"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

Afşin’e peşkeş çekildi demiştik, doğru çıktı: Abu Dabi merkezli TAQA’nın fiyaskosu

UZUN yıllar rafineri gibi enerji yatırımlarında öncü firmalarda yöneticilik yapan Yüksek Mühendis Aslan Özmen’i kutlamak gerekiyor.

17 Mayıs’ta bir yazı yazdı: “Afşin Elbistan kimlere emanet edildi, bilin! 3 Ocak 2013 tarihinde yapılan bir anlaşmayla, Abu Dabi şirketi TAQA’ya, sözde 12 milyar dolarlık yatırım yapma karşılığı, mevcut ve gelecekteki Afşin-Elbistan havzası peşkeş çekilmiştir. Bu gerçekleri açıklamak ve ilgilileri uyarmak için yerel (Göksun/K. Maraş) bir kişi olarak yazıyorum. Türkiye’deki komisyoncu ayağı incelenmelidir.”
Aslan Özmen, firmanın bu projeden çekilmesinden sonra yeni bir yazı gönderdi:

Afşin’e peşkeş çekildi demiştik, doğru çıktı: Abu Dabi merkezli TAQA’nın fiyaskosu


“TAQA (BAE) firması, yılbaşında Enerji Bakanlığı ile bir niyet mektubu imzalayarak, Afşin-Elbistan havzasında 8000 MW gücünde 4x1400 yeni santral inşa edecekti. Buna karşılık da 1400 MW gücündeki, Afşin–B santralı TAQA şirketine verilmişti. 17 Mayıs tarihli Hürriyet gazetesinin bu sütununda, TAQA’nın çok yeni bir şirket olduğunu ve bu işi yapamayacağını belirtmiştik. Nitekim geçen hafta TAQA şirketi 10 milyar dolarlık santral projesinden vazgeçtiğini açıklamıştır. Şirket hakkındaki mali bilgileri, geçen hafta Arab News gazetesi açıklamıştır. (Bkz. Taqa.com) İngilizce metni okuyabilirsiniz. Gazeteye göre, TAQA şirketinin hisseleri Abu Dabi ve Londra borsalarında düşmüş ve firma şimdilik bu yatırımdan vazgeçtiğini açıklamıştır. Dahası bu projeye 10 milyar dolarlık kredi bulunamamıştır. Ancak, Arab News gazetesi, % 75’i devlet şirketi olan TAQA şirketinin bu kararında, Türkiye’nin Mısır’da, Musri yanında yer almasının da önemli bir sebep olduğunu belirtmiştir.
Gerçeğe gelince:
1- TAQA şirketi hayali bir şirkettir. 10 milyar dolarlık projenin komisyonu % 5’tir (500 milyon dolar). İptal bu komisyonun ödenmemesinden ortaya çıkmıştır. TAQA nın bu santralı yapabilecek teknolojik ve mali gücü yoktur.
2- Afşin-Elbistan havzasında, kömür üretimi artırılabilirse ancak daha 2x1400 MW gücünde 2 santral yapılabilir. Yani havzada yeterli kömür yoktur. Bu santralların yapımı 5 yıl sürer ve işletmesi kömürün ısıl değeri 900 kcal/kg çok düşük olduğundan güçtür. Normalde, 8000 MW güçten, 56 milyar kWh yıllık enerji üretilmesi fikri kulağa hoş gelse de, en çok güçlükle 28 milyar kWh elektrik üretilebilir. Buna da hiç kimse kredi vermez ve yatırım yapmaz.
3- Türkiye’nin tüm elektirk santrallarını satan, kendisi
1 kW gücünde elektrik santralı yapmayan Enerji Bakanlığı’nın, geçmişte olduğu gibi her biri 1400 MW gücünde
2 adet termik santralı EÜAŞ imkânlarıyla kurması gerekir. Bunun için gerekli 3 milyar dolarlık krediyi Dünya Bankası ve Japonya’dan (Mitsui-Mitsubishi) hemen alabilir. Öte yandan Enerji Bakanı rotayı, Çin ve Kore firmalarına çevirdiğini söylemiş ise de Çin ve Japon firmaları Adana-Tufanbeyli ilçesinde 450 MW gücünde Enerjisa firmasına elektrik santralları kurmakta olup aynı tip kömürleri kullanacak bu santralların da aynı işletme sorunlarıyla karşılaşacağını Korelilere söyledim. Sendikaların ve idari yetkililerin TAQA örneği şirketlere kanmaması gerekir.”
Mahcup olan var mıdır?
(BAE firması TAQA firması bu işten çekilmeden önce 17.5.2013 tarihli Aslan Özmen’in yazdığı yazıyı okumak isteyenler http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/23302557.asp)

