« Hürriyet.com.tr

Ağrı Dağı’nın yaz ziyaretçileri

Ulaşılmaz kabul ettiğimiz, dağcılara bıraktığımız Ağrı Dağı her yıl ağustosta dünyanın dört bir yanından doğaseverleri ağırlıyor. Doğu Beyazıt’ın otelleri, Güney rotasındaki iki kamp alanı yaşları 70’i bulan yürüyüşçülerle doluyor. Yılda 5 bin kişiyi bulan zirve çıkışlarının yarısı bu dönemde gerçekleşiyor. 2009 Ağustosu, Ağrı’nın zirvesinde kar fırtınalarıyla geçmişti. Şu anda son beş yılın en iyi meteorolojik koşulları yaşanıyor. Çoğunlukla bulutların ardına gizlenen zirve açık, rüzgar 5 - 20 kilometre hızla esiyor. Ağrı Valiliği bu yıl 26 Temmuz’da ilk kez herkese açık zirve tırmanışı gerçekleştirecek. Üstelik otel, dağda konaklama, rehberlik, ulaşım hizmetleri ücretsiz. Önceki hafta bir grup doğaseverle zirve yürüyüşüne katıldım. 66 yaşındaki Ankaralı inşaaat mühendisi Esat Yarar, 71 yaşındaki Japon zoolog Akika Shimizu’ya Ağrı’nın güzelliklerini keşfettim.

Serhan YEDİG
X
Uçağımız Van Gölü’nün üstünde alçalırken, Ağrı Dağı kuzey batı ufkunda belirdi. Zirvesi, sabah güneşinde diğer dağların arasından parlıyordu. İlk karşılaşmamdı bu. Daha önce iki kez Van’a uçakla gelmiş, bu kadar berrak havaya rastlamamıştım. Kutsal Ağrı Dağı’yla buluşmak başlı başına bir seremoniydi. 95 kilometrelik Ağrı - Doğu Beyazıt otoyolunda ilerlerken, üç bin metreyi aşan iki görkemli dağın eteğinden geçip, onların onayını almak gerekiyordu önce: Gölün kuzey ucunda yükselen Pirreşik ve lavları kilometrelerce öteye ulaşan ürkütücü Tendürek’in...
Doğu Beyazıt’ın sekiz katlı binalarla çevrili, şaşırtıcı sayıda pastane sıralanmış sokaklarında yürürken, kuzey batı yönüne açılan alanlarda, tüm heybetiyle ansızın beliriyordu Ağrı. Buzul kaplı zirvesi, gün batımında altın sarısından, gül pembesine farklı renklere boyanıyor, çirkin binalar arasından doyumsuz bir manzara sunuyordu. Bu saatlerde dağa çıkmaya hazırlanan ya da zirveden dönmüş dağcıları sokakta hayran hayran Ağrı’yı seyrederken görmek mümkündü. Onlar dağı, duman tüten sokak kebapçılarının başında dürümlerini bekleyen halk da onları seyrediyordu.

OVADAKİ DEV İGUANA

Ertesi sabah, 24 kişilik grubumuzla otelden ayrılıp, 15 kilometre ilerideki Eli Yaylası’na doğru yola çıktık. 1600 metre irtifadaki uçsuz bucaksız, çorak ovanın kuzey batısında 5137 metrelik Ağrı ve 3896 metrelik Küçük Ağrı tüm görkemiyle yükseliyordu. Güneyde ise boyluboyunca uzanmış dev iguanayı andıran, zirveleri tuhaf sivrilikteki kayalıklar sıralanmıştı. Karayolundaki İran tabelalarını izleyip, Topçatan (Ganikor) yol ayrımından Ağrı’ya yönelince Ara Güler’in unutulmaz fotoğrafı geldi gözümün önüne: Alacakaranlıkta boyutlarıyla ürperten Ağrı, eteklerindeki çakıl taşı büyüklüğünde, iki penceresi ışıklı köy evi. Güler, yarım yüzyıl önce Topçatan’da çekmiş olmalıydı bu fotoğrafı. Köy ovada öbeklenmiş, basık, çatısız, tek katlı, taş evlerden oluşuyordu. Yüksek duvarlarla çevrelenmiş avlulardan günebakanlar başını uzatmıştı. Ağrı Dağı Milli Parkı’nın sınırı köyün çıkışında başlıyordu. Topçatanlılar kuşaklar boyunca dağı yayla olarak kullanmıştı. Bugün de Doğu Beyazıt yönündeki tüm kamp, katır, rehberlik trafiği kontrolları altındaydı./images/100/0x0/55ea1629f018fbb8f86a6ec2
Toprak yoldan zıplayarak yükselen minibüslerimiz 20 dakika sonra at ve katırların sıralandığı küçük bir alanda durdu. Kızgın güneşin altında dağcı çantaları, çadır ve erzaklar hayvanlara yükleniyordu. Katır trafiğini, elindeki listeyle köy muhtarı Recep Saltık yönlendiriyordu. Köyde 200 katır vardı, herbirine üç haftada bir sıra geliyordu. Bu nedenle bölgeye dışarıdan katırcı sokulmuyor, tarifeler pazarlıkla belirleniyordu. Bizim sekiz katırlık konvoyumuzu, gelecek yıl Savaş Ay Lisesi’ne gitmeye hazırlanan Ensar ve üç arkadaşı dağa çıkaracaktı.
Dağdaki ilk yürüyüş parkurumuz 2200 metreden, 3440 metredeki Yeşilkamp’a yaklaşık 7,5 kilometreydi. Sıraya girip, rehberlerimiz Sönmez Erkaya ve Mutlu Ataç’ın verdiği bilgileri dinledik, sonra yola düştük. 24 kişilik grubumuz Anadolu Dağcılık, İstanbul Dağcılık kulüpleri ve Rota yürüyüş grubu üyelerinden oluşuyordu. Aramızdaki en kıdemli yürüyüşçü 66 yaşındaki Ankaralı inşaat mühendisi Esat Yarar’dı. 45 yıldır doğa yürüyüşleri yapıyordu Yarar, daha önce iki kez 4200 metre kampına kadar çıkmış, fırtına nedeniyle zirve yolundan dönmek zorunda kalmıştı. Mühendis, doktor, öğretmen, hemşire, bankacılardan oluşan grubumuzun çoğunluğu 30 yaşın üzerindeydi. Birbirlerini doğa yürüyüşlerinden tanıyorlardı. Sadece üçü daha önce Ağrı zirvesine çıkmıştı.
Zirveye odaklanmakla birlikte, herkesin farklı bir amacı vardı. Kimi vücudunu sınamak, kimi Türkiye’nin en yüksek noktasından çevreyi seyretmek için 1400 kilometre yol gelmişti. Ben ise daha önce rastlamadığım dağ çiçeklerini fotoğraflamayı, gece yıldız yağmurunu seyretmeyi, yükseklerden Kaçkarlar ve Ermenistan’ı görmeyi hayal ediyordum. En hızlı tırmanmak, zirveyi fethetmek umurumda değildi.

AĞRI’NIN EN NEŞELİ YÜRÜYÜŞÇÜLERİ RUSLAR

Yeşilkamp’a yürürken patikaları takip ettik, bir ara çok tozlu bir yola girdik. Dozerler, kışın yağışlarla bozulan kamp yolunu açıyordu. Yol bitince, dağ sığınağı inşaatı başlayacaktı. (İki gün sonra dozerler yakıldı, çatışma çıktı, bir er şehit oldu ve biz bunları dağdan indikten sonra öğrendik. Turist akışı bu olaylardan etkilenmedi.) İbrahim Kara Yaylası’ndan geçerken ellerinde dantelli eşarplar, bez bebeklerle bir grup çocuk çıktı karşımıza. İstanbul aksanıyla Türkçe konuşan, şaşırtacak kadar nazik Gamze, eşarp satıp SBS için para biriktiriyordu. 7-8 yaşlarındaki Adem ve Ali ise bir yandan meraklı turistlere Kürtçe öğretiyor, diğer yandan çarşıdan 1,5 TL’ye aldıkları eşarpları 20 TL’ye satmanın yollarını arıyordu. Ali’den pazarlıkla 5 TL’ye dandelli bir eşarp alıp, yüzümü, boynumu güneşten koruyacak şekilde şapkamın altına yerleştirdim. Dağdan kavrulmadan dönmemde 60 faktörlü güneş kremi kadar Ali’nin eşarbının da rolü oldu.
Ellerinde şemsiyelerle, emekleme hızında yürüyen beş kişilik grupla karşılaştığımızda hepimiz tebessüm ettik. Rehberleri Ali Saltık’tan öğrendiğimize göre, Japon yürülüşçülerin en genci 65, en kıdemlisi 71 yaşındaydı. “Bu hızla çıkarsanız, yukarıda başdönmesi, mide bulantısı, burun kanaması gibi ciddi sorun yaşarsınız, zirve yapamazsınız” dedi Ali. Ne kadar haklı olduğunu, sonraki üç gün boyunca yaşayarak gördük. Günde üç litre su içtiğimiz, limon ve asprin desteği aldığımız, yüksek irtifaya uyum için kamplarda beklediğimiz halde birçok arkadaşımız bu sorunları yaşadı. 2500 metreden sonra yavaş hareket etmek, günde bin metreden fazla yükselmemek gerekiyordu.
Dört saatlik yürüyüşle ulaştığımız Yeşilkamp, büyük, siyah volkanik kayalarla çevrili yeşil bir balkonu andırıyordu. Çayırı mor papatyalar, çan ve peygamber çiçekleriyle süslüydü. Kampa çıkar çıkmaz, arkadan 30 kişilik bir Rus grubun geldiğini öğrendik. Hızla çadırlarımızı kurduk. Köylüler kamp alanını bölüşmüştü. Her kafile, rehber ve konaklama hizmeti aldığı ailenin alanını kullanabiliyordu. Hava kararmadan mutfak çadırının çevresinde toplandık. Çorba, pilav ve tavuktan oluşan yemeğimizi sohbet ederek yedik. Ertesi sabah saat 05.30’da kalkıp, çadırları sökecek, kahvaltıdan sonra 4200 metre kampına hareket edecektik. İkinci kamp alanı dardı, çadır yeri sıkıntısı vardı. Diğer gruplardan hızlı hareket etmeliydik.
Ekibimiz uykuya çekilirken kampın kıyısına yürüdüm. Doğu Beyazıt karanlık ovada ışık adası gibi parlıyordu. Düğün mevsimiydi, havai fişekler atılıyor, gökyüzüne pembe ışık fıskiyeleri yükseliyordu. Kayan bir yıldız görmek için uzun süre gökyüzüne baktım. Bu arada Büyük Ayı ve Kutup Yıldızı’nı gördüm. Hava iyice kararmış, sıcaklık 15 derece civarına düşmüştü. “Aleksey, kitara” diye bağırdı birileri. Sonra koro halinde tekrarlandı. Rus komşularımız, beş yıldızlı otelleri kıskandıracak akşam yemeğinden sonra, gitar eşliğinde şarkı söylemeye başlamıştı. Erkeklerin göbeklerine bakılırsa keyif erbabıydı hepsi. Ellerinde biralarla gecenin tadını çıkarıyorlardı.
/images/100/0x0/55ea1629f018fbb8f86a6ec4
JAPON KARINCA TİMİ

Ertesi sabah saat 7.30’da yola düştük. Yaklaşık yarım saat sonra çimler yerini çıplak toprak ve kayalara bıraktı. Kayaların kuytusundan birbirinden zarif dağ çiçekleri fışkırıyordu. Ağrı’nın zirvesi kristal kadar berraktı. Simsiyah taşların arasından 4200 metredeki kamptaki çadırların ucunu görüyorduk. Parkurumuz neredeyse 60 derece dikti. Aşağıya baktığımızda, arkamızdan gelen katırları, diğer dağcı gruplarını görüyorduk. Gün ortasında bile sıcaklık 20 derece civarındaydı, serin rüzgar sayesinde terlemeden tırmanıyorduk.
Yürüyüş hızları espri konusu yapılan Japon grup arkamızdan yaklaştı ve bir molada yan yana geldik. Hepsi halinden memnundu, sorun yaşayan yoktu. 71 yaşındaki Bayan Akika Shimizu, geçmişte Klimanjaro dahil pekçok dağa çıkmıştı. Ağrı’yı çok sevdiğini anlatıyordu. Daha sonra Google’da yaptığım aramada, Shimizu’nun Tokyo Üniversitesi öğretim üyesi bir zoolog olduğunu öğrendim. Katil eşek arıları konusunda dünyanın sayılı uzmanları arasındaydı.
Arkamızdan Litvanyalı dağcı grubunun yaklaştığını görünce, sekiz kişilik ekspres tim oluşturduk. Çadır yeri tutmaları için önden gönderdik. Halimizi gören üç katırcı peşimize takılmıştı. 15 dakikada bir “yardım ister misiniz” diye soruyorlardı. 50 TL’ye yorulmadan kampa çıkmak mümkündü.
İki kamp arasındaki 3,5 kilometrelik mesafeyi dört saatte yürüdük. Kampın yanıbaşında buzullardan oluşan Öküz Deresi’ne vardığımızda, Nuh’un Gemisi’nin bulunduğu varsayılan alanın önünde fotoğraf çektirdik. Sonra kayaların arasında kazmayla yer açıp çadırımızı kurduk. Yüksek irtifa etkisini göstermiş, enerjimiz tamamen tükenmişti. Biraz dinlenip, yükseklik uyumu için kamptan yaklaşık 200 metre yukarı çıktık. Kamp yeri ve yol epeyce kalabalıktı. Bir Polonyalı karların üstünde kramponla sekerek aşağıya iniyor, Litvanyalılar fotoğraflarını çekecek gönüllü arıyordu. 2008 Temmuzu’nda Ağrı’da kaybolan İranlı dağcı Saman Nemati anısına bir kayaya çakılan levha, hepimiz için uyarıydı.
Dönüşte kampın yanı başındaki buzuldan akan suda yüzümüzü yıkayıp ferahladık, tülbentle süzüp mataralarımızı doldurduk. Yanıbaşımızdaki Öküz Deresi’nde buzullar eridikçe kayalar yuvarlanıyor, birkaç saatte bir gökgürültüsünü andıran sesler geliyordu. İskender Iğdır, 10 yıl önce zirveden dönerken bu vadiye düşmüştü.
Hava kararırken mutfak çadırının çevresinde toplanıp, çorba, patates ve salatadan oluşan mönüyü iştahla yedik. Sonra çadırlara çekilip uyuduk. Büyük gün gelmişti. Zirve yürüyüşü, hava koşullarının bozması ihtimali nedeniyle bir gün erkene alınmıştı. Beş saat sonra, gece 01.00’de uyanacak, kahvaltı yapıp zirve için yola çıkacaktık.

BANU ERDEM ÖZDEMİR (Avukat)
Azmin zaferini yaşadım


Özdemir (28), iş hukukunda uzmanlaşan İstanbullu bir avukat. Dört yıl önce yoğun kent yaşamından uzaklaşmak için doğa yürüyüşlerine başladı. Son iki yılda Aladağlar, Uludağ, Hasandağı, Kaçkar’a çıktı. Ağrı’ya ise “sınırlarını aşmak” için çıktığını söylüyor: “Daha önce 3 ve 4 bin metrelik dağlara çıkmıştım. Ağrı’ya çıkıp sınırlarımı aşmak istedim. O kadar yüksekten aşağıya bakmak, üç ülkeyi aynı anda görmek beni cezbediyordu. Daha önce gittiğim dağlarda yöre halkıyla hiç iletişim kurmamıştım. Doğu Beyazıt’ta ise halkla iletişim kurmak, sorunlarını dinlemek benim için güzel bir deneyim oldu. Geçmişte çıktığım dağların zirve irtifası, Ağrı için başlangıçtı. Zorlanmadan 4200’e ulaştım. Fakat bu aşamada sağlık sorunu yaşamaktan endişelendim. Zirve tırmanışında hafif mide bulantısı, başdönmesi hissettim. Hatta 5 bin metreye yaklaşırken özgüvenimi kaybettim. Rehberimizin psikolojik desteğiyle toparlandım. Sorun yaşamadan zirveye çıktım. Eşim Serdar, zirvede azot solunumu nedeniyle zorlandı, dönüşteki platoda enerjisi tükendi, ona yardım ettim. Ağrı tırmanışını kesinlikle herkese öneririm, mutlaka görülmesi gereken bir yer. Hayalim bir kez daha gitmek. Kondisyon olarak hazır değildim, fakat azmettiğimde en zor şeyleri başarabildiğimi gördüm. Yükseklik beni cezbetti. Bundan sonraki hedefim 7 binlik dağlar.”

