Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ağzı olan, bol bol konuşuyor…

Hepimiz birer uzman kesildik. Kimimiz harekatın nasıl yapılması gerektiği hakkında askere ders veriyor, kimimiz ekonomik ambargo ile bu işin içinden kolaylıkla sıyrılabileceğimizin derslerini veriyor. Oysa madalyonun öbür tarafına bakınca, işin hiç de kolay olmadığı anlaşılıyor.

Ünlü bir deyişimiz vardır.

 

Ağzı olan konuşuyor” deriz.

 

Bunun anlamı, bilenin de bilmeyenin de konuşmasıdır.

 

Şu anda tamı tamına böyleyiz.

 

Bilen de konuşuyor, bilmeyen de.

 

Üstelik hepimiz uzman kesildik. Genelkurmay’a nasıl müdahale etmesi gerektiğini anlatıyoruz... Diplomatlara dış ilişkilerin nasıl yürütülmesi gerektiğinin derslerini veriyoruz... Siyasilere de kriz yönetimini öğretiyoruz.

 

Bu arada en çok konuşulan konu, Kuzey Irak’a uygulanacak ekonomik ambargo.

 

Kapat Habur’u, kes elektriklerini bak nasıl inim inim inleyecekler. Önce PKK’yı kovarlar, sonra da gelip ayaklarımızı öperler...”

 

Hangi TV’yi açsanız, hangi gazeteyi okusanız bu yaklaşımlarla karşılaşıyorsunuz.

 

Herkes bu işin çok kolay olacağını düşünüyor. Kimse, madalyonun öbür yanını merak etmiyor.

 

Kuzey Iraklılar’ı, Alman veya Fransızlar’la karıştırıyoruz. Hayat standartlarındaki bir düşmenin onları çok etkileyeceğini sanıyoruz. Sanki elektrikleri bir süre kesilirse mahvolacaklarını, yiyecek sıkıntısına düşerlerse teslim olacaklarını sanıyoruz.

 

Kuzey Irak Kürtleri’nin çok uzun yıllar elektriksiz ve yoksul yaşadıklarını, şimdi de kıtlığa dayanabileceklerini ve bir süre sonra da, diğer komşu ülkelerinden ihtiyaçlarını şu veya bu şekilde karşılayabileceklerini hiç düşünmüyoruz.

 

Kuzey Irak ile yılda 2,5-3 milyar dolarlık ticaretin kesilmesinin asıl Güneydoğu’yu vuracağını, hatta şimdiden bölgenin ayağa kalktığını, ekonomik ambargoya karşı çıktığını görmüyoruz.

 

Bugün Kuzey Irak’ın elektriğini kesen Türkiye’nin, yarın Avrupa’ya gidecek doğalgaz akımını da kesebileceğini düşünecek yabancı ülkelerin, Türkiye’yi enerji koridoru yapmaktan vazgeçebileceğini, adım atarken 2-3 defa düşünmeye başlayacaklarını hiç hesaplamıyoruz.

 

Üstelik Kuzey Irak konusunda Türkiye’nin hedefi hiçbir zaman Kuzey Irak Kürtleri’ni cezalandırmak değil, yönetimi ikna etmektir.Ekonomik ambargo uygulaması Irak Kürtleri’ni izi kolay kolay silinemeyecek şekilde Türkiye’ye düşman edecektir.

 

Kuzey Irak’a ekonomik ambargo PKK’yı bu ülkede etkisizleştirecekse, mutlaka uygulanır ve uygulanmalıdır. Kimse bunu tartışmıyor. Ancak, bu yönde adımımızı atarken nereye bastığımızı da iyice görmemiz gerekir.

 

Unutmayalım ki, Kuzey Irak’a ekonomik ambargo bumerang gibidir.

 

Karşınızdakini vurmak için fırlatılır, iyi hesaplayamazsanız bir de bakarsınız geri dönmüş ve sizi yaralamıştır.

