"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Ah be hayat!

Okurumdan bir e-posta aldım geçen hafta.

Tamam hayat çok acayip ama, bu ülkede başka türlü bir acayip! İşte bu yüzden bir amaç için koşup ihtiyacı olan birilerinin hayatına azıcık da olsa değebilen Adım Adım Oluşumu’nun bir parçası olmak; birilerini farkındalık için harekete çağırmak, hayatımın en büyük amacı. Okurumun anlattığını bi okuyun hele, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız elbette.

* * *

“Yonca, benim 29 yaşında bir erkek kardeşim var. 2001 yılında üniversite hazırlıkta okurken, ders arasında çıkıp kampüste hava almak ister. Aylardan mayıs, o kampüste ilk defa bahçeye çıkacaklar. Merdivenden inecek. Ama tırabzan yok. Üç arkadaş sohbet ederek inecekken kardeşimin ayağı kayınca pat diye beyin üstü sağ tarafına düşüyor. Atletik bir çocuk. O zaman 20 yaşında. Ambulansın gelmesi bir saat sürüyor, ailemiz başka şehirde, ben de üniversitedeyim. Beni arıyorlar hemen, beyin kanaması...
50 gün kıpırdamadan yoğun bakımda yattı kardeşim. Dört kişilik bir aileyiz, memur ailesi, biz de onunla hastanede yaşadık. Doktorlar hiçbir şekilde umut vermediler bize ama biz inandık. Kendi gayretlerimizle kardeşimi ayağa kaldırmayı başardık. Ne felçli oldu ne de kör doktorların söylemlerine inat. Ama tabi mühendislikte okuyan o zehir gibi çocuktan geriye, ancak kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen, ağır hareket edebilen ve kafası her şeye yetemeyen bir çocuk kaldı. Şimdi annem ve babamla küçük şehirde yaşaması aslında İstanbul’a kıyasla avantaj. Oralarda herkes kardeşimin eski halini de bilir, şimdiki halini de.
Ama ne yazık ki o artık bir özürlü onlar için. Bazen, o izlediğimi bilmeden, gizlice iki metre arkasından yürüyorum sokakta. Deli muamelesi yapanlar, selam verdiği için dalga geçenler, dışlayanlar, azarlayanlar, kovalayanlar hangi birini anlatabilirim ki sana!
Kendi bu durumdayken bile; yaşlıya, başka engellilere yardım eden bir çocuğun gördüğü muameleyi satırlarca yazsam anlatamam. Sosyalleşmesini bırak, iş bulabilme imkanı da yok. Engelliler için sınav yapılıyor ama eli kolu incinen engelli raporu almış bizim ülkemizde. Zekasında hiçbir sorun olmayıp zehir gibi olan insanla benim kardeşim aynı sınava girip aynı kategoride değerlendiriliyor ve tabi ki hayatı boyunca işi olabilme ihtimali sıfır! O kadar adaletsiz bir ülkede yaşıyoruz ki.
Biz sıfırdan yeniden bir birey yarattık 2001’den bu yana uğraşarak ama ne insanlar ne de içinde yaşadığımız ülke onun bundan sonra bir adım daha atıp sosyalleşebilmesine, aile sahibi olabilmesine, işinin olabilmesine imkan tanımıyor. Ve sen binlerce yazı yazsan da tanımayacak işte!”
Yok. Bu ülkede de bi şeyler değişebilir. Değişecek de. Sadece vazgeçmemek gerekiyor.
Hiçbir şekilde.
Yonca
“azimle”

Ötenazi isteyen Tuğrul Cankurt

Gitmek mi kalmak mı? diye soruyor Tuğrul Cankurt...
“Resimle olan ilişkim duvara atılan gizli saklı ilk çizgiyle başlar. Yıllar sonra gizli saklı atılan çizgiler nedeniyle örselenen, boyama kitaplarının içine hapsedilen çocuklara resim öğretmenliği yapmakla devam eder.
25 yıl sekiz ay sonra çıt diye kırılan boynumla ‘Güliver’in Cüceler Ülkesinde’ yüzlerce iple bağlanıp esir alınırım; yatağa yapışıp kalan bedenimle.Yıllar süren tedavilerle sağ omzumu ve dirseğimi hareket ettirdiğimde, koluma bağlanan fırçayla yarım kalan çizgilere yeniden merhaba derim.
Gökyüzündeki cenneti vaat edenler yeryüzünü cehenneme çevirirler. Yüksek kaldırımlar, rampaların önüne park eden arabalar, daracık asansörler, çukurlarla dolu yollar, uygun girişi olmayan binalar ve merdivenler, merdivenler...
Kimse sormaz yedi yıldır sinemaya, tiyatroya, konsere, düğüne, cenazeye gittin mi? Zorunlu hapisliktir bizimki. Onun içindir ki benim resmim kavgadır.
Koluma bağlanan fırça değiştirilir, palete boya sıkılır, tuval ayarlanır, kolektif bir üründür yani yaşamı paylaşmaktır. Onun içindir ki sevgi ve emek doludur benim resmim.
Ölü bir bedenle hayatta kalmak yaşamak değildir. Onun için benim resmim arafta kalmaya isyandır.”
Siz Tuğrul Cankurt’u basından “Ötenazi İsteyen Öğretmen” olarak tanıdınız. Tuğrul Cankurt, trafik kazası sonucunda bedeninin sadece yüzde üçünü kullanarak da olsa hâlâ inanılmaz resimler yapıyor.
Hâlâ ötenazi istiyor, bizse insanca şartlarda yaşaması sağlanıp, resim yaparak hayata tutunmasını. Yeni sergisinde hepinizin, hepimizin desteği gerekli.
Ankara, Tuğrul Cankurt’u yalnız bırakma lütfen. Sergi açılışı 4 Ekim Salı günü saat 18:30’da Nurol Sanat Galerisi’nde.
Yonca “fırça”

Koş Yonca Koş destek için

Hesap Sahibi: TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı)
Banka: Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.
Hesap IBAN: TR 740006701000000001000000
Açıklama kısmına: YTokbas/AAO/Kendi adınız ve soyadınızı da yazın lütfen!

X