TANER BAŞARAN (Eğitimci)/images/100/0x0/55ea1629f018fbb8f86a6ec6
Yolda çok zorlandım, fakat zirveyi görünce tüm zorlukları unuttum


Başaran (38), Topkapı Mehmet Bey İlköğretim Okulu Müdürü. Düzenli spor yapmıyor. İki yıldır hafta sonlarında fırsat buldukça, doğa yürüyüşüne katılıyor. Dağ merakının başlangıcı, 2007’de bir arkadaşıyla çıktığı Trabzon turu: “Bu gezide yaylalara gittik. Kaçkar’a kuzey rotasından ulaşmayı denedik, başaramadık. Geçen yıl arkadaşıma Kaçkar’ı bir kez daha denemeyi önerdiğimde, Neden Ağrı’ya çıkmıyoruz, dedi. Altı ay önceden hafta sonu yürüyüşlerine başladık. Anadolu Dağcılık Kulübü üyeleriyle Hasandağı ve Erciyes’e çıktım. Doğu Beyazıt’a giderken Türkiye’nin çatısına çıkacağım için çok mutluydum. Fakat dağda bu işin ticaretini yapanlar beni hayal kırıklığına uğrattı. Doğunun misafirperverliğini bulamadım. 3200 kampında midem bozuldu. 4200’e çok zor çıktım. Bu fırsatı kaçırmamaya kararlıydım. Zirve yolunda da çok zorlandım. Fakat zirveyi görünce her şey bitti. Uçaktaymışım duygusunu yaşamak, İran ve Ermenistan’ın dağlarını görmek mükemmel bir deneyimdi. İnişim rahat oldu. Gördüm ki insan isteyince her şeyi yapabilir. Bundan sonraki hedefim kuzey rotasından Kaçkar Dağı.”

DİNÇER AKIN (Doktor)
Doğa tutkum pekişti, zihinsel doygunluğa ulaştım


Diş hekimi Dinçer Akın (38), ilkokuldan itibaren, futbol hariç tüm spor dallarıyla ilgilendiğini söylüyor. Ancak dişçiliğe başladıktan sonra spor alışkanlığı rafa kalkmış. Üç yıl önce, doğa yürüyüşlerine başlamış. Ağrı’ya çıkmak istemesinin iki nedeni var: Nuh’un Gemisi efsanesinin yarattığı gizemli atmosferde bulunmak ve zoru başarmak: “Ağrı, erişilmez, sadece çok iyi dağcıların çıkabileceği bir dağ olarak biliniyor. Günde 20 kilometre koşan atlet bile Ağrı’da zorlanır, diyorlar. Üç ay öncesinden hazırlıklara başladım, grubumuzla Hasan Dağı ve Erciyes’e çıktık. Buna rağmen Ağrı’ya giderken zirve yapabileceğimi sanmıyordum. Üç bin metreden sonra irtifaya bağlı sorun yaşayacağımı biliyordum. 4200 metreye kadar çıkmak, dağ havasını teneffüs etmek benim için yeterliydi. Hava koşulları çok iyiydi, grup uyumunun avantajını yaşadım, zirveye ve dönüşte kampa en son ulaşan ben oldum... Zirve yürüyüşü bana zihinsel doygunluk verdi, doğa tutkum arttı, dağ koşullarında uzun süre yaşanamayacağını gördüm ve medeniyetin önemini bir kez daha kavradım. Dünyanın en yüksek volkanik dağına tırmandım, dört ülkenin aynı anda görülebileceği yegane zirveden aşağılara baktım. Doğaya, coğrafyaya meraklı herkese bu deneyimi yaşamasını öneririm. Bundan sonraki hedefim Likya Yolu’nu baştan sona yürümek.”

HATİCE DAĞLAYAN (Hemşire)
Farklı bir deneyim yaşamak istedim

İstanbul Samatya Devlet Hastanesi Genel Cerrahi Servisi hemşiresi Hatice Dağlayan (39), yoğun iş stresinden kurtulmak için spor yapıyor. Haftada üç gün spor salonuna giderken 1,5 yıl önce yürüyüş gruplarını keşfetti. Hafta sonunda 30 kilometreyi bulan yürüyüşlere çıkmaya başladı. Ağrı tırmanışından haberdar olduğunda, çekinmeden başvurdu. “Kondisyonumu denemek istedim. Dağcı değilim, farklı bir deneyim yaşamaktı arzum. Hazırlık için Erciyes tırmanışına katıldım. Ağrı’ya da rahatlıkla çıkabileceğimi düşünüyordum. Fakat son bir ayda egzersiz için zaman bulamayınca kondisyonum düştü. Daha önce kamp deneyimi yaşamamıştım. Hijyen olmayan, tuvalet bulunmayan, güvenilir içme suyu edinemediğim koşullara alışmakta zorlandım. Biraz daha yüksek ücret ödeyip profesyonel bir firmayla zirveye çıkmadığım için pişman oldum. Dört bin metrenin üstünde yüksek irtifaya uyum sorunu yaşadım, başdönmesi beni epeyce zorladı. Tüm bunlara karşın zirveye ulaşmak müthiş bir duyguydu, inanamadım. Ağrı tırmanışı özgüvenimi pekiştirdi, zoru başarmanın ve mücadeleden vazgeçmemenin önemini kavradım. Doğa yürüyüşlerini sürdüreceğim, dağa gitmek istersem daha iyi hazırlanacağım. Bundan sonraki hedefim ise değişik bir deneyime yönelmek, mesela sörfe başlamak.”