 

İşte buna bumerang denir.

 

ERDAL İNÖNÜ’YE “SİZİ SEVİYORUZ” MESAJI

 

Erdal İnönü Amerika’da kanser tedavisi görüyor. Gelen haberler iyi, ancak ne de olsa sevdiklerinden uzakta.

 

Erdal Bey, bu ülkenin gördüğü nadir ciddiyette ve kibarlıktaki politikacılardanbiridir. Hepimize sadece hayat dersi vermemiş, aynı zamanda politikacılığın ne kadar ciddi bir iş olduğunu da göstermiştir.

 

Siyasete belki istemeyerek girmişti, ancak genel düzeyi ve politikacılığın çıtasını yükseltti.

 

Siyaset ve bilim dünyasında milyonlarca hayranı olduğunu biliyorum. Gelin, Erdal Bey’i “sizi seviyoruz” mesajlarıyla donatalım. Yalnız olmadığını ve bu ülkenin onun gibi değerli bir insanı kucaklamak istediğini, onunla gurur duyduğumuzu iletelim.

 

İşte e mail adresi:

 

erdal.inonu@hotmail.com

 

AP’DEKİ DEĞİŞİMİN MİMARİ BİR KADIN

 

Avrupa Parlamentosu’nda (AP), Türkiye ile ilişkilerde son derece önemli bir yaklaşım değişikliği gözleniyor. Özellikle eskiyle karşılaştırılınca, Türkiye’ye yönelik olarak kullanılan dilin ne kadar değiştiği hemen fark ediliyor.

 

AP raporlarında ve kararlarında yine eleştiriler var. Nerede eleştiriyi hak etmişsek, orada eleştiri yapılıyor, ancak farklı bir dil kullanılıyor. İlk defa kırıcı olmayan, abartılı ve hissi tepkilerin yer almadığı, dengeli raporlar ve kararlar çıkıyor.

 

Türkiye gerektiği yerde destekleniyor, gerektiği yerde eleştiriliyor.

 

Bu değişimin altında bir çok faktör var. Ancak bence en önemlisi, bir süredir Türkiye raportörü olarak çalışmaya başlayan, Hollandalı parlamenter Ria Oomen-Ruijten’dir.

 

Ria’nın en güçlü yanı, marjinal grupları veya tek görevleri Türkiye’yi vurmak olanların etkisi altında kalmamasıdır. Kendi incelemesini yapar, tüm taraflarla görüşür ve raporunu ortaya koyar. Avrupa Parlamentosunun Türkiye’deki prestiji geçmiş yıllarda, bazı raportörlerin daha çok kişisel ve iç politikaya yönelik çalışmaları veya kolaylıkla etki altında kalabilmeleriydi.

 

Ria, yeni bir stil getirdi.

 

Hem AP’nin zedelenen imajını düzeltmeye başladı, hem de Türk kamuoyunun nezdinde güvenilir bir AB akil kadın konumuna girdi.

 

Ria hem Avrupa hem de Türkiye açısından bir kazanç oldu.

 

BAKAN HAKLI OLABİLİR, ANCAK...

 

Kaz Dağları’nın durumu gerçekten içler acısı. Gazetelerdeki resimler, TV’lerdeki görüntüler isyana sevk ediyor.

 

Neresinden bakarsanız bakın, tam bir katliam havası var.

 

Geçenlerde, NTV’de Enerji ve Tabii Kaynaklar BakanıHilmi Güler’i dinledim. Son derece efendi bir insandır. Nitekim, görüşlerini çok içtenlikle açıkladı.

 

Hiç yanlış uygulama olmadığını, sıkı kontrollerin yapıldığını, uygunsuzbir durumda hemen ruhsatların iptal edileceğini söyledi.

 

Bakan ikna ediciydi. Ancak söyledikleriyle gazetelerdeki görüntüler birbirini tutmuyor. Bu nedenle inandırıcılığı azalıyor.

