Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Afyon patlamasının arkasında kim var?

Kim ne derse desin, Afyon' daki patlamanın gerçek nedeni hakkındaki kuşkular giderek artıyor. Suriye ve Pkk ön plana çıkarılıyor. İnsanlar açıklamalardan tatmin olmuş değil. Bir an önce soru işaretlerinden kurtulmanın bir tek yolu var...

Aramızda konuşuyoruz ve tartışma dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor:

"...Afyon patlaması gerçekten bir kaza mı, yoksa Suriye veya Pkk'nın parmağı mı var?"

İnsanlar resmi açıklamalara tam anlamıyla inanmıyor. İşin altında başka şeyler arıyor.

- Acaba Suriye ajanları mı böyle bir patlama yarattı?
- Yoksa, Pkk saldırdı da, resmi yetkililer bunu saklıyor mu?

Bunlar gibi daha nice sorular soruluyor ve komplo teorileri kuruluyor.

İşte en önemli tehlike budur.

Eğer bir toplum, resmi sözcülerinin söylediklerinden kuşku duyuyor, başkalarının söylediklerine kulak kabartıyorsa, alarm zilleri çalmalı. Yarın öbür gün bir orman yangını da Suriye'li ajanlara fatura edilir; en ilgisiz olaylar da Pkk'ya mal edilir. Bu ne demektir biliyor musunuz? Toplumun gözünde giderek korkulan bir Pkk yaratılır. Her yerde Suriye'li ajan aranmaya başlanır. Sonunda da toplum yolunu şaşırır.

Bu kısır döngüden kurtulmanın tek yolu, şeffaflıktır.

Şeffaf olacaksınız. Her olayın altında gerçekten neyin ve kimin olduğunu en kısa sürede ortaya çıkaracak ve kamuoyuyla paylaşacaksınız. Aksi halde, hayalet peşinde koşan bir toplum ile karşı karşıya kalırız.
Başka çaremiz yoktur

LÜTFEN CEVAT ÖNEŞ' İ BİRAZ DİNLEYİN...
 
Perşembe akşamı, Şirin Payzın' ın CNN TÜRK' teki "Ne oluyor?" adlı programında, eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş' i dinledim. Öylesine sağduyulu görüşler yansıttı ki herkesin savaş tamtamları çaldığı şu sıralarda, oksijen kürü gibiydi. Üstelik işin içinden gelen bir isim olarak, herkesi şaşırttı.

"İstihbarat örgütü doğru dürüst çalışsa bu sorun daha kolay çözülmez mi ?" sorularının çok sorulduğu bir sırada, gerçeğe parmağını bastı.

Özetle "...İstediğiniz kadar iyi istihbarat yapın, Kürt sorununun çözümü siyasetten geçer. Siyasi otorite kararını vermeli, Meclis buna destek vermeli, diğer kurumlar da bu stratejiye göre hareket ederse, çözüm imkan dahiline girer..." dedi.

Pkk ile savaşarak sorunun çözülemeyeceğini, sadece ve sadece daha fazla demokrasi, insan haklarına daha fazla saygı göstererek sonuç alınacağının altını çizdi.

İyi ki, Cevat Öneş' ler hala var...

ÇOK AYIP OLMUYOR MU?

Emin olun bu satırları yazmaya korkuyorum.

Başbakan veya İçişleri Bakanı kızacağından dolayı değil, haklarında yazacaklarıma kötülük etmekten korkuyorum.

Şimdiye kadar defalarca yazdım, benim gibi onlarcası kalemiyle değindi ve şikayet etti.

Başta, eski Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ olmak üzere, İkinci Başkanı Org. Saygun ve onlar gibi daha isimleri bilemediğim askerler... Artık sembolleşen Balbay, Özkan, Yalçın gibi gazetecilerin yıllardır süren tutukluluk hallerinden söz ediyorum.

Yargıçların, bu tutukluluk halinin sürmesi için ortaya koydukları iki temel gerekçe var. Beni en çok hayret ettiren de bu zaten. Biri "Kaçma şüphesi olması", diğeri de "Delilleri karartma şüphesi..."

İnanılması son derece güç.

Başbuğ'un kaçabileceğini kim düşünebilir?

Saygun deseniz , ayakta zor durabiliyor. Bırakın kaçmayı, delilleri karatmayı, tek isteği, bir hastenede doğru dürüst tedavi görebilmek, o kadar.

Balbay'ların, Yalçın'ların durumları ise tam anlamıyla bir komedi.

Ayrıca, mahkeme sürdükçe, bırakın karartılma tehlikesini, iddianamelerde ortaya konan bazı delillerin ne kadar cılız olduğu giderek daha fazla anlaşılıyor. Karartmaya dahi gerek kalmıyor. İktidar da bu çarpıklıkların farkında. Sırf kamuoyundaki vicdani tepkileri yatıştırabilmek için, üçüncü yargı paketini çıkarttı. Yargıya "Yapmayın, bu uygulamadan vazgeçin" dedi. Başbakan bile tepkisini açıkça seslendirdi.

Ancak nafile... Yargıçlarımız hiç oralı olmadılar. Yeni yasaya öylesine bir yorum getiriyorlar ki davalar bitene kadar, kimseyi serbest bırakmayacaklarını gösteriyorlar.

Belki farkında değiller, ancak davaların sonucunu dahi şimdiden kamuoyu vicdanında karartıyorlar. "Adalet dağıtılmıyor" izlenimini kendi elleriyle yaygınlaştırıyorlar.

