"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

'Aganigi'yi dışa tanıtmak zor mu

“BİRKAÇ gündür fındığı yazıyorsunuz Yalçın Bey... Doğru yapıyorsunuz ama her ürünün altında bir oyun oynandığından haberiniz var mıdır?” diyor bir okurumuz.

 

 

Akılımıza ‘mısır’ geliyor.

Anlatalım:

Amerika geldi, Cargil vasıtasıyla tatlandırıcı mısır şurubunu ülkemize soktu. Pancar ekimimizi kotaya bağlattı. Mısır ürününe talep olunca köylü teşvik edildi, dağ taş mısır oldu. (Bu arada fonların indirildiği ve yükseltildiği dönemlerde ithalden vuran vurdu.) Üretici fiyat bulamadı, zarar etti. İstikrara dayalı bir plan ve program olmadığından üretim-fiyat dengesi kurulamadı. Zaten miras hukuku nedeniyle küçülen arazilerde ekim maliyeti yüksek oluyor. İşte oyun burada başlıyor. Örneğin, Cargil bu kez “Türkiye’de mısır pahalı, Amerika’da çok daha ucuz, ben mısır ithal etmek istiyorum” diyor.

Fındığa dönersek... Türkiye’nin fındıkta bu kadar üretim gücü var. Yazıyorsunuz, bu değerlendirilmiyor diye. Doğru. Biz ne yapıyoruz ‘Aganigi’ reklamı ile fındığı kendimize tanıtıyoruz. Kimsenin aklına fındığı Çin’e, Hindistan’a, Afrika’ya, Suudi Arabistan’a ve Türk cumhuriyetlerine tanıtmak gelmiyor. Turizm kampanyaları gibi niye bu yemişi ‘aganigi’ diye dış piyasalara açmıyoruz.

İlle bir yabancı gelsin, akıl versin diye bekliyoruz.

Örneğin, dünyanın sayılı gıda devi Cargil, kendi ülkesinden mısır ithal ederken, milyon dolarlar kazandığı ülkemizin fındığını tanıtmayı hiç düşünmüş müdür?

Dünyaya tanıtamadığımız sürece fındık, hep çikolata için sanayi ürünü olarak kalmaya mahkûm olacaktır.

Üretimi artırarak rekabet ortamına girmediğimiz sürece kazanacağımız bir şey yoktur.

Amerika bize bademini, cevizini, yerfıstığını satıyor. İran da kaçak şamfıstığını sokuyor. ABD’den gelen bu yemişler için ne kadar döviz harcadık acaba?

Hazinemiz ne kadar ithal olursa, o kadar gümrük vergisi toplarım diye bakıyor galiba...

Üretmeyelim, pazarlamayalım ve seyretmeye devam edelim!

 

Solcuya dayak dinciye şefkat

 

TÜRKİYE’de küçük de olsa çeşitli gruplar Amerika’yı protesto mitingleri yapıyor.

Ne yazık ki mitinglerde polisin farklı yaklaşımı dikkat çekiyor.

Polis, ‘Katil Amerika, katil İsrail’ diyen solcuları özellikle dövüyor, biber gazı sıkıyor.

Aynı protestoyu gösteren, aynı sloganları atan ‘din ağırlıklı' gruplar ise emniyet güçlerinden hiçbir olumsuz tavır görmüyorlar.

İstanbul’da dayak, Diyarbakır’da şefkat...

Neden?

 

Göcek'teki katamaran mı, gecekondu mu

 

“YALÇIN Bey... Ben yat turizminde çalışan bir kaptanım. Adımın baş harflerini (R.K.) verebilirsiniz. Yıllardır içimde ukde olup da denizcilik otoritelerine soramadığım bir soruyu gündeme getirmek istiyorum. Göcek Sarsala Koyu'nda Kahraman Sadıkoğlu’nun yüzen saray diye adlandırılan katamaran tipi teknesini (!) gazetenizin Kelebek ekinde görünce, bir denizci ve kaptan olarak içim derinden cız etti. Kahraman Sadıkoğlu’nun 10 yıla yakın bir zamandır Göcek’te aynı yere demirlediği tekne bir katamaran falan değildir. Nasıl kamuya ait olan herhangi bir araziye kaçak gecekondu yapıyorsanız, Sadıkoğlu’nun yaptığı da deniz üzerine yapılmış bir gecekondudur. Yıllar önce Kahraman Sadıkoğlu, Denizcilik Müsteşarlığı’nın ve liman başkanlığının bürokratlarıyla birlikte kanuna karşı hülle yapıp bu ucubeye gemi kâğıdı çıkarmıştır. (Sadıkoğlu Atatürk’ün yatı Savarona’yı kiralamış ve bundan bir süre önce de kaçırılmış, fidye karşılığında serbest bırakılmıştır.)