 

Ben eminim, sıkı kontroller vardır ve kimse de ruhsat sınırlarını aşmamaktadır. Ancak, sorun işte buradan kaynaklanıyor.

 

Acaba bir bölgeye bu kadar fazla ruhsat verilmeli mi? Acaba, zaten giderek azalan doğal yapı böylesine harcanmalı mı?

 

Altın bulmak bu ülkeyi zenginleştirir. Bunda kimsenin kuşkusu yok.Ancak giderek bozulan tabii güzelliklerimiz de altın değerinde değil mi?

 

ABD, KENDİ TUZAĞINA DÜŞEBİLİR

 

Özdem Sanberk’in hafta içinde Romanya’da uluslararası bir konferanstaki konuşması çok dikkat çekti.

 

Dışişleri Bakanlığı eski müsteşarı, şimdiye kadarkimselerin vermediği birörneği gözlerimize soktu.

 

ABD’nin, Türkiye gibi son derece önemli bir NATO müttefikine gereken desteği vermezken, bölgesel bir sorununu çözmek için küçücük Kuzey Iraklılar’a arka çıkmasının tehlikesine dikkat çeken Sanberk Birinci Dünya Savaşı’ndan bir örnek gösterdi.

 

Balkanlar’da yaşananlara bakın” dedi. Büyük güçlerin, dar çıkarlar peşinde koşup bölgedeki küçük güçleri şımartmalarının, nasıl büyük kargaşaya yol açtıklarını hatırlattı.

 

ABD’nin, sırf Kuzey Irak Kürtleri’ni memnun etmek için, Türkiye ile sürtüşme noktasına gelmesinin talihsizliğini gözlerimize soktu. Doğru lafa ne denir ki...

 

MÜTHİŞ BİR ROMAN...

 

Ayşe Kulin’in, Everest Yayınları’ndan (0212-5133420) çıkan kitabının adı: “Veda: Esir Şehirde Bir Konak”. Kulin, bu kez Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde, işgal altındaki İstanbul'da bir konakta yaşananları anlatıyor. Son Maliye Nazırı ve ailesi aracılığıyla o dönemin resmini çizen Veda, çökmekte olan bir tarih ile yeni bir gelecek arayan Milliciler arasında sıkışan o dönem Osmanlı aydınının da öyküsünü dile getiriyor. Her zamanki gibi diyaloglarla ve kendine has akıcı anlatımıyla okuyucuyu alıp o zamanlara götürüyor. İlgi çekici bir başka unsur da, kitabın mavi mürekkeple yazılmış olması. Korsana karşı alınan akıllıca bir önlem. Bence okuması da oldukça keyifli oluyor. Elinizden bırakamayacağınız bir kitap arıyorsanız, kaçırmayın derim.

 

                                             *                               *                               *

 

SELİM İLERİ’NİN  TADI BAŞKA...

 

Selim İleri bir dönemin değişmez yazarıdır. Yanlış anlaşılmasın hala da öyle, ama kuşkusuz Selim İleri ile büyüyen bir kuşak için vazgeçilmezdir. Çünkü Türk Edebiyatı’nda bir “Selim İleri kuşağı” vardır. Elimde Doğan Kitap’tan(0212-2465207) çıkan bir Selim İleri kitabı var; “ Şimdi Seni Konuşuyorduk”. Selim İleri’nin edebiyattaki 40. yılının şerefine, 2 Nisan 2007 tarihinde, Mimar Sinan Üniversitesi’nde bir sempozyum yapılmıştı. İşte bu sempozyuma katılamayanlar üzülmesin, bu kitap o gün sunulan bildirilerden oluşuyor. Selim İleri’nin edebiyatımıza olan etkisini açık seçik ortaya koyan bir çalışma olmuş. Hazırlayan Handan İnci’nin eline sağlık.

                                           

X