İsteyen istediği kadar kızsın. Nasıl olsa, yazılsa da yazılmasa da iddilaşmayı sürdürecekler.
Yazık ediyorlar...

ASIL SORUN, BUNLARI KORUMAKTIR...

Kültür Bakanı Ertuğrul Günay son derece önemli bir iş yapıyor. Yıllar öncesinde ülkemizden kaçırılan hazinelerin izini sürdürüyor ve geri getirilmelerini sağlıyor. Hele en son gelen, Troya Antik Kentindeki kazılar sırasında çalınan 24 parça altın takı, yıllardan beri hepimizin rüyalarını süslerdi. Kimin nasıl kaçırdığı konusunda binlerce yazı yayınlanmıştı. Hemen hepsinin altından aynı hikaye çıkıyor.  Sahip çıkamadığımızdan dolayı, en önemli eserler elimizden gidiyor.

Günay çok güzel bir iş yapıyor; ancak ben korku içindeyim.

Benim derdim, bunların saklanıp saklanamayacağı ile ilgili.

Baksanıza müzelerimiz delik deşik. Gelen alıyor, giden götürüyor. Uşak Müzesi’ndeki hırsızlık hala anılarımızda. Son derece değerli bir hazineyi alıp, güvenliğe önem vermeyen müzecilere emanet ediyoruz.

İşte benim derdim bu.

Öncelikle elimizdekini korumasını öğrenelim. Duyarlılığı evimizde de gösterelim.

HER GÖRÜŞMESİ NEDEN SÜRPRİZ?

Haber kanallarında yeni bir uygulama var.
 
MİT müsteşarı Fidan, ne zaman Başbakan ile görüşse, ekranda bir yazı beliriyor: Sürpriz buluşma!   
Allah Allah! Bunun neresi sürpriz?
 
İki devlet başkanının görüşmesi değil ki. Başbakan ile ülke istihbaratını elinde tutan üst düzey bir memuru buluşuyor. Üstelik, terör olaylarının en üst düzeye tırmandığı bir sırada buluşuyorlar.

Bundan daha doğal ne olabilir ki?
 
Sordum ve "Olur mu kardeşim, onların haftalık görüşmeleri vardır, bunun dışına çıktıklarında tabii ki sürpriz deriz..." yanıtı aldım.

Meslekdaşlarım alınmasınlar, ben böyle bir mantığı bir türlü anlayamıyorum.

SARIYER İYİ Kİ BÖYLE BİR TRANSFER YAPMIŞ...
 
Küba'lı Voleybolcü Yaima Ortiz'in Sarıyer Belediyesi Voleybol Takımı’na transferi fırtınalar estirdi. Belediye meclisinin Ak Partili üyesi Halil Canarıkan bir soru önergesi verdi ve bu sporcuya 1.5 milyon dolar transfer ücreti verilip verilmediğini sordu.  Kıyametler koptu. Aslında, kulübün yönetimine sorsa, transfer ücretinin 100 bin dolar olduğunu öğrenebilirdi. CHP'li üyelerin de " Şu güzelliğie baksana, iyi ki transfer edilmiş" demeleri olayı başka yerlere götürdü. Bu şekilde bizler de, Yaima Ortiz' in farkına vardık. Allahı var ya, çok da güzel bir insan. Bu açıdan Belediye, gerçekten iyi bir transfer yapmış (!)

Ancak önemli olan ne bu sporcunun güzelliği, ne de aldığı paradır. İyi oynuyor mu, oynamıyor mu? Voleybol takımının işine yarayacak mı yaramayacak mı?

Gerisi boş...

ŞAH, MAT!

Farkında mısınız?

Türkiye’de iki haftadır dünyanın en zorlu strateji savaşları yaşanıyor.

Yanlış anlamayın, bahsettiğim ne casus oyunu ne de dış politika.

İstanbul 40. Dünya Satranç Olimpiyatları’na ev sahipliği yapıyor.

Biz futbol milli takımından başka takım bilmeyiz, izlemeyiz ama erbabının anlattığına göre Türkiye takımları oldukça başarılıymış. Olimpiyat tarihindeki en “Küçük” takım da bizdeymiş. 8-11 yaş arasında çok değerli oyuncularımız olduğu söyleniyor. Genç beyinlerimizin oyunlarından ve organizasyonun başarısından herkes övgüyle söz ediyor. Umarım bu çocuklarımızın eğitimleri Spor Bakanlığı tarafından gerektiği gibi desteklenir ve satranç tahtasında sergiledikleri zeka ülkemizin geleceğine faydalı şekilde kazandırılabilir.

Organizasyonu düzenleyen herkese bravo.

HEDEF GÖSTERİLİYOR,KİMSENİN SESİ ÇIKMIYOR...

Gazetecilere karşı son derece çirkin “Vurun kahpeye”  mesajı içeren bir kampanya var. Hem de manşetten verilen haber ve resimlerle bu insanlar hedef gösteriliyor.

Dikkat ediyorum, kimselerin de sesi çıkmıyor.

Ne Başbakan “Savcıları göreve davet ediyor”, ne basın mensupları, ne de medya kuruluşları ağızlarını açıyor.

Göz göre göre insanlar, fikirlerinden dolayı adeta idama mahkum ediliyorlar.

Birileri buna “Dur” demeyecek mi?

İçlerinden birine zarar geldiğinde mi ayaklanacağız?

X