‘Yokuş Yukarı’

1982’den beri Hürriyet’te çalışan Süleyman Arat, ‘Türküm, Doğruyum, Çalışkanım ve Şampiyonum’ kitabından sonra ikinci kitabı ‘Yokuş Yukarı’yı (Babıâli Yokuşu) (Destek Yayınları) çıkardı. 30 yıllık gazetecilik yaşantısından kesitler sunan Arat kitabı için, “Benim burada yaptığım, bilindiği sanılan bu olayların perde arkasını, satır arasını yazmak, duyulmamış ayrıntıları nakletmek. Bazen şaşkınlığa düşecek, bazen kahkahalar atacaksınız” diyor. Ecevit’ten Özal’a, İnönü’den Erdoğan’a, Türkan Şoray’dan Hülya Avşar’a, Lefter’den Aziz Yıldırım’a, Fatih Terim’den Hakan Şükür’e yaşadığı ilginç olayların ayrıntılarını okuyacaksınız.

Pötürge’den Avcılar’a

MALATYA Pütürge Belediye Başkanı Dr. Necdet Ayaydın’nın, CHP’den üçüncü dönem belediye başkanlığını Avcılar’dan yana kullanmak üzere aday adayı olduğunu (İstanbul 3. bölgede 100 bine yakın Malatyalı ikamet ediyor.)... SENDİKAL Güç Birliği Platformu’nun (Basın-İş, Belediye-İş, Deri-İş, Hava-İş, Kristal-İş, Petrol-İş, Tek Gıda-İş, Tez Koop-İş, TÜMTİS, Türkiye Gazeteciler Sendikası) Başbakanı, Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın’ın “Türk-İş’te gerçek değişim, kişilerin değil anlayışın değişmesiyle olabilir” dediğini... CHP İstanbul Milletekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Taksim’de elden (muhalif) gazete satan iki kişinin gürültü kirliği yaptıkları gerekçesiyle göz altına alınıp para cezasına çarptırılması Meclis’e taşıdığını.. . CEM Vakfı Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın, Ankara’da yarın temeli atılacak olan Cami-Cemevi Kompleksi’nin, ülkemizde birlikte yaşama kültürünün ve hoşgörünün simgesi olacağını” söylediğini..