Katamaran denilen bu gecekonduya hangi makam denize elverişlilik ve tonilato belgesi vermiştir? Bu belge en son hangi makam tarafından onaylanmıştır? Muğla Milli Emlak Müdürlüğü buradan bir kira almakta mıdır?

Türk denizciliğine ciddi katkılar sağlayan yeni Denizcilik Müsteşarı Sayın İsmet Yılmaz’a bu soruyu iletmenizi rica ederim.”

 

Kızımız nerede barınsın

 

ÇAĞDAŞ Yaşamı Destekleme Derneği'ne Nevşehir’in bir köyünden gelen bir mektuptan:

Kızımız Nevşehir 2000 Evler Anadolu Lisesi'ni kazandı. Hepimiz çok sevinçliyiz ama köyümüz şehir merkezine çok uzak, düzenli bir ulaşım aracı yok. Kazandığı okulun ise yurdu yok maalesef. Nevşehir’de de 2 yurt var; birisi Fethullah Gülen’e, diğeri ise Nur Cemaati'ne ait.

Yeğenimi sizce Nurculara mı, yoksa Fethullahçılara mı emanet etmeliyiz? Ya da biz bunun farkına varabilen kişileriz, peki ya çocuklarını nereye ve kimlere teslim ettiklerinin farkında olmayan aileler?  

 

Hastamız, agresif davranışına rağmen muayene edilmiştir

DÜNYA Göz Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Eray Kapıcıoğlu, “Kapıcıoğlu’nun haberi olsun’ (29.07.2006) başlıklı hastanemizle ilgili okur,şikayeti beni son dereceüzmüş bulunmaktadır. Bu sebeple Ataköy şubemizin yetkililerinden aldığım bilgileri size aktararak konu hakkında aydınlatmak isterim” dedi.

Açıklama şöyle:

“Şikayetini dile getiren hastamız Engin Volkan Uğur 23.07.2006 Pazar sabaha karşı 04:30 ‘da Ataköy şubemize gözünde batma olduğu şikayetiyle geliyor. Hasta kabuldeki çalışanımız hastanemize her müracaat eden hastaya yaptıkları gibi bilgisayara kaydını açmak üzere kişiler bilgilerini soruyor ve grubumuzun prosedürü olan muayeneden önce ödeme almak için hastamıza ücreti belirtiyor.Hastamızı hemen muayene olacağı odaya yönlendirirken hasta refakatçisine ödemeyi yapmak üzere hasta kabulde kalmasını rica ediyor. Bu uygulamadan rahatsız olan hastamız son derece agresif bir şekilde arkadaşımızla tartışmaya başlıyor ve hakaret ediyor. Çalışanımız her şeye rağmen hastayı hemen muayene odasına alarak diğer bir hastanın yanında olan gece nöbetçisi uzman göz doktorumuza bilgi vererek en kısa sürede hastanın doktorla buluşmasını ve muayenesini olmasını sağlıyor.

Dünya göz hastaneleri ayda 25.000 kişiye poliklinik , 5000 kişiye ameliyat hizmeti veren, her bir hastasına her türlü sorununda sahip çıkan, önce insan değeri ve sağlığına önem vererek hizmet etmeyi ilke edinmiş ve bu sebeple bugün olduğa noktaya gelmiş bir kurumdur. Her kurumun kendine has, gerekçeli sebeplerle oluşturulmuş prosedürleri vardır. Muayene olan hastaların ödemelerinin hasta kabul kaydının yapılmasının ardından alınması bu kadar çok sayıda kişiye hizmet etmemizden ve muayene sonrası hastaları ödeme için takip etmenin imkansız olmasından dolayı konulmuş bir kural olup 10 yıldır uygulanmaktadır. Böyle bir kural olmasına rağmen acil geldiğini ifade eden hasta hiçbir zaman ödeme tamamlanana kadar hasta kabulde bekletilmez, doktor odasına alınır, ödeme işlemi bu esnada refakatçisi tarafından tamamlanır. Tıpkı bu hastamıza uygulandığı gibi. Ve hatta eğer gerçekten acil diye tabir edilen yaralanma kaza gibi bir durum söz konusu ise hasta kaydı dahi açılmadan öncelikle  hasta derhal doktorumuzla buluşturulur.

Beni şahsen burada en çok üzen nokta şudur. Türkiye genelinde özel yada resmi hiçbir kuruluşta 24 saat ameliyathaneleri ve ekibi ameliyata hazır göz ile ilgili hiçbir kuruluş bulmanız mümkün değilken, hastanemizde 365 gün 24 saat uzman göz hekimleri saat kaç olursa olsun gelen hastalarımıza en iyi hizmeti vermektedirler. Pazar günü sabaha karşı 04:30 da gözündeki lensin kayması sebebiyle gelen bu hastamızın öncelikle o saatte konusunda tecrübeli bir uzman göz doktorundan hizmet almış olmasını takdir etmesini beklerdik. Hastanenin koymuş olduğu işletme prensiplerine tepki göstererek bu şekilde çalışan arkadaşlarımıza görevlerini yaptıkları için hakaret etmesini ve konuyu bu şekilde sizlere taşımasını değil. Eğer biz öncelikle para kazanmaya odaklanmış bir grup olsaydık zannediyorum yaptığımız mobil tır göz kliniğimizle ülkemizin 81 ilini doktorlarımızla , hemşirelerimizle 1,5 senedir dolaşarak imkanı olmayan yurttaşlarımıza ücretsiz göz sağlığı hizmeti vermez ve daha kısa sürede daha çok kişiye ulaşabilmek için Ağustos ayı sonunda 2 yeni tır kliniği hizmete sunacak olmazdık.

Bizim için haklı ya da haksız her türlü şikayetin önemi çok büyüktür. Çünkü her şikayetin en ince detayına kadar iner, kendi sistemimizde bir aksaklık olup olmadığını tekrar kontrol etme ve daha iyi hizmet verebilmek için yapılması gereken düzenlemeler var ise bunları yapma şansını bize verir. “

Üsküdarlı uyuyamıyor

 

BİZLER güzel kentimiz İstanbul'un şirin ilçesi Üsküdar'ın 'uykusuz' sakinleriyiz.

Neden mi uykusuzuz?

Herkesin bildiği ama bir türlü müdahale edilmeyen Sapphire, Reina, Sortie

ve New Yorker gibi gece kulüplerinden gelen aşırı müzik sesi uyutmuyor da ondan... Elbette insanlar eğlenecek; ancak eğlenmek isteyenlerin yüksek sesle müzik dinleme hakkı bizim kulağımızın dibinde biter. Eğlence yeri sahiplerinden bu duyarlılığı göstermelerini istiyoruz.

 

 

Mesaj Panosu

 

- EŞİM 1998 yılında hemşire oldu. 7 Mart 2006'ya kadar hiçbir yere ataması yapılmadı. Şimdi İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışıyor. Fakat bu zamana kadar hiç uygulanmayan bir sistemle sözleşmesine 'tayin talebinde bulunamaz' maddesi eklendi. Ben Antalya'da ikamet ediyorum. İki ayrı ev ve tüm masraflar (elektrik, su, doğalgaz) iki katına çıktı. Bir çocuğumuz var, İzmir-Antalya arasında mekik dokuyor. Ne zamana kadar böyle devam edecek? Biz ne zaman bir 'aile' olacağız?

Sinan ÇAVUŞOĞLU

 

Fındık borsası

kurtarıcımız olur

 

ORDU'luyum ve fındık üreticisiyim ve iyi ki esas işim öğretmenlik, yoksa bu sene ne yapardık bilemiyorum.

Geçen yıl Fiskobirlik'e fındık verenlerimiz parasını alamadı, acil ihtiyaçları olanlar tüccara düşük fiyatla verdiler ve bir yılı zor geçirdiler.

Fındık ağustos ayında toplanıyor ama işi bitmiyor; yıl içinde bakımının yapılması için bahçelenmesi, gübrelenmesi, ilaçlanması gerekiyor.

Toplanması dahil tüm bu işler için de para gerekiyor.

Çoğu zaman üretici bu işler için elde para olmadığından tüccardan borç alıyor, gelecek fındıkta ödemek üzere.

Tüccardan borç aldığı için de fındık fiyatı tüccarın insafına kalıyor, çünkü şimdiye kadar tüccar Fiskobirlik fiyatının çok altında tuttu rakamlarını.

Bu sene biz üreticiler için daha da çetin bir yıl olacak Fiskobirlik'ten, hükümetten, tüccardan fayda olmayacağı anlaşılıyor.

Sizin "Türkiye, niye fındık borsası oluşturmaz" yazınız çok ilgimi çekti.

Umarım 'fındık borsası' oluşturmak için çalışmalar başlar.

Ordu Emniyet Müdür Vekili Rıdvan Güler soğukkanlı davranarak olası bir toplumsal patlamayı önlemiştir.

Coşan kalabalıklar mantıkla düşünmez ve davranmaz o anda onlara hakim olan duygular ve sürü psikolojisidir.

Bunu iyi anlayan Rıdvan Güler olayların büyümesini engellemiştir.

