Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Ahrete imandan ne anlıyoruz?

    Hürriyet Haber
    17 Ocak 1999 - 00:00Son Güncelleme : 17 Ocak 1999 - 00:01


    Cevap: Ahrete imanın esası yani muhkem kısmı, Yaratıcı'nın, insanı, hayat serüveni içinde yaptıklarından ölüm sonrasında hesaba çekeceğine inanmaktır. Bu hesaba çekilişin ve ölüm sonrası tekâmül aşamalarının nasıllığı hakkında biz, ancak tahminler yürütebilir, benzetmeler yapabiliriz. Çünkü, şu anda bulunduğumuz plan ve boyut, ölüm sonrasında geçeceğimiz plan ve boyutun tam kavranmasına imkân vermemektedir.

    Ahret inancı olmayan bir sistem, ne kadar mükemmel olursa olsun din olamaz. İnsan hayatını, daha geniş bir ifadeyle hayat macerasını ve tekâmül esprisini, içinde yaşadığımız üç boyutlu âlemin hikâyesini, bu basit planda noktalamak insanı doyurmaz. İnsan, dünya planından önceleri bulunan ve sonraları olacak olan bir varlıktır.

    Ahret, sonra, sonradan gelen, daha sonra olacak olan gibi anlamlar taşır. Kuran, bu kelimeyi, karşıtı olan ûla (önceki, önce olan, ilk olan) kelimesiyle birlikte de kullanır. Ve prensibi şöyle koyar: ‘‘Şu bir gerçek ki, ahret senin için ûla'dan daha hayırlıdır.’’ (Duha 4). Burada bir evrensel prensip verilmektedir: Genel planda, her sonraki an, bir öncekinden daha ileri ve üstündür. Çünkü hayat geriye adım atmaz. Gidiş sürekli iyiye ve daha mükemmeledir. Ne var ki, biz bunu bireysel planda fark edemiyor ve kötülükten, bozukluktan, hatta bazen ‘‘daha kötüye gidildiği’’nden söz edebiliyoruz.

    Kısacası, her birimiz için, bir sonraki aşama ahrettir. Ve ahretler sonsuz sayıdadır. Çünkü, tekâmül aşamaları sonsuzdur. Tasavvufta bu, ‘‘tecellide nihayet yoktur’’ formülüyle ifade edilir.

    Nüfusun nitelikli hale getirilmesi

    Nüfus meselesine Malthus (ölm. 1834) gözlüğüyle bakıyor değiliz. Bizim söylemek istediğimiz, büyük tabip düşünür Alexis Carrel'in (ölm. 1994), yüzyılın başlarında şikâyetçi olduğu ‘‘medeniyetin dejenerasyonu’’ sorununa çözüm bulmak için zekâ özürlülerin tasfiyesi de değildir.

    Ancak, insan unsurunu, sadece kafa sayısı olmaktan çıkaran, onu bir ‘‘yaratıcı enerji taşıyan benlikler’’ yekûnu haline getiren nüfus politikalarına ihtiyaç olduğu kanısındayız. Bunun için nüfus artış hızının azaltılması gerekiyorsa o da yapılmalıdır.

    Dünya nüfusunun artışında kemiyetle keyfiyet paralel gitmiyor. Bu belki hiçbir devirde paralel gitmemiştir ama, bugün nüfusun keyfiyeti ile kemiyeti arasındaki mesafe çok açılmış bulunuyor. Bu mesafenin, bugün sahip bulunduğumuz bunca imkâna rağmen böylesine açılmış olması geleceğimiz açısından kaygı vericidir.

    Müslümanlar olarak baktığımızda durum nedir?

    Nüfus meselesinde, altını çizmemiz gereken bir Kuran gerçeği var: Kuran, ‘‘tekâsür’’den tiksiniyor ve tekâsürü insan hayatından kovmak istiyor.

    Nedir tekâsür?

    Tekâsür, yine Kuran'dan çıkarabildiğimiz bir tanımla, mal ve evlat çokluğuyla övünmek, mal ve evlat çoğaltma yarışına girmektir (bk. Hadid Suresi 20). Bu, kişi hesabıyla övünme, Kuran'a göre, bazen mezarlardaki geçmişlerimizi saymaya itecek kadar çirkin davranışlara vücut verebilmektedir (bk. Tekâsür Suresi).

    Kuran bizi tekâsür tutkusundan kurtarmak istiyor. Övünülecek olan ‘‘kelle sayısı’’ değildir; insanın erdem, bilgi, düşünce ve yaratıcılık gibi değerleridir. Bunlar yoksa, ortada gerçek anlamıyla insan yok demektir. Nüfusun şu kadarı-bu kadarı bizi ilgilendirmiyor. Önemli olan, vücut verilen nesillerin ortaya koydukları rakamla, ifade ettikleri kalite (insana özgü yaratıcı değerleri taşıyabilme kapasitesi) arasında paralelliğin bulunnmasıdır. Böyle baktığımızda, genelde dünyanın, özelde İslam dünyasının, daha özelde de Türkiye'nin durumu iç açıcı değildir.

    Özlenen nitelikte insana ve özlenen refahta topluma ulaşmak için nüfus artışının kontrol altına alınması gerektiği kanısındayız. Ama bunun baskı politikalarıyla değil, bireyin bilinçlendirilmesiyle gerçekleştirilmesinin kaçınılmaz olduğunu da unutmamalıyız.

    Ahde vefalı olun!

    ‘‘...Ahdinize vefalı olun, çünkü verilen söz sorumluluk gerektirir.’’ (İsra 34; Müminûn 8; Mearic 32; Bakara 177; Tevbe 4).

    Ahde vefa, Kuran'ın öngördüğü imanın en önemli belirtisidir. Esasen iman, güven anlamındaki emn sözüyle aynı köktendir. Bu demektir ki, iman sahibi olmanın bir gereği de güvenilir olmaktır.

    Ahde vefası olmayanın imanı, kuru bir iddiadan ibarettir. Kuran müminleri tanıtırken onların ‘‘olması gerekenleri’’ içine ahde vefayı da koyuyor: ‘‘...Söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar.’’ (Bakara 177). ‘‘O müminler, emenetlerine, ahitlerine saygı duyup sahip çıkanlardır.’’ (Müminûn 8). ‘‘Bunlar, kendilerindeki emanetlere ve ahitlerine sadık kalırlar.’’ (Mearic 32).



    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı