Ah Monako kadar bir toprağımız olsaydı...

Güncelleme Tarihi:

Ah Monako kadar bir toprağımız olsaydı...
Oluşturulma Tarihi: Eylül 22, 2013 01:31

Klasik müzik dinliyor, Bruce Willis izliyor, Kusturica’nın büyük hayranı... Zaten dünya Romanları Kralı Dorin Cioaba ile Transilvanya’da geçirdiğim iki gün; ‘Çingeler Zamanı’ çarpıcılığıyla ‘Gırgıriye’ görgüsüzlüğü arasında gidip gidip geliyor.

Haberin Devamı

Tıpkı masallardaki gibi bir kral. Koca gıdılı, tıknaz ve tombiş... Üstelik çocuksu: Oyuncak kamyon koleksiyonu var. Kral I. Dorin’i görür görmez; üstünde gecelik, elinde fener, gece kilerden bir şeyler tırtıklamaya inerken sarayın merdivenlerinde kraliçeye sobelenmiş hali geliyor gözümün önüne...
Biz tanısak ne olur, tanımasak ne... Evrenselliğini ilan etmiş bir kere. Nasıl ki Başbakan Erdoğan konuşmalarına Banda Aceh’ten başlıyor, Bosna’ya dönüyor; Gazze’den tutup Tunus’a selam yolluyor; I. Dorin de “Polonya’dan Mısır’a, İran’dan Fransa’ya Müslüman, Ortodoks, Katolik ya da Protestan, bütün Çingenelerin kralı benim” diyor.
Çingeneler de komik insanlar. Kimse çıkıp “A be sen neyin kralısın, bu devirde kimse sultan değil, padişah değil” demiyor. Sebebi mi? Sırası var, geleceğiz.

Haberin Devamı

ÇİNGENELER KRALI - FOTO GALERİ

ÇİNGENELER KRALI - HÜRRİYET TV

TRANSİLVANYA’DAKİ SARAY YAVRUSU

Yeryüzüne dağılmış 14 milyon Çingene’nin kralı Dorin Cioaba, Transilvanya’nın Sibiu şehrinde, birçok küçük ülkenin devlet sarayından hayli görkemli bir kraliyet evinde yaşıyor. İki katlı, on odalı, 500 metrekare saray yavrusunun iç bahçesinde palmiye bile var. Havuzlu bahçede çift barbekülü çardak.... Sağda solda, tıpkı Fransız ya da Rus hanedanları gibi, ailenin bıcırlarının askeri üniformalı ‘küçük paşa’ tabloları...
Saray yavrusunun hemen karşısı ofisi. Cadillac marka lüks cipini ofisin önüne park etmiş. Biri dandik bir Nokia, diğeri son model bir Samsung; iki telefon duruyor masada. Kütüphanede, hukuk fakültesinden diploması ve kepi... Masanın üstünde koca bir torba fındık ve bir fındık kıran. Ardı arkası kesilmeyen ziyaretçilerini çatada çutada fındık kabuğu sesleri arasında ağırlıyor. Kimi komşusundan şikâyetçi, kimi kızına iş bulma derdinde. Kimseye bir tek fındık ikram etmemesine rağmen bu cimri ev sahibine inanılmaz saygı duyuluyor.
Cioaba’ların adlarını ilk kez, babası I. Florin geçen ay Antalya’da tatildeyken duyduk. Çingenelerin büyük kralı bir kalp krizi sonucu ölmüştü. Altın tabut aradılar mevtayı memlekete götürmek için, bulunamayınca klima soğutmalı bir dört kolluyla idare etmek zorunda kaldı Florin. Romanya’nın Sibiu kentinde yapılan cenazesinde, dünyanın dört bir yanından gelenlerle dört kilometrelik kortej oluştu.