OKUYUNUZ

CHP’de Gezi ruhu adayları etkileyecek

CHP İstanbul’u aday adayı heyecanı sardı. 2009 yerel seçiminde Gürsel Tekin’in il başkanlığını yürüttüğü CHP İstanbul’da Kemal Kılıçdaroğlu ile büyük atak yapmıştı. Zaten bu performansı da kendisine genel başkanlık yolunu açmıştı.
Dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal İstanbul’da üç adaylı bir yönetim şekli ilan etmişti. Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin ile kısıtlı bütçeye rağmen başarılı bir kampanya yürütmüştü. Hatta duruma sinirlenen Önder Sav bir ara Kemal Kılıçdaroğlu’nun posterlerini seçim otobüsünden indirmişti. Seçim sonunda İstanbul’da sayısı dört olan ilçe belediye başkanlığı 12’ye çıkmıştı.
Peki şimdiki fotoğraf nasıl?
Sarıyer’de Şükrü Genç kentsel dönüşüm projesi ile şansını yükseltmeye çalışıyor.
Kadıköy’de Selami Öztürk deneyimi ve aktif çalışmasıyla avantajını kullanmayı hedefliyor.
CHP’de gözler geçen seçimde ‘kıl payı’ kaçan ve şansın yüksek olduğu ilçelerde. Beyoğlu, Beylikdüzü, Çekmeköy. Üsküdar da Tayyip Erdoğan’ı vurma adına Kemal Kılıçdaroğlu’nun listesinde.
Beyoğlu sadece İstanbul’un merkezi değil, Gezi direnişi ile CHP’de, ‘yeni siyasetin’ de adresi. CHP İstanbul’da göstereceği Büyükşehir ve Beyoğlu adaylarını Gezi’ye göre ayarlamak durumda.
Günde 3 milyon insanın aktığı Beyoğlu’ndaki Gezi direnişi Mustafa Sarıgül’ün en büyük dezavantajı. Ya ters teper de Gezi direnişçileri kendisini istemezse. Bu milyonu bulan oy kaybı demek. Çünkü Gürsel Tekin ve Sırrı Süreyya Önder’i benimseyen Gezi direnişçileri, Mustafa Sarıgül’ü yeterince yanlarında olmadığı için eleştirmişti. Eleştiriler üzerine Sarıgül Tweet atmış meydanda olduğunu söylemişti. Bazı Geziciler ise Sarıgül’ün Beymen Club’ta oturduğunu öne sürmüştü.
BEYOĞLU.... BEYOĞLU
Beyoğlu ise çok renkli. İlk aday adayı eski İlçe Başkanı Hasan Yalçın. Beyoğlu İlçe ve İl Gençlik Kolu yöneticilerinden Hasan Yalçın geçtiğimiz günlerde Gezi Meydanının karşısına düşen Zambak sokakta bir kaç bin kişiyle aday adaylığını açıkladı. Genç ve yeni siyaset sloganı ile Gezi’ye de selam veren, CHP örgütünün adayı olarak çıktığını söyleyen Hasan Yalçın, “Göreve talibim, ehil benim” dedi.
Bu arada PM üyesi Gülseren Onanç da aday adayı oldu. Gürsel Erol’a yakınlığı ile tanınan Ali Gencel de başvuruda bulunan 11 kişi arasında. Mustafa Sarıgül’ün adayı olarak çıkan isim ise Engin Baba... Diğer aday adayları ise şunlar:
Serdar Uslan, Halil Kaya Özer, Orhan Çoban, Şahin Özdemir, Işık Öğütçü, Kemal Yılmaz, Hüseyin Aslan. Bu isimler aday adayı. CHP adayları hemen belirlemeyecek. Bu CHP örgütü üzerinden adaylık bekleyenler. Araştırmalardan çıkan, parti dışından aday gösterilen isimler daha sonra ortaya çıkacak. Beyoğlu’na bir de gizli bir aday var. Erol Çevikçe ile birlikte var gücüyle Mustafa Sarıgül’ün adaylığı için çalışan CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kağan Salıcı. Kulislerde değişen siyasetin temsilcisi olarak Beyoğlu adaylığında ismi geçiyor.

CHP 90 yaşında

TÜRKİYE’nin en eski ve köklü partisi CHP 9 Eylül 1923’te kuruldu ve bugün tam 90 yaşında. Ülkemiz, hukuk düzeninden bilim dünyasına, ekonomisinden dış politikasına demokrasinin hemen her alanında bir sorunlar yumağına bürünmüş durumdadır. Siyasal yaşamı yaklaşık on yılda bir değişime uğrayan ülkemizde AKP on yıllık siyasal egemenlik dönemini doldurmuştur. Siyasetimizde tarihsel süreç yeniden yaşanır mı bilinmez ama göstergeler böyle bir siyasal değişimi işaret eder gibidir. Burada ki sorun olası bir siyasal değişimin alternatifi nedir? CHP mi yoksa muhafazakâr-liberal ortaklığı ile oluşacak yeni bir parti mi?
CHP kuruluşunun 90. yılında yorgun, bu nedenle üretemeyen bir parti görünümündedir. Bilim Plâtformu olduğu halde topluma alternatif bir iktidar programı sunamamıştır. Bürokratik bir kadro hazırlığı olduğu şüphelidir ve 1973 koalisyonunda yaşadığı sorunları yaşamaya adaydır. Seçmen tabanın genişletip işçileri, gençleri, kadınları kapsayacak gözle görünür bir çalışması yoktur. Oysa sosyoekonomik veriler bir CHP iktidarı için müsaittir. Çok partili yaşamda hiç tek başına iktidar olamamış CHP 2014 yılında yerel ve olası genel seçimlerde bu tarihi fırsatı, program, kadro, önseçim olmayışı nedeni ile örgüt heyecanı yokluğundan ıskalarsa CHP’ye yazık olacak ve solda yeni bir parti tartışmasını başlatacaktır. Rahmetli Turan Güneş Meclis’te bizlere, “Kumar ütmek için oynanır, siyaset iktidar olmak için yapılır” derdi. CHP tarihten gelen bu sese kulak vermelidir.
CHP’nin olası başarısızlığı varsayımı acaba AKP alternatifi olarak muhafazakâr-liberal yeni bir parti oluşumunu bu yıl sonu veya 2014 başında gündeme getirebilir mi? Ülke siyasetinin, her dönem, sürprizlere açık olduğunu CHP’li dostlara 90. Kuruluş yıldönümünde hatırlatalım dedik.
Dr. Engin ÜNSAL