Biz Ordu'lular kendisine minnet duygularımızı, görevden alındığı için de üzüntülerimiz bildiririz.

Fındık Borsası fikrini ortaya attığınız için teşekkür ediyorum, umarım bir yerlerden çözüm için bir hareket gelir.

Hanzade UZUNÖMEROĞLU

 

Fındıkta üç maymunu oynuyorlar

 

SON bir hafta, fındığı o kadar güzel ve bilimsel anlattınız ki ağzınıza ve kaleminize sağlık.

Ben, fındık üreticisiyim, aynı zamanda esnafım. Size fındıkla ilgili hiçbir şey yazmayacağım çünkü karşımda fındığı Karadenizliden iyi bilen sağlam bir kalem var. Ben ve benim gibi insanları en çok yaralayan konu Karadenizli AKP'li il başkanları ve milletvekillerinin başka bölgelerden seçilmiş gibi bölge insanıyla alay eden, küçümseyen, insanını illegal örgüt üyesi, terörist yapan aynı hatayı yanlış bilgilendirme yaparak Başbakanına da yaptıran bu seçilmiş insanların acaba kimin vekili olduklarını, kendilerinin de üretici çocukları, çiftçi çocukları olduklarını unutturan, hamasi duygu ve düşünceye kapılmalarının, kendilerini izleyen seçmenlerinin bakışlarında zavallı durumuna düşmelerinin ve fındık konusunda üç maymunu oynamaları ve konuştukça Karadeniz’de batmalarıydı...

Hayrettin OSMA-ORDU

 

Liman atıl duruyordu

 

GÜBRETAŞ Genel Müdürü Mehmet Koca, "Sarıseki kim için özelleştiriliyor" (1.8.2006) yazımız üzerine "Fabrikamızın limanı atıl duruyordu. Bunu değerlendirmek ve kurumumuza para kazandırmak istedik" diyerek şöyle devam ediyor:

"Öncelikle belirtmek isteriz ki, bu işlem bir ihale değildir. Gübretaş, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre özel bir şirkettir ve diğer şirketler gibi faaliyet göstermektedir. Ülkemizde hiçbir özel şirkette ihale yoluyla bu tip bir işlem yapılamamaktadır. Özel şirketler her yıl defalarca buna benzer işlem yapılmaktadır. Örneğin, bugünlerde ülkemizin en büyük holdinglerinden biri de iştiraklerinin satış işlemini benzer bir yöntemle yapmaktadır. Hiç kimse söz konusu holdingi "birebir görüşmeler, gizlilik ve dilediğini uygun görme tekniğiyle ihale yapmak" ile suçlamamaktadır.

Teklife çağrı süreci son derece saygın ve konusunda uzman bir kurum olan Türkiye Sınai Kalkınma Bankası AŞ. aracılığı ile yürütülmektedir.

Süreçteki gizlilik taahhüdü ve başvuru bedeli halka açık bir şirketin ticari ve gizli bilgilerinin korunması amacı ile belirtilmiştir. İddia edildiğinin aksine, bu uygulamayla küçük yatırımcının korunması amaçlanmıştır.

Her halka açık şirkette olduğu gibi Yönetim Kurulu üyelerimiz, Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Mevzuatı uyarınca yaptıkları bütün işlerden dolayı sorumludurlar ve eylemlerinden ötürü herhangi bir endişe taşımamaktadırlar."

 

Kağıt bardakta çay

 

ARNAVUTKÖY’deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi sosyal tesisinin yeniden yapılanışını uzun bir süredir bekliyordum.

Yurt dışında olduğum için uzun bir aradan sonra İstanbul’a geldim.

Yeni tesisin sandalyelerinden masasına kadar özenle seçilmiş olduğunu görünce gözlerime inanamadım. Sevinçle karşıya geçtim; Türk çayının olmazsa olmazince belli bardakla içmek ve İstanbul özlemimi gidermek için...

Ne yazık ki çayın kağıt bardakta verildiğini gördüğümde şaşkınlıkla karışık bir hayal kırıklığı yaşadım.

Geleneklerimizi yaşatmak için İstanbul'u lalelerle bezeyen, Sultanahmet’te Ramazan eğlenceleri düzenleyen belediyenin kağıt bardakta çay uygulaması oldukça garibime gitti.

“Eleman yetersiz diye” yapılan bir açıklama ne kadar acı... Bu tesislerde bardak yıkamak için can atana binlerce işsizimiz de varken...

Büyükşehir’in Beyaz Masası’na bu durumu anlattım ve aldığım cevap şu oldu:

“Yaz yoğunluğu nedeniyle daha steril olması için bu şekilde hizmete devam edeceğiz.”

Yorumu herkese açık...

Nur PAKCAN      

X