Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ahmet Özkan’ın hayat hakkı Apo’dan daha mı değersiz?

DİYARBAKIR’da kepenk kapatma eylemleri 1990 baharında moda oldu.

O tarihte Ankara Temsilcisi olan Ertuğrul Özkök beni bölgeye yolladı.

Duayen foto muhabiri Sökmen Baykara ile birlikte birkaç hafta dolaştık.

Cizre’deki kalkışmayı, Mardin’deki çatışmayı izledik.

Kapalı kepenklerin ardındaki insanları konuşturduk.

Anladık ki, her kepengin ardında farklı bir hikáye saklı.

Kimisi yoksulluktan bezgin, diğeri devletten şikáyetçi.

Çoğunluğu örgütten korkuyor, o yüzden siftahsızlığa bile razı.

Demek ki aradan neredeyse 20 yıl geçmiş.

Dün Başbakan’ın gezisi sırasında kepenkler yine inikti.

Bu seferki bahane, Abdullah Öcalan’ın İmralı koşulları.

Hükümetin resmen yalanladığı iddiaya göre... Öcalan’a içeride fiziki şiddet uygulanmış!

Eğer doğruysa Türkiye’nin ayıbıdır. Çünkü bebek katili bile olsa, hapisteki mahkûm devlete emanettir. Cezasını adil biçimde çekmesini sağlamak Cumhuriyet’in vecibesidir.

"Habeas corpus", yani "bedenin senindir" kavramı neredeyse 800 yıllık.

Tek istisnası Abdullah Öcalan olamaz, olmamalı. Türkiye’ye yakışmaz. Ama bu demek değil ki, hayattaki Apo için ölünmeli. Doğubeyazıt’taki gösteriler sırasında hayatını yitiren 20 yaşındaki Ahmet Özkan’ın hayatı Apo’nunkinden daha mı az değerli?

Bir kez daha iman ettim ki, Güneydoğu’da politika sadece PKK ve örgütten korkan partilere bırakılmamalı... Diğer sistem partileri de orada bayrak gösterir ve yörenin taleplerini doğru siyasi zemine, yani Meclis’e taşıyabilirse... Ahmet’ler ölmez, hatta Apo’ya bile yarayabilir.

Ruhuna yakışan dava

GÜNLERDİR gazete manşetlerindeydi...

Hatta "Büyük yüzleşme" diyen bile çıktı.

Hakikaten yüzleştik!

Ergenekon davası ruhuna uygun başladı.

Ek iddianame duruşmaya yetişmedi.

1 Temmuz’dan bu yana tutuklu/tutuksuz 50 zanlının ne ile suçlandığı hálá belli değil.

Tutuklu ve tutuksuz sanıklar, yersizlikten ayrı ayrı ifade verecek. Avukat sayısına sınır gelecek.

Şaşıranlara, bu davayı ciddiye alanlara ben de şaşıp kalıyorum.

Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi.

Bakın, 30 yıl önce 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’ne bomba atıldı.

7 öğrenci hayatını yitirdi, 41’i yaralandı.

Dün Ergenekon davasının başladığı saatlerde ajansa haberi düştü.

16 Mart davası, 30 yıl sonra zamanaşımına kurban gitti.

Ölenler öldüğü ile kaldı, dava dahi açılamadı.

O zaman muhalefeti sindirmek için bomba kullanılıyordu.

Bugün sindirmek için daha rafine yol deneniyor, dava açılıyor.

Yöntem farklı ama sonuç değişmez.

16 Mart davası nasıl açılamadıysa... Ergenekon davası da bitmez.

Çünkü galiba bizde davalar bizatihi ceza niyetine geçiyor.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI