanın en sağlıklı ailelerinin ülkemizde yaşamadığını kabul edecektir.

Gecekondusu yıkılmasın diye güvenlik güçlerini, kolunun altına sıkıştırdığı çocuğunun gırtlağını kesmekle ya da üstüne benzin döküp yakmakla tehdit eden insanların toprağında yaşıyoruz.

Pencereye çıktı, çayın demini tutturamadı, ya da işte öylesine, can çekti diye karısını günde beş posta döven erkeklerin...

Kapaklanıp yere düşen çocuğunu yerden kaldırdıktan sonra üstünü kirletti diye bir de üstüne tokatlayan annelerin...

Eğitim şart, değil mi; cahil insanlar bunlar, varoş insanları bunlar; değil mi?..

Sosyetemizin muteber çiftlerinden Mehmet-Zeynep Urgancı ile ilgili haberlere ne diyeceksiniz?

Koca, eşinin bir başka adamla ilişkisi olduğunu iddia ediyor. Zeynep Urgancı ise, bizim gazetede Rıza Öziş’e bambaşka bir tondan çalıyor: ‘Ben yıllardır eşimin tacizine, dayağına maruz kaldım. Çocuklarımın hatırına ses çıkarmadım.’

Nasıl bir hatırsa o, çocukların şiddet yaşanan bir evde büyümesini tolere edebilen?

Kelebek, ‘yeni bir trend’i manşetten duyuruyor: ‘Boşanıp dost kalma modası...’

Örnekler malûmunuz: ‘Gerekirse Fazıl’ın (Say) evini temizlemeye giderim’ diyen Gülyar Balcı ile ‘Kaya (Çilingiroğlu) gelsin, üst katımı kiraya vereyim, evini de döşerim’ diyen Hülya Avşar...

Bakın uzuuun zamandır gözüme bu kadar şık görünmemişti... Ne moda mefhumu, ne de Hülya Avşar...

Ki kendilerinin filozof, ekonomist, resim eksperi, tenisçi, ıvır kıvır hállerinden hiç hazzetmemekle birlikte aktrisliğini ve en çok da anneliğini takdire şayan bulurum. Gerisi nasıl gelir, Hülya Avşar, boşanmasından da tahammül fersah bir reklam dilimi çıkarır mı, bakın onu bilemem. Ne aşırı doz H.A. yüklemesinden baygınlık geçirmek üzere olan zavallı- kendi adıma, ne de onun adına dilemem...

Niyeyse olacağını da zannetmiyorum. Zira, evet efendim, bu aralar baktığım her bardağı ağzına kadar doluymuş gibi görüyorum.

Dışarıda ay dolun... Belki de bu yüzden, onca huzura rağmen, ısrarla, inatla, hálá, insanın, topraktan üreyen bir canlı olsa, daha mutlu yetişeceğini düşünüyorum...

Pek kinayeli bir şekilde ‘Viva la famiglia!’ diye slogan attıktan sonra, sizleri İzzet Yaşar’ın Simurg’dan çıkan Şiiratı’nın Bahar Kitabı’nda yer alan ‘Aşk Üçgeni’ adlı şahane şiiriyle başbaşa bırakıyorum:

‘(Arrabiato cantabile)

döllemiş olan: / ad koyarım ata gibi bakarım / yasarım küserim ağır tokat atarım / diş bilerim dank ederim düş kırarım / gözlerimi belerteceğim / seni kayışla döveceğim

doğurulmuş olan: / bu kadarcık işkence ha / seni büyüyünce üzeceğim

döllenmiş olan: ter silerim kıç yıkarım / kucak açarım surat asarım / yaş dökerim peş sürerim pat yaparım / eteğimin altından geçemezsin / ulu öfkeden kaçamazsın

doğurulmuş olan: / alırsın elin terliği /sen de bu işe katılırsın

hep bir ağızdan: / et ete değelim but buta dönelim / göz göze gelelim kötü kötü bakalım / kaşımızı çatalım saçımızı yolalım / kat kat olalım kana kana kusalım / et için ağladım et için ürüdüm.’
Yazarın Tüm Yazıları