"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

AİHM, Adli Tıp Kurumu’nda reform istiyor

Dünkü yazımız, ileri derecede kanser olduğu halde cezasının infazı ertelenmeyen ve 2011 yılında mahkûm koğuşunda hayata veda eden Gülay Çetin’in durumunu konu alıyordu.

Çetin’in dosyası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleyi” yasaklayan üçüncü maddesinden mahkûm etmesine yol açmıştı.
AİHM’nin bu konudaki kararının en çarpıcı yönlerinden biri Adli Tıp Kurumu ile ilgilidir. Kararın önemi, mahkemenin, hasta mahkûm ve tutuklular karşısındaki tutumu kamuoyunda artan ölçüde rahatsızlık konusu olan Adli Tıp Kurumu’nun uygulamalarına dikkat çekip, hükümeti bu konuda reform adımları atmaya davet etmesidir.

HER TÜRLÜ ÖZENSİZLİK VAR

AİHM’nin bu alandaki beklentilerini anlayabilmek için önce Adli Tıp Kurumu’nun Gülay Çetin dosyasındaki siciline bakalım.
Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu’nun Gülay Çetin’in cezaevinde kalmasının hayatını tehlikeye atacağını belirterek, cezasının ertelenmesi yönünde hazırladığı raporun tarihi 8 Nisan 2011 tarihini taşıyor.
Antalya Cumhuriyet Savcısı, hastanenin raporunu onay mercii olan Adli Tıp Kurumu’na 27 Nisan 2011 tarihinde sormuştur (19 GÜN SONRA). Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi, hasta mahkûmu (Ambulansla İstanbul’a getirtip) 8 Haziran 2011 tarihinde muayene etmiştir (43 GÜN SONRA). 3. Daire, ceza infazının ertelenmesini onaylayan raporunu 15 Haziran 2011 tarihinde düzenlemiştir (7 GÜN SONRA). Adli Tıp, bu raporu Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’ne (UYAP) 21 Haziran günü koymuştur (6 GÜN SONRA). Ardından rapor UYAP’ta kaybolmuş, Gülay Çetin 12 Temmuz 2013 tarihinde serbest bırakılamadan ölmüştür (22 GÜN SONRA).
AİHM, Antalya’daki hastanenin sağlık kurulunun mahkûmun cezaevinde kalamayacağına ilişkin raporuna rağmen bu konudaki işlemlerin uzamasını eleştiriyor; Adli Tıp Kurumu’nun, gelen rapordan sonra harekete geçmek için 43 gün beklemesini “anlayamadığını” belirtiyor. Kararda “Günlerinin sayılı olduğunun ortaya çıkmasına rağmen yetkili makamların her türlü özensizliği gösterdiği”, bunun sonucu “hasta kaçınılmaz sona doğru giderken ailesinin desteğinden yoksun olarak ve onurunu korumaya imkân tanımayacak şekilde tek başına bırakıldığı” belirtiliyor.

ADLİ TIP’A: ‘SAVSAKLIYORSUNUZ’

AİHM kararının devamında kullanılan ifadeler giderek ağırlaşıyor:
“Nihayet bütün bunlara ek olarak, sonunda başvuranın (G. Çetin) serbest bırakılmasına izin veren adli tabiplerin raporu düzenlemek için bir hafta daha bekledikleri gözlemlenmiştir.
AİHM, hükümetin açıklama ihtiyacı bile duymadığı bu gereksiz laf kalabalığı ve savsaklama karşısında ve hatta son derece üzüntü verici şekilde, söz konusu raporun ilgili Cumhuriyet Savcısına tebliğ edilmemesi ve düzenlendikten bir hafta sonra sadece Adalet Bakanlığı’nın resmi sitesine (UYAK) yüklenmekle yetinilmesi ve söz konusu raporun savcılık tarafından başvuranın vefatından altı gün sonra tebliğ alınması konusunda (hükümetin) bir gerekçe ortaya koyamaması olgusu karşısında ancak ciddi bir endişe duyduğunu ifade edebilecektir.
Bütün bunlar, somut olayda söz konusu usul kurallarının insani gerekçelerden daha çok formaliteler ön plana çıkarılarak uygulamaya konulduğunu ve böylece ölüm döşeğinde olan başvuranının son günlerini huzur içinde yaşamasının engellendiğini göstermektedir.
Başvuranın Türk hukukunun teorik olarak sunduğu koruma imkânlarından hiçbir zaman yararlanamamak suretiyle maruz kaldığı muamele, onun onuruna halel getirmiş; kendisini kanser tedavisinin ve özgürlükten yoksun bırakılmanın kaçınılmaz ve doğal sonucu olan sıkıntıdan daha da fazla bir sıkıntıya sokmuştur.”

HÜKÜMETE: ‘UYGULAMAYI BASİTLEŞTİRİN’

AİHM, kararın finalinde hükümeti Adalet Bakanlığı’na bağlı bir kurum olan Adli Tıp konusunda bazı “genel tedbirler” almaya davet ediyor. Bu tedbirlerin gerekliliği insani mülahazalar çerçevesinde gerekçelendiriliyor. Mahkemeye göre, “Kaçınılmaz son ile karşı karşıya kalan tutukluların huzurlarının ve hayatlarının korunması yönündeki kurallar daha etkin bir uygulamaya kavuşturulmalıdır.” Bu çerçevede “Bu kişiler terk edilmiş durumda kalmamalı ve kamuoyu denetimine kapalı olarak, gecikme, adli hata veya diğer şekli uygulamalardan kaynaklanan aksaklıkların kurbanı olmamalıdırlar.”
AİHM, bu insani hedeflere ulaşılabilmesi için Adli Tıp’la ilgili “mevcut uygulamanın yeniden yapılandırılması ve basitleştirilmesi” yönündeki beklentisini iletiyor.
Neresinden bakılırsa bakılsın, AİHM kararı Adli Tıp Kurumu’nun hasta mahkûmlar-tutuklular konusunda ciddi bir reformdan geçirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Günleri sayılı insanların başvurularına, gümrükte ithalat izni bekleyen çelik halat dosyası muamelesi yapıp beklemeye alan zihniyeti Adli Tıp Kurumu’nun kapısından dışarı çıkarmanın zamanı gelmedi mi?

X