26 AĞUSTOS’TA ŞENLİK VAR

Ağrı’ya resmi izinle her yıl Doğu Bayazıt’tan yaklaşık 1200, Iğdır’dan 300 kişi çıkıyor. İzinsiz çıkanlarla toplamın 5 bin kişiye yaklaştığı tahmin ediliyor. Gelecek hafta bu sayıda patlama yaratacak özel bir etkinlik düzenlenecek. Ağrı’nın Iğdır yüzünden sadece lisanslı dağcılara, Doğu Beyazıt yüzünden ise tüm doğaseverlere açık beş günlük zirve tırmanışları yapılacak. Her ikisinde de valilikler katılımcıların otel, dağda ulaşım, yemek, rehber ihtiyaçlarını ücretsiz karşılıyor. Zirveye ulaşanlara sertifika verilecek. Iğdır yönünden Türkiye Dağcılık Federasyonu’nca düzenlenecek 30 Ağustos Zirve Tırmanışı’na katılmak üzere 57 yabancı dağcı başvurdu. Lisanslı Türk dağcıların ise 24 Ağustos’a kadar Gençlik Spor İl Müdürlüğü’ne başvurması gerekiyor. (0476 227 79 91) Doğu Beyazıt’taki etkinliğe katılmak için kaymakamlığa faks ya da elektronik posta ile son başvuru tarihi 20 Ağustos. Seçilenler 21 Ağustos’ta Ağrı Valiliği ve Doğu Beyazıt Kaymakamlığı’nın web sitesinde açıklanacak. (0472 312 60 75 / isahin_04@hotmail.com)

ZİRVENİN SIRADIŞI KONUKLARI

* Geçen yıl temmuzda altı Amerikalı kör dağcı yerel rehber eşliğinde sorun yaşamadan zirveye çıktı. Daha önce 15 kör İspanyol dağcı zirveye çıkmıştı. Necdet Turhan, 2002’de zirveye çıkan ilk kör Türk dağcı oldu. * Geçen yıl 2 Ağustos’ta gazeteci Bengüç Özerdem önderliğinde 12 kişilik ekip küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla güney rotasından bisikletle Ağrı zirvesine çıktı. * Geçen yıl ağustosta bir Rus zengini dört arkadaşıyla zirvede çadır kurdu. 40 şişe konyak ve votka ile çıkan ekip, gece buzda dans etti, yeni günü havai fişek gösterisiyle karşıladı. * Ağrı’nın eteğindeki Topçatan Köyü’nün çocukları 12-13 yaşından itibaren zirveye çıkmaya başlıyor. Yerel kaynaklardan aldığımız bilgiye göre, en yaşlı zirve yolcusu ise birkaç yıl önce özel rehber eşliğinde dağa çıkan 88 yaşındaki bir Amerikalı. Türkiye Dağcılık Federasyonu verilerine göre, zirveye çıkan en yaşlı Türk, 78 yaşındaki Tokat Niksarlı beden eğitimi öğretmeni Faruk Sükan. 2005’te ikinci zirvesini yapan Sükan’ı geçen hafta telefonla aradığımızda “2011’de bir kez daha zirveye çıkacağım” dedi.

CUMA SALTIK
20 yılda 264 kez zirveye çıktı


Ağrı Dağı’nın Doğu Beyazıt yönündeki “Klasik Rota”da iki kamp, katır trafiği, yerel rehberlik hizmetleri Topçatan köyünden üç ailenin elinde. Aralarında en genişi Saltıklar. Rehberi, katırcısı, aşçısı, şoförüyle bu aileden dağda 200 kişi çalışıyor. 3200 metredeki Yeşilkamp’ta doğan Cuma Saltık (34) babasından devraldığı rehberlik geleneğini kardeşleri ve yeğenleriyle sürdürüyor. “İlk kez 14 yaşında zirveye çıktım, o günden bugüne 264 kez zirve yaptım. Korkacak bir şey yok, herkes zirveye çıkabilir” diyor. Saltık’ın anlattıklarına bakılırsa, dağ 1998’de turizme açıldığında en çok gelenler Almanlardı. 2005 sonrasında Rus, Litvanyalı, Polonyalılar ağırlık kazandı. Son iki yıldır ise en çok İranlı dağcılar geliyor. Bölgeye en çok onlar para bırakıyor. Saltık son iki yıldır bölgedeki terör olayları nedeniyle dağa çıkanların sayısında ciddi azalma görüldüğünü söylüyor. “En çok etkilenen de Türkler oldu, bu yıl dağa çıkanların yüzde 90’ı yabancılar” diyor.

Zirve yolunda

Gece 01.00’de uyanıp çadırın dışına çıktığımda, sıcaklık 10 derece civarındaydı. Son dördün evresindeki ay tüm dağı aydınlatmıştı, yerdeki en küçük taşlar bile seçiliyordu. Aşağılarda, kafa lambalarıyla ateş böceklerini çağrıştıran bir grup dağcı yürüyordu. Birinci kamptan şarkı söyleyerek geliyorlardı. Uzakta Doğu /images/100/0x0/55ea1629f018fbb8f86a6ec8Beyazıt’ın ışıkları parlıyordu. Gökyüzünde bir tane bile tanıdığım takım yıldız yoktu. Birbiri ardına iki yıldız kaydı. Birkaç saniyeliğine de olsa arkalarında uzun, parlak gümüşi birer şerit bıraktılar. Grubumuz adına dilek tuttum.
Kahvaltı yapıp, çantalarımızı sırtlandık. Tam bu sırada şarkı söyleyerek çıkan 15 kişilik İranlı dağcı grubu geçti yanımızdan. Türkçe selam verdiler, hatırımızı sordular. Öylesine içtendiler ki, sanki ev sahibi, misafir konumunu değişivermiştik.