Türk-İş’te skandalların en önemli boyutu karanlık akçeli işlerdir

OKURUMUZ E.S. önemli bir konuyu yüreklice gündeme getiriyor:
Anayasanın 52. maddesinde ifade edilen “Sendikalar üzerindeki devletin idari ve mali denetimi...” yetkisi kaldırıldı, sendikaları, yaptırım gücü olan hiçbir devlet organı yıllardır denetleyemiyor. Hatta Başbakanlık Teftiş Kurulu’nun (3056/20-2) “... her seviyedeki işçi...teşekküllerinde her türlü inceleme, araştırma, soruşturma teftiş yapmak” yetkisi de Türk-İş’in desteği Yol-İş Sendikası’nın müracaatıyla Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi.
Örneğin, şimdi Türk-İş yönetiminin en etkili üyelerinden olan Yol-İş Sendikası başkanı olan şahsa ve yönetimdeki arkadaşlarına yönelik (yılın 365 günü seyahat harcırahı aldıkları, sendikaya ait arazileri düşük bedelle birilerine sattıkları, sahte/naylon/tahrif edilmiş faturalarla birilerine ödeme yaptıkları, sendikaya aldıkları lüks makam araçlarını kısa süre sonra bir kararla, düşük bedelle ve taksitle kendilerine sattıkları, alınmamış mal ve hizmet karşılığı düzenlenmiş faturaları ödettikleri, yılbaşında Başbakanlık başta olmak üzere çok etkili bazı makamlara kabarık hediye çekleri gönderdikleri vb gibi) iddialar acaba açıklığa kavuşturulabilmiş midir? Devletin denetim organlarının herhangi bir sendikaya yönelik bu tür iddiaları araştırması acaba sendikal özgürlüğe (!) yönelik kanunsuz bir müdahale midir ki sendikalar devlet eliyle denetlenemez, soruşturulamaz, bu çok ciddi bir denetim boşluğu değilmidir?
Çok küçük bir ayrıntı(!) belki ama Türk-İş Başkanı’nın Yol-İş Sendikası’nın muhasebe servisinde çalışan kızının banka hesabında milyonlarca dolar nakit para olduğu rivayeti(!?) ne oldu bilen var mı? Demek ki bu kızımız bizler gibi maaşını har vurup harman savurmamış, babası Mustafa Kumlu’nun verdiği harçlıkları ve Yol-İş’ten aldığı aylığını biriktirerek 20’li yaşlarında dolar milyoneri olabilmiş!!! Ne Mustafa Kumlu’nun, ne kızının, ne Yol-İş Sendikası başkanının, ne de herhangi bir sendikanın yolsuzluklarını araştıracak bir devlet/denetim erkine yer verildiğine göre demek ki bu düzenlemeleri yapanların bir bildikleri olmalı.
Sn. Bayer, ilgili bakanlığın sitesine ve istatistiklere bakıldığında ilginç rakamlar var; Türkiye’de 1970’lerde 5 milyonu aşkın sendikalı işçi var iken, sendika çok etkili bir sivil toplum örgütü iken, sendikaların sosyal ve hatta siyasi çalkantılarda (artısıyla/eksisiyle) söyleyecek sözü var iken 2013 yılında sadece 900 bin civarında sendikalı işçiyle karşılaşıyoruz, inanılmaz bir emek sömürüsü, taşeron şirket/işçi modası ama ortada hak arayacak sendika ağası yok.
Fırsat bulur yazarsanız anayasanın 52. maddesi, 2821 sayılı (mülga) Sendikalar Kanunu’nun 47. maddesi, Başbakanlık Teşkilat Kanunu’nun 20. maddesindeki (işçi sendikalarında denetim yapma yetkisi veren) bir kelime neden yürürlükten kaldırılmıştır, hadi kaldırıldı yeni Sendikalar Kanununda sendikal yolsuzluk iddialarını devlet erkine denetletmemenin sonucu nedir? gibi konuları kamuoyunun gündemine getirebilirseniz hizmet etmiş olursunuz.

X