Haberin Devamı

SOYADLARI OSMANLILAR’DAN

İyi güzel de bu krallık nereden geliyor? Söylediklerine göre aile zaten lider bir Çingene ailesi. Bilinen kökeni 300 yıl geriye gidiyor. Asıl soyadları Osmanlı zamanından kalma: Bulipaşa. Üç kuşak önce isim değiştirip Cioaba’ya dönüyorlar. Kraliyet, dede I. İon zamanında toplanan bir Çingene kongresiyle aileye veriliyor. Ama hikâyenin aslı, şimdiki kralın babası Florin zamanında başlıyor. I. Florin akıllı bir adam. II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin tıpkı Yahudiler gibi kamplara topladığı Romanlar adına Alman hükümetinden tazminat istiyor. Almanlar bugün hâlâ hayatta olan her mağdur Çingene için 1000 Euro ödemeyi kabul ediyor. 1000 Euro’yu küçümsemeyin. Romanya koşullarında, hele de fakir Çingeneler arasında büyük para... E şimdi siz söyleyin: 1990’lar Romanyası’nda bir Çingene’ye 1000 Euro veren bir adamdan daha kral kim olabilir? Bu itibarla
kralın krallığı perçinleniyor, bizim Dorin de veliaht prens tabii ki...
Dorin’in gençliği tam bir şehzade gibi geçiyor. Kambur topal değil ama fotoğraftaki hali şahidim, pek de yakışıklı sayılmaz. Yine de eve her hafta kızını prense yamamak isteyen bir anne geliyor.
Gel gör ki Dorin’in gözü Sigişuara’dan başkasını görmüyor. Çocuk denecek yaşta basıp nikâhı, alıyorlar Sigişuara’yı. Bu, görücü usulü evliliğin temel kural olduğu Çingene toplumunda bir devrim oluyor. Dorin’in hafif efemine veliahtı Bogdan da güya ‘sevdiği kızı’ alıyor. İnsan çocuk yaşta artık kimi sevip, neyi sevmediğini ne kadar anlarsa...

Haberin Devamı

Ah Monako kadar bir toprağımız olsaydı...

BİR KİLOLUK 24 AYAR TAÇ

Dorin, halkının sorunlarıyla yakından ilgili. Okumamalarına ve meslek sahibi olamamalarına bağlıyor Batılı ülkelere verdikleri göçü. Söylediğine göre Fransa Çingeneler için bir cennet. Topluma entegre olmaları için ellerinden geleni yapıyorlar. Cehennemse II. Dünya Savaşı’ndan beri hâlâ aynı: Almanya. “İnsanlarımızı sokakta tutukluyorlar” diyor Dorin. İstikamet gerisin geriye Romanya...
Amaan ne gam! Dünyaya dağıldıkları Hindistan-Pakistan bölgesinden çıktıklarından beri kim üzebilmiş ki bir Çingene’yi? “Neşeli olmak, müziğe, eğlenceye düşkün olmak bizim göçebe karakterimizin bir parçası” diyor Çingeneler Kralı. Bir de şu ‘bugün bulduğunu bugün bitirmek, yarını asla düşünmemek’ huyları olmasa... Söylediğine göre bir Çingene’nin asla bankayla işi olmazmış. Ama Dorin, geçen yıl İtalya’da yaptırdığı bir kiloluk 24 ayar altın tacını bankada saklıyor sair zamanlarda. Tacıyla fotoğraf çektirmelere doymuyor, doyamıyor. Fotoğraf çektirirken ceketinde kabarıklık yapan şeyin deste deste 100’lük Euro olduğu, desteleri çıkarıp odaya götürmesi için karısına verdiği anda anlaşılıyor.

Haberin Devamı

TÜRKİYELİ ROMANLAR’A MESAJ

Lafı döndürdüğüm gibi, bizdeki bir klişeye getiriyorum: “İçlerinde büyüdüm ama Çingene değilim...” Bazı Çingeneler neden Çingene olduklarını söylemekten utanırlar? “Siz de bu kadar aşağılansanız, horgörülseniz her yerde Türk olduğunuzu söylemezsiniz” diye yapıştırıyor cevabı tombiş. Ah be Dorinim! İtilip kakılmayı bize mi anlatıyorsun? Seninle şu röportajı yapacağım diye Rumen Konsolosluğu’nda vize için ne süründüğümü bir ben, bir Allah biliyor.
Geçen ay bir kalp krizi sonucu pederi Antalya’da vefat etmesine rağmen Türkiye ve Türkler deyince yüzü gülüyor: “Aynı bize benziyorsunuz! Büyük aileler... Sonra aile içi sıcak ilişkiler...” Türkiyeli Çingeneler’e de mesajı var kralın: “Tanrı Türkiye’deki bütün Çingeneler’i kutsasın. Sağlık, mutluluk ve neşe içinde bir hayat sürsünler...” Halbuki neşe mi kaldı Romanlar’da! Sulukule’yi yerle yeksan ettiler, üstüne bir de apartman dairelerine tıktılar memleketin özgürlüğüne en düşkün insanlarını.

Haberin Devamı

ÇİNGENE MİLLİ TAKIMI

Denizde kum, sende para... Tacın, asan yerinde... Kraliçen mraliçen her şeyin var da ülkesiz kral mı olur? “Bir gün Romanların kendi ülkeleri olacak mı?” diye soruyorum. “İsterim tabii” diyor; eliyle bebe pipisi gibi bir işaret yapıp “Ah şöyle Monako kadarcık bir toprağımız olsa...” diye iç geçiriyor.
Yine de Çingeneler’in bir ulus olarak tanınması için elinden geleni ardına koymuyor. En büyük hayali bütün dünyada serbestçe dolaşabilecekleri ortak pasaport projesi. Ulusal Çingene takımı için FIFA’ya, bir millet olarak katılabilmek için olimpiyatların kapısına dayanmış.