AMERİKALILARIN ZİRVEDEKİ İZİ

Düşük tempoyla tek sıra tırmanmaya başladığımızda mp3’ümü çıkardım, piyanist Andrei Nikolsky’nin yorumuyla 24 Prelüd’ü dinlemeye başladım. Ne tuhaftı şu hayat... Chopin kayıtlarından beş yıl sonra, 36 yaşında, trafik kazasında ölmüştü Nikolsky. Ölümünden 15 yıl sonra piyanosunun sesi bana dağ başında güç veriyordu.
Düşük tempoyla çıktığımız için hiç zorlanmıyordum. Güçlüler sıranın arkasında, zorlananlar önde yürüyordu. Yükseldikçe manzara güzelleşiyordu. Doğu Beyazıt’ın ışık adasına, güney batıdaki Gürbulak’ın ışıklı yol şeridi katılmıştı. Şafak sökerken aşağılardaki karanlık ovada Saz Gölü parlamaya başladı. Nihayet gökyüzünde, güneyden tanıdık bir sima belirmişti: Orion takım yıldızı...
Tempomuz öyle düşüktü ki, Litvanyalılar, Ruslar, Polonyalılar yanımızdan 10’arlık gruplar halinde geçiyordu. Anlaşılan zirve en kalabalık günlerinden birini yaşayacaktı. Gün doğarken rüzgar arttı, kalın eldivenlere rağmen parmaklarımı üşütmeye başladı. Yerdeki su birikintileri cam gibi donmuştu. Kulaklarımı korumak için kaskımın altına balaklavamı giydim. Kabanımın altına sadece termal çamaşır ve tişört vardı. Bunlar beni ne terletmiş ne de üşütmüştü. Kalın giyinenlerin terleri üstlerinde soğuyor, üşütüyordu. Bazı arkadaşlarımın birbirine çarpan dişlerinin sesini duyabiliyordum. Beş bin metreye yaklaşırken herkesin başı dönmeye başlamıştı.
Takke buzulunun altında uzun bir mola verip termoslarımızdan sıcak su içtik. Kuru üzüm, incir, ceviz atıştırdık. Enerjimizi toplayıp zirve yürüyüşünün son aşamasına başladık. Hava aydınlanmıştı. Kramponlarımızı taktık, kazmalarımızı çıkardık, zirveye uzanan buzul kaplı platoda yürümeye başladık. Sağımızda, Öküz Deresi vardı. İskender Iğdır’ın düştüğü noktaya uyarı amacıyla çaprazlamasına iki baton konulmuştu. Buz o kadar sertti ki, kramponlar zor tutunuyordu. Gruptan kopup, dört arkadaşla tek sıra zirveye yürümeye başladık. Birden buzların altındaki çöpler dikkatimi çekti: Yiyecek, içecek kutuları, insan dışkıları... Sonradan öğrendiğime göre, Nuh’un Gemisi’ni arayan Amerikalılar iki yıl önce burada jenaratörlü bir kamp kurmuş, çevreden epeyce tepki almıştı. Ayrılırken de çöplerini geride bırakmışlardı.

SARP’IN GÖBEK BAĞI

İnönü Tepesi’yle Atatepe’nin arasından çıkarken, zirve yapmış dağcılar aşağı iniyordu. Ortalık Uludağ kadar kalabalıktı. İranlı Azeri bir dağcıyla kırk yıllık dost gibi kucaklaştık. “İyi günlerde görüşmek üzere” dedi ayrılırken...
Nihayet zirvedeydik. Saat sekizdi. Tam 5,5 saatte yürümüştük 3 kilometrelik zirve yolunu. Bin metre yükselmiştik. Arkadaşımız Banu Erdem, Zirve Dağcılık Kulübü’nün geçen yıl yerleştirdiği kutudan defteri aldı, isimlerimizi yazdı. Sıcaklık eksi 3 derece civarındaydı, rüzgar üşütüyordu. Enerjisi tükenen arkadaşlar hızla fotoğraf çekip inişe geçti. Ben uğruna bu kadar ıstırap yaşadığım zirvenin tadını çıkarmaya kararlıydım. 20-30 kilometre çevremiz pırıl pırıl görülüyordu. Sonrası bulutluydu. Ermenistan’ın Ajdaak Dağı, kuzey batımızda Kaçkarlar, batımızdaki Aras ve Aladağlar ayaklarımızın altındaydı. Önümüzde karsız zirvesiyle Küçük Ağrı yükseliyordu. Hayatım boyunca unutamayacağım görüntünün panoramik videosunu çektim. 70 yıl önce Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Cevdet Sunay’ın yönetimindeki birliğin zirveye koyduğu söylenen Atatürk büstü, mesajlarını taşıyan şişeden iz yoktu. Bu arada İstanbul Dağcılık Kulübü’nün Başkanı Özgür Konya, hummalı bir faaliyet içindeydi. Nedenini, dönüşteki sohbetimizde anlattı. Oğlu Sarp’ın altı aydır çantasında dolaştırdığı göbek bağını gömmüştü zirveye. Hepimize ders olacak bir de mektup bıkakmıştı: “Sevgili Oğlum, annenle göbek bağını buraya gömmeye karar verdik. Amacımız seni dağcı yapmak değil. Zorluklara katlandığında elde edeceğin kazanımların değerini daha iyi anlaman, başarıyı sürdürmenin yakalamaktan zor olduğunu kavraman için. Biz bu zirveye kulübümüzden dört kişi geldik. Zorluklara birlikte katlandık. Birbirimizi motive ettik. Hayatın boyunca sen de güzel dostluklar kur ve yaşat. Bir gün öğretmenin okulda Ağrı Dağı’nı anlatırsa, senin de söyleyecek birkaç kelimen var. Bu hikayeyi ve Mahir, Sait, İhsan amcalarını hiç unutma...”

