"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

’Ahlak’ diyenlerle hesaplaşma

MADEM bir "ahlak" tartışması açıldı, haydi gelin hep birlikte genel bir "ahlak çetelesi" çıkaralım.

Önce tartışılan "Danışman" meselesinden başlayalım.

Dün akşam Filistin'in Ankara Büyükelçisi'nin rezidansında bir yemek vardı.

Yemek, Başbakan'ın dış politika konusundaki danışmanı Prof. Ahmet Davudoğlu "onuruna" verilmişti.

Biz bunu "HAMAS ziyaretine teşekkür" yemeği olarak yorumladık.

Büyükelçi açıklama yaptı.

Güya yemek davetine 26 Ocak günü karar vermişler.

Yani, HAMAS ziyaretiyle bir alakası yokmuş.

* * *

Büyükelçi, öyle tuhaf bir açıklama yaptı ki, bazı arkadaşlarımız haklı olarak bundan "Yemeğin 26 Ocak günü yenildiği" anlamını çıkardılar.

Böyle anlayınca da bizleri yalanlayan bu açıklamaya sayfalarında yer verdiler.

Dün akşamki yemek, Büyükelçi'yi kamusal alanda tekzip etti.

Arkadaşlarımız da resmen yanıltılmış oldular.

Dün akşamki davete katılan bazı kişilerle bizzat konuştum.

Davetiyeyi geçen hafta almışlar. Tam tarihi ile 17 Şubat günü.

Yani...

HAMAS temsilcisinin Türkiye'ye gelişinin ertesi günü.

Şimdi sizce kim daha dürüst davranıyor?

Bu haberi yazan Erdal Sağlam mı? Yoksa "Biz bu yemek davetini 26 Ocak'ta yaptık" diyenler mi?

* * *

Gelelim Başbakan'ın dün grupta söylediklerine.

Özetle diyor ki: "HAMAS davetini müşavirimizin üzerine atıyorlar. Oysa bu kararı biz aldık."

Ben yine ayın 16'sına dönüyorum.

O gün hükümetteki telaşı, bizlere açılan telefonları hatırlıyorum.

Hepsinin mesajı aynıydı:

"Bu daveti biz değil, parti yaptı."

Bakın sonra ne oldu.

Önce hükümetin bir bakanı çıktı ve açık açık "Bu kararı Bakanlar Kurulu'nda görüşerek biz aldık" dedi. "Ortak akıl"dan bahsetti.

Hem de övüne övüne, "Burası aşiret devleti değil kardeşim" diye diye söyledi.

Dün de Başbakan çıkıp, "Evet biz davet ettik kardeşim" demeye getirdi.

Bunların hangisi dürüstçe.

Bu tuhaf ve gereksiz daveti eleştiren bizler mi?

Yoksa, önce "Biz değil, parti davet etti" deyip, arkasından "Hayır biz davet ettik" diyenler mi?

* * *

Bir nokta daha.

Günlerdir önümüze, "Filistin'de seçim kazanmış bir parti var. Artık eski terör durumu söz konusu değil" gerekçesini koyuyorlar.

Ben de soruyorum.

Türkiye Cumhuriyeti, Irak'ta seçimi kazanan Barzani'ye bugüne kadar davet yaptı mı?

Acaba Bağdat Büyükelçimiz bugüne kadar Barzani'yle temas kurdu mu?

O nedenle kimse önümüze "seçimle işbaşına gelmiş" bahanesini getirmesin.

* * *

Benim meselem İsrail veya ABD ile ilişkiler değil.

Türkiye gerekirse, ABD ve İsrail'e de meydan okur.

Ama benim asıl meselem, "daha üzerinden terör elbisesini çıkarmamış" bir örgüte, meşruiyet kazandırma telaşı.

Buna karşı çıkıyorum, çünkü bu davranış bir gün "bumerang" gibi üzerimize gelir.

Bir hatırlatma.

HAMAS temsilcisinin Ankara'da olduğu gün, Diyarbakır'da da bir Birleşmiş Milletler temsilcisi vardı.

Ne demek istediğimi anlıyor musunuz...

Ve tek tavsiyem de şu:

Filistinli örgütler 30 yıl boyunca Kuzey Kıbrıs’ın masum Türk halkının sorunları konusunda ne kadar acele ettilerse, biz de o kadar telaş içinde olalım.
X