Ülkesiz ama iktidarlı

Roman Kralı Dorin ülkesiz olabilir ama iktidarsız kat’a! Bir kere kilisede pastör. Yani ayini yönetiyor. İkincisi, Romanya hükümetinin tanıdığı haklar çerçevesinde komünite içi meselelere bakan mahkemenin de yargıcı. Ekonomik gücüyse herkesin ondan ‘patron’ diye bahsetmesinden belli. E bir de kral olduğuna göre, kuvvetler ayrılığı hak getire: Siyasi, ekonomik, dini ve yargısal bütün yetkileri kendinde toplamış durumda. Bu da bizim sevimli tombişin çirkin yüzü gibi... Yani Romanya’da Romansanız, Dorin onaylamadan bir hiçsiniz... Mahkeye git karşında Dorin, kiliseye git karşında Dorin, yönetici Dorin, ekmek kapısı yine Dorin! Ben bu tabloyu bir yerden hatırlıyo... Ops!
Kocası kilisede konuşma yaptıkça, ilahileri başlatma ve sözleri tepegözle duvara yansıtma işinden sorumlu Kraliçe Sigişuara kafasıyla onaylıyor. Kötü bir şeylerden bahsederken de kafasını iki yana sallayarak olumsuzluyor.
Ben bu tabloyu da bir yerden hatırlıyo... Ops!

Değirmenin suyu nereden geliyor?

İki kuşak önceki fotoğraflarına bakarsanız aile meteliğe kurşun atacak haldeymiş. Tamam; Kral Dorin’in röportaj sırasında bile telefonu susmuyor. Kalaycılıktan ticarete, her işte bezi var. Avrupa Birliği’nden proje başına küçük cukkalar indirdikleri de doğru. Rusyalı, ABD’li, Brezilyalı zengin Romanlar’dan yardımlar geliyor; ona da eyvallah. Babası I. Florin’in Almanlardan tazminat indirdiği de bir vak’a. Velakin söz konusu servet, öyle böyle izah edilir gibi değil. Kralın kendisine asla böyle bir şey söyletemedim ama naçizane fikrim, Cioaba Hanedanlığı’nın Ortodoks Romanları, Protestanlaştırma projesinin aracı olduğu. Baba Cioaba Ortodoksken 1994’te durduk yere Protestan oldu. Halkını aydınlığa taşıyan bir misyoner gibi önüne gelen Roman’ı da Protestan yapmaya çalıştı. Yaptı da. Dorin, Romanya’nın her yerine kurdukları 100 civarında kilise vasıtasıyla Romanların yüzde 80’inin Protestanlığa geçtiğini söylüyor.
Bir Çingene sivil toplum örgütü olan Together (Birlikte) kuruluşunun temsilcisi Gele Duminica da The Economist’e verdiği demecinde Çingenelerin Protestanlığa dönmelerinin en önemli nedenlerinden biri olarak yapılan insani yardımları göstermemiş miydi? Bu kiliseler büyük olasılıkla Batılı zengin Protestan kiliselerinden gelen yardımlarla kuruluyor. Çeşmenin başında da önce baba Florin, şimdi Kral Dorin oturuyor. Romanların Protestan kilisesindeki bir ayinlerine katıldım. En ilgimi çeken, sanki Ortodoks Romanların ne kadar ‘düzgün’ Protestanlaştıklarını kontrol eden, ateşli konuşmalar yapan, kilisede her şeye karışan, kimin nasıl dua etmesi gerektiğini söyleyen, müfettiş kılıklı, Roman olmayan Rumen Protestanlardı.

Çingene mi Roman mı?

Türkiye’de iki türlü bir tartışma var: Birinci grup, kendilerine ‘Çingene’ değil, ‘Roman’ denilmesini isteyenler. İkinci grupsa Çingene sözcüğünün bir etnik kökenin adı olduğunu, aşağılama olarak kullanılamayacağını, göğsünü gere gere Çingene olduğunu söylüyor. Doğrusunu hazır yakalamışken işin kralına soruyorum ama onun da kafası biraz karışık gibi. ‘Roman’ denmesi gerektiğini söylüyor ama çevirmenle kendi aralarında Rumence konuşurlarken ‘Tsigani’ sözcüğünü kullanıyorlar.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!