METİN TÜFEKÇİOĞLU (Sanayici)
Hedefim Ağrı’ya çıkan en yaşlı kişi olmak


1960’larda doğa yürüyüşü yapmak için avcılığa başlayan Tüfekçioğlu (65), 20 yıl önce tüfeğini bırakıp dünyayı dolaşmaya başladı. 2001’den bu yana, üç haftada bir, İstanbul’daki Zirve, Yaban Kazları gibi doğasever gruplarla doğa yürüyüşleri yapıyor. Dağ çiçeklerini fotoğraflıyor. 2002’de Kaçkar’daki ilk zirve yürüyüşü başarısızlıkla sonuçlanınca üzüntüsünden ağladığını anlatıyor: “Tecrübeli bir firma buldum. 2003’te zorlanmadan Ağrı’ya çıktım. Sonra dağ gezilerimi sürdürdüm. Yurtdışında Tanzanya’daki Klimanjaro’dan Nepal’deki Himalayalar’a kadar çok yer gördüm. Fakat Türkiye’deki güzellikler gibisi yok. Ağrı beni güzelliğiyle cezbediyor. Geçen yıl ikinci zirve denememde, fırtınada 4600’den döndüm. Bu yıl, üç ay önceden, 3 bin metrelik dağlarda kamp kurarak Ağrı’ya hazırlandım. Dağda günde üç litre su içip, yüksek irtifada başağrısı, mide bulantısı sorunu yaşamadım. 28 Temmuz’da hiç zorlanmadan zirve yaptım. Bu tırmanış benim için check-up gibiydi. Özgüvenim pekişti, günlük hayatın stresinden uzaklaştım. Doğa yürüyüşlerini sürdüreceğim. Gelecek yıl Kaçkar’da farklı bir rotadan zirve yapacağım. Hedefim üç yılda bir Ağrı’ya tırmanmak, gelecekte Ağrı’ya tırmanan en yaşlı kişi unvanını kazanmak.”

ZÜHRE ACAR (Reklamcı)
Artık hayattaki tüm zorlukları aşabilirim


Zühre Acar (47), 12 yıldır doğa yürüyüşleri yapıyor. İki yıldır, her hafta sonu Rota grubunun etkinliklerine katılıyor. Bu sayede iş hayatının geriliminden uzaklaştığını, arındığını söylüyor. Ağrı tutkusu, altı yıl önce Doğu Anadolu’da çıktığı bir kültür turu sırasında başlamış: “Ağrı nazlı gelin gibidir, bulutların ardına saklanır, kendini göstermez. Kutsal bir dağ olduğuna inanılır. İlk karşılaşmamızda çok etkilenmiş, zirvesine çıkmaya karar vermiştim. Üç ay önce Ağrı gündeme gelince, sağlık kontrolünden geçtim. Demir eksikliği tespit edildi, tedavi gördüm. Hazırlık amacıyla Medetsiz, Bozdağ, Dedegöl çıkışlarına katıldım. Ağrı’ya yüksek irtifa turlarında uzman bir firmayla gittim. 4200 kampına çıkmak, dağı seyretmek bile yeterliydi. Profesyonel ekiple gitmenin avantajını yaşadım. Kampta beş yıldızlı otel ikramıyla ağırlandık. Yüksek irtifaya uyum sağlamamıza özen gösterildi. Hiçbir sağlık sorunu yaşamadan zirveye ulaştım. Beş günde dağı doyasıya yaşadım, kendimi buldum, arındım, pozitif enerjiyle yüklendim, hayattaki tüm zorlukları aşabileceğimi hissederek geri döndüm. Tüm doğaseverlere bu deneyimi yaşamalarını öneririm. Ancak öncesinde zihinsel, fiziksel hazırlık yapılmalı, mutlaka profesyonel rehberler eşliğinde zirveye çıkılmalı. Şimdi hedefim Kilimanjaro...

DAĞ TARİFESİ

Ağrı’daki tüm hizmetler pazarlığa tabi. Fiyatları bilmiyorsanız, çok yüksek ücretler ödeyebilirsiniz. Doğu Beyazıt’tan 1600 metre irtifadaki Eli Yaylası’na araçla ulaşılıyor. Buradan, 3200 metredeki birinci, 4200 metredeki ikinci kampa bir dağcı çantasını katırla çıkartıp indirmenin toplam ücreti 60 TL. Birinci kampta gruplardan toplam 50 TL su kaynağını kullanma ücreti alınıyor. (Kocaelili üç dağcıdan 200 TL istendiğine tanık olduk. Kurak dönemde 20 litrelik bir bidon suyun ücreti 150 TL) Kokartsız yerel rehberlerin günlük ücreti 300 TL civarında. Dağcılık Federasyonu’nun kokartlı rehberi ise 150 dolara hizmet veriyor. (Rus turistlerden 4200 kampından zirveye çıkartma karşılığında 400 dolar istendiğine tanık olduk) Çadır için kişi başına en az 30 TL, krampon için 20 TL talep ediliyor. Birinci kampın büfesinde sadece bira satılıyor, kutusu 15 TL.

TUR ÜCRETLERİ 800-1200 TL ARASINDA

Dağdaki kuralsızlıktan etkilenmemek için Ağrı zirvesine turlarla çıkmanızda yarar var. Doğu Beyazıt’taki Semerkant, Simer gibi büyük oteller de bu konuda müşterilerine yardımcı oluyor. Doğu Beyazıt’tan başlayarak ücretlendirilen turların ulaşım, Doğu Beyazıt’ta iki gece, dağda çadırda dört gece konaklama, rehberlik, ekipman, dağda yemek dahil fiyatları 800 ila 1200 TL arasında. Dağcılık kulüplerinin turlarında ücret 400 TL’ye kadar düşüyor. Ağrı Dağı’na tur düzenleyen bazı firmalar ve fiyatları: * Explorer: 20 yıldır yüksek irtifa turları düzenleyen Ankaralı firma, yedi günlük turları için 1160 TL talep ediyor (www.explorer.com.tr) * Tamzara / Ararat Expedition: Karadeniz dağ turlarında uzmanlaşan Tamzara, Doğu Beyazıt’ta şube açtı. 4-12 gün arasında alternatifler, Süphan, Nemrut, Ağrı tur paketleri sunuyor. Altı günlük klasik tur ücreti 800 TL. (www.araratexpedition.com) * Bukla: Dağ, yayla turlarında uzmanlaşan firmanın yedi günlük turu 1100TL. (www.bukla.com) * Patika: İstanbullu dağ yürüşü, macera turu firmasının altı günlük turları 995 TL. (www.patikatur.com)

İZİN PROSEDÜRÜ KOLAYLAŞTIRILIYOR

Ağrı Dağı’na çıkış izinleri için izlenmesi gereken prosedür çok uzun ve yorucu. Kaçak çıkışların bu nedenle arttığı söyleniyor. Yabancı ülke yurttaşlarının üç ay önceden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurması gerekiyor. Ağrı Valiliği Türk vatandaşların işlemlerini kolaylaştırmak amacıyla, izin yetkisini geçen ay Doğu Beyazıt Kaymakamlığı’na devretti. (0472 312 60 03) Kaymakamlık dilekçeyle yapılan başvuruyu, İlçe Jandarma Komutanlığı’na devrediyor. Dağda güvenlik sorunu yoksa, aynı gün onay alınıyor. Valilik önümüzdeki yıl Doğu Beyazıt’ta turizm ofisi açacak. Tur firmalarının temsilciliklerinin de bulunacağı ofiste, dağa çıkış izni “bir çay içimi süresinde” çözümlenecek. Iğdır yönünden yapılacak çıkışlar için Gençlik Spor İl Müdürlüğü’nden (0476 227 79 91) izin alınıyor. Bunun için dağcılık lisansının bulunması gerekiyor. İşlem en geç üç günde tamamlanıyor.

AĞRI, IĞDIR’LA REKABETTE

Dağın en rahat, işlek, turizme yönelik çıkış rotası Ağrı’nın Doğu Beyazıt ilçesinde. Iğdır’daki iki rota ise dağcılara yönelik uzun ve zorlu: Dağın kuzey batısındaki Korhan Yaylası’ndan ulaşılan rotada yaklaşık 5 kilometre buzulda yürümek gerekiyor. Aralık ilçesindeki Haydar Dağı ve Hacıosman yaylaları rotaları da Doğu Beyazıt yolunun iki katından fazla. Buna karşın Korhan rotasında, jandarma karakolu ve 4200 metrede 20 kişilik bir dağ evi bulunuyor. Ağrı’nın yeni valisi Ali Yerlikaya, dağa çıkışları artırıp turizmi geliştirmek amacıyla bir dizi proje başlattı. Ağrı Çevre Orman Müdürlüğü, bu yıl 50 TL’lik bütçeyle Topçatan Köylüleri’nden temizlik ekibi oluşturdu. Dağdan yaklaşık bin poşet dolusu çöp indirildi. Geçen hafta da dağın sürekli temizliği için ihale yapıldı. 3200 metredeki kampa yol yapılıyor. (Önceki hafta araçların yakılmasına karşın çalışmalar sürecek). Ardından 3200 ve 4200’e kış koşulları için 90 metrekarelik iki taş sığınma evi inşa edilecek. Bir başka proje 2004’te Milli Park ilan edilen Ağrı Dağı’nın Ormançatan girişine bir giriş kapısı ve kulübe inşa edilmesi.

DOĞU BAYAZIT’IN LEZZET DURAKLARI

* Doğu Beyazıt Kadın Kooperatifi Yöresel Yemek Salonu: Sekiz yıl önce açılan salonda sabah kahvaltı, saat 22.00’ye kadar yemek servisi yapılıyor. Kooperatif Başkanı Makbule Andiç “Eskiden kadınlar çarşıya yalnız çıkamazdı, bu yemek salonu sayesinde iş hayatına girdiler, bugün Doğu Beyazıt’ın marketlerinde, restoranlarında pek çok kadın çalışıyor” diyor. Salonun geliriyle yedi kadın, üç erkek çalışana maaş ödeniyor, kilim tezgahları alınıyor. Ishakpaşa Sarayı yolu üstündeki yaklaşık 100 kişilik salonun mönüsünde, Misika, Abdigör, Keledoş gibi yerel lezzetler dahil 36 çeşit yemek bulunuyor. Telefonla sipariş verilebiliyor. Yolunuz düşerse aşçı Hadise Hanım’ın 12 çeşit tahıl ve sebzeden 15 dakikada hazırladığı, spido otundan sosla sunduğu keledoşu tatmanızı öneririm. (0472 312 40 26) * Yenigüven: Ağrı Caddesi’ndeki restoran kebaplarıyla iddialı. Haftada bir kuzu tandır ve bozbaş yapılıyor. Sulu yemek çeşitleri zengin. (0472 312 60 06) * Evin Restaurant: Merkezdeki trafiğe kapalı Abdullah Baydar Caddesi’ndeki restoran et yemekleri ve pideleriyle ünlü (0472 312 60 73)

Kaynak: Serhan YEDİG

BayramBayram
Bayram tatilinde "uçmak" isteyenlerin adresi: Babadağ
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Tortum'un ‘yüzen adaları’
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünyanın en ilginç 20 restoranı