Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ah o kilolar!

Serdar TURGUT

Benim çok sevdiğim bir dostum var.

Kendi ifadesine göre şu anda 103 kilo.

Gerçi boyu da uzun ama kabul etmelisiniz ki bu soruna bir çözüm getirmiyor.

Çünkü Michael Jordan'ın boyu da uzun ama o katiyen 103 kilo değil ve ayrıca benim arkadaşım da tabii ki Michael Jackson kadar uzun boylu değil.

Neyse, sonuçta onu da benim üye olduğum cimnastik salonuna gelmeye ikna ettim.

Eğer bir hafta boyunca sektirmeden gelirse ona hafta sonunda iki porsiyonluk İskender kebap ısmarlayacağım sözünü vererek başardım bu imkânsız görünen olayı.

İlk geldiği gün her şey normal gitti. Gerçi koşu bandındaki yürüme hızıyla sadece yarım kilo verebilmesi için yaklaşık 27 gün hiç durmadan yürümesi filan gerekiyordu ama olsun, olaya başlamak önemliydi onun için.

Sorunlar ikinci gün başladı.

Bir ara cimnastik salonunda ortadan yok olduğunu fark ettim onun.

Bir yerlerde gizlice çift kat peynirli pizza yediğinden kuşkulandım.

Panik içinde aramaya başladım onu.

Kapalı havuzun kenarında buldum onu.

Hayatta görebileceğiniz en mutlu ifadeyle mışıl mışıl uyuyordu.

Mutlu olmasına kızdım. Kaldırabilsem alıp havuza atacaktım kendisini.

Her ne kadar ağırlık çalışıyorsam da henüz haltere geçmediğim için sonucu hüsranla biteceği kesin olan bu deneyden vazgeçtim.

Onu dürtükleyip uyandırdım.

Hayret bir şey ama uyanınca da mutluluğu geçmedi.

Daha sonra anladım ki gördüğü rüyanın etkisindeymiş hâlâ.

Rüyasında hep birlikte Belgrad Ormanı'nda pikniğe gitmişiz.

O bize büyük hamburgerler pişirmiş. Yanında getirdiği kırmızı şarapları da açıp bir güzel tıkınmışız.

Bu rüyayı dinleyince kendisinin cimnastiğe teşvik konusunda tamamen umutsuz bir vaka olduğuna karar verdim.

Zaten o da bir daha salona gelmedi. Ben eminim şimdi bürosunda karısından gizlice masasının gözüne attığı çikolatalardan atıştırıyordur.

***

Bu konuya neden girdim onun da anlatayım.

Dün Amerika'da şişmanlık konusunda harika bir makale okudum.

‘The American Spectator’ dergisinin mart sayısında yayınlanan bu makalenin adı ‘Obestiality’di.

Amerikan Hastalıkla Kontrol Merkezi'nin son yayınladığı verilere göre 1981 yılında Amerikan nüfusunun yüzde 25'i aşırı derecede şişmanmış.

Bu oran 1991 yılında yüzde 33 olmuş.

1998 yılı içinde oranın yüzde 40'lara vurduğu tahmin ediliyormuş.

Şimdi aşırı şişman derken yanlış anlamalara yol açmamak için bazı noktaları açıklamam gerekiyor.

Yukarda vukuatını anlattığım arkadaşım Amerika'daki aşırı şişmanların yanında olağanüstü ince yapılı ve hatta narin bir insan olarak kalır.

Hatta onlara kalsa kendisini manken olarak podyuma bile çıkarırlar, Vogue dergisinin kapağına ‘İdeal vücut ölçülerindeki erkek’ olarak çıplak resmini bile basarlar.

Amerika'daki aşırı şişmanlık kavramını en iyi onların mücadele ettikleri son problem açıklayabilir,

Bugün Amerika'da her türlü grubun derneği olduğu gibi şişmanların da bir örgütü var.

Bu örgüt son zamanlarda bütün gücünü sinema endüstrisi ile mücadele etmeye adamış durumda.

Sorunları ise çok basit. Bu insanlar artık sinemaya gidemiyorlar, çünkü mevcut sinema koltuklarına sığmaları mümkün değil.

Tek istedikleri şey de sinemalardaki koltukların kendi bedenlerine uygun hale getirilmesi.

Sinemacılar da doğal olarak buna karşı çıkıyorlar.

Onların istediği olursa sinemalarda sadece beş veya altı koltuk konulabileceğini, çünkü beş aşırı kilolu insanın sinemanın bütün hacmini dolduracağını söylüyorlar.

Anlayacağınız aşırı kilo derken AŞIRI'yı kastediyorum, bilmem anlatabildim mi?

***

Bir vukuat daha anlatayım.

Olay Teksas Eyaleti'nde geçiyor.

Koca, aşırı şişman olan karısını WeightWatchers adındaki kilo verme merkezine üye olmaya ikna eder.

Ancak kadının buraya her gün düzenli gitmediğinden kuşkulanır.

Bir gün karısını takip eder. Kuşkularında haklı olduğu ortaya çıkar, çünkü karısı zayıflama kulübü yerine köşe başındaki et lokantasına gidip bir güzel tıkınmaktadır.

Bunun üzerine koca gece yattıklarında karısının yalanını yüzüne vurur.

Kadın da yanı başındaki komodinin gözünde bulunan tabancayı alır, tek bir el ateşle adamı öldürür.

Sonra kaçma planları yapar.

Ancak kaçamaz çünkü kadının unuttuğu bir küçük detay vardır.

Öylesine şişmandır ki yataktan kocasının yardımı olmadan kalkabilmesi imkânsızdır.

Sonuçta polis eve gelinceye kadar ölü kocasıyla birlikte yatakta yatmak zorunda kalır.

***

2050 yılında Amerikan nüfusunun yüzde 75'inin ‘‘obes’’ olarak adlandırılan aşırı şişman olacağı belirtiliyor.

2230 yılında ise bu oran yüzde 100'e fırlayacakmış.

Anlayacağınız bu tarihte Amerika'ya yapılacak turistik bir gezi fevkalede eğlenceli olabilecek.

Artık egzersiz salonuna gelmeme kararını alan arkadaşıma da son bir seslenişte bulunmak istiyorum: Şunu da unutmamalısın ki o gizlice yediğin çikolatalar var ya, işte onlar Amerika'daki bu istatistiksel felaketin ortaya çıkmasına yol açtı.

Bunu da unutma!













X