"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Affan‘la röportaj

Ayşe ARMAN

Gazeteler kolumun altında, evden çıkıp Bebek Kahve‘ye yürüyorum. Ben kendimi orada hep iyi hissediyorum. Bazen şükretmeyi unuttuğumu fark ediyorum. İyi ki Bebek‘te yaşıyorum. İyi ki kahve var. Büyük ıhlamurumu söylüyorum. Sunay Hanım‘ın böreklerinden yiyorum. Affan her zamanki gibi orada. Benimle dalgasını geçiyor. Affan? O kadar uzun zamandır tanıyorum ki, ilk ne zaman tanıştık, hatırlamıyorum. Sonra birden, bu çok sevdiğim mekanın ‘özgeçmişi‘ni de bilmediğimi fark ediyorum. Aptal Ayşe....

* * *

Baksana Affan diyorum, esas patron kim burada?

En muzip haliyle:

- Amcam! Sana gelmez 72 yaşında ama ben 32‘yim diyor.

‘‘Alçak’’ diyorum, ‘‘Hadi anlat, tam bilmiyorum buranın hikayesini.’’

- Ne o yazacak mısın? Yoksa bize bir kıyak mı yapacaksın? diyor.

Alenen alay ediyor.

- Akşam yemekte anlatmayı tercih ederim! Ama madem ısrar ediyorsun diyor, ‘Bir büyük adaaa‘ diye bağırıyor, sandalyesini çekiyor ve anlatmaya başlıyor:

- Evvelden balıkçıların barınağıymış. Yani 1923‘den daha eski. Sahibi İstirati Laden. Bir Rum beyefendi. O zamanlar sebze, zerzevat karşıdan gelirmiş, tekneler mallarını burada indirirmiş. Hikayenin burasında, dedem Ali Osman Atahan devreye giriyor.

Yani İstirati Laden‘den, kahveyi, deden kiralıyor?

- Evet, sonra da satın alıyor. 60 yıldır bizde burası. Yabancı kimseyi almadık aramıza. Hep kardeşler çalıştı. Önce amcam ve babam, şimdi de biz iki kuzen götürüyoruz işi. Selahattin‘le ben.

Üçüncü kuşak olarak burayı ‘cafe‘ yapma niyetiniz filan yok değil mi, olur ya?

- Allah korusun! Böyle kahve olarak kalsın. Zaten ne mühendisler, ne doktorlar istedi de vermedik kızımızı.

O ne demek?

- Kırk kişi istedi! Mc Donalds, Sultan Ahmet Köftecisi, hatta çeşitli bankalar. İyi de para vereceklerdi. Ama bu haliyle korumak istiyoruz. Bebek bile, eski Bebek olmaktan çıktı; anasını satayım artık Bankalar Caddesi! Bari kahvesi, kahve olarak kalsın! Hem ben nostalji seven adamım, sandalyeleri bile değiştirmiyorum. Yeniköy‘de güzel bir kahve vardı, denizin kenarında, hamle yapacağız dediler, bok ettiler, bütün dokusunu bozdular. İstemem, istemem! Burası böyle güzel.

Sıkı tabii İstanbul‘un nabzını tutan bir kahveye sahip olmak, değil mi?

- Ne demek istiyorsun? Biz Türkiye‘nin nabzını tutuyoruz. Adnancılar buradan çıktı, Kızıl İmamcılar buradan çıktı. Müşterilerimiz pek bir meşhurdur. Sanatçılar, yazarlar, çizerler, şarkıcılar, mankenler. Sonra tabii motorcular, hafta sonu babaları, köpekçiler, kediciler vesaire vesaire. Ne istersen var. Yani Türkiye‘nin gündemini ve kaderini değiştirenler...

Ama kimsenin gözünün yaşına bakmıyorsun sen!

- Öyle tabii. Meşhurluğuna bakmam, kovarım adamı. Yani kurallara uymazsa...

Biliyorum biliyorum bir dolu kişiyi de kovdun zaten! Söyle neydi buranın kuralları?

- Kızlara tacizkar bakılmayacak, laf maf atılmayacak, sandalyelerin üzerine ayak konulmayacak, hasta oluyorum bunu yapanlara, hesaba itiraz edilmeyecek, yengemin yaptığı böreklerden yenilecek, kışın yapılan salep içilecek, nargile de koymayı düşünüyorum, ne dersin elmalı nargile iyi gitmez mi buraya, nerede kalmıştım, dışarıdan yemek getirilebilir ama içecek getirilmeyecek, kedilere kötü davranılmayacak, hele Nezaket‘e zarar veren olursa kendini ölmüş bilsin, kaldırımda uyuyan üç köpeğimiz (Kurdi, Şefika ve Murtaza) kesinlikle rahat bırakılacak, onlar uyumayı çok seviyor da...

Kahvenin üzerinde iki kat daha var, onlar neyin nesi?

- Bir katı depo olarak kullanıyoruz, ama kahvaltