"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Ağla ağla!

İçinde kalmasın. Çocuk ağlar arkadaşlar. Herkes de bunu bilir.

 

Yine de, arada sırada, kendime bunu yüksek sesle söyleyip hatırlatınca rahatlıyorum.  

 

Çocuklarla bir yere gitmişim, herşey süper; gülüyorlar, eğleniyorlar, neşe içindeler derken her ne oluyorsa oluyor kardeşim! Hani bilmesem, yemin ederim çocuğumu biri parçalıyor zannederim.  

 

Böğrü sökülürcesine bir ağlama, tepinme ve dövünme sahnesi karşımda!

 

“Evladım sen manyak mısın, niye böyle ağlıyorsun?!” demek geliyor içimden esasında; ama anneyiz ve iyi örneğiz ya, insanüstü sabırlıyız ya...

 

Sakin ol Yonca, derin nefes al Yonca, yutkun Yonca diyerek kendimi kontrol altına aldıktan sonra:

 

“Güzel evladım, neyin var, neden ağlıyorsun canım?” diyorum.

 

İçim şeytan, dışım melek!

 

Cevap yok.

 

Çünkü çocuk meşgul!

 

Çoook meşgul.

 

Deli gibi fenalık geçirip bademciklerini ameliyata gerek kalmadan “fırt” diye fırtlatmak için ağlamakla meşgul!

 

E kolay değil tabi!

 

Bu kadar acayip sesi ve görüntüyü elde etmek için meditasyonvari bir konsantrasyon gerek.

 

Enerji lazım!

 

Ben uğraşsam, bilmiyorum böyle bir görüntü ve ses kalitesi elde edebilir miyim?

 

Sanmıyorum.

 

Bu iş bir de yere yakınlık gerektirir.

 

Çünkü icabında kendini yere de atacaksın.

 

E biz bu boyla atsak kendimizi yere, kuleden düşmüş gibi oluruz; ama çocuk atınca kendini yere, bir basamak inmiş gibi oluyor.

 

Uzun lafın kısası çocuk olacaksın.

 

Neyse...

 

Daha ben çocuğa ne olduğunu anlayamadan, birden  “zzzıp!” diye ses ve görüntü gidiyor.

 

Yayın kopuyor.

 

Ekranda donuk kare bir mutlu surat.

 

Çıt yok.

 

Etrafa bakıyorum, etraf da sakin.

 

Sanki “Alacakaranlık Kuşağı” vardı ya, orada başroldeyim. Bir saniye evvel yaşadıklarımı benden başka ne gören, ne de duyan olmamış.

 

Dönüp soruyorum “Yavrum ne oldu, niye ağladındı? Kendinden filan geçtin ya hani! Ne oldu da herşey çabucak normale döndü?” diye...

 

Tısss! Cevap yok.

 

Eh be çocuğum! Madem bu kadar ağlayacak kadar dertliydin, nasıl birdenbire susabildin?

 

Madem zınk diye susabilecektin, ne diye bu kadar ağladın be gülüm?

 

Şeklindeyim...

 

Ama çocuk bana “Annecim, git işine yaw!” bakışı atıyor.

 

Sinir attı herhalde diyorum.

 

Aklım almıyor.

 

Olan bana oluyor.

 

Nedense o ağlarken umursamayan etraf, ben cinnet konumuna geçince pür dikkat kesiliyor. Neredeyse beni çocuğuma zulüm yapan anne gibi görüyor!

 

Ayol benim yaşadığım zulüm sırasında neredeydiniz?

 

Neyse...

 

İçimi dökesim varmış.

 

Döktüm, rahatladım.  

 

Şimdi gülesim geldi.

 

Çocuğun sağı solu belli olmaz anladık.

 

Olsun, paylaştık.

 

Bitti.

 

Hayat bu...

 

Bol gelgitli.

 

Yonca

“Deli(d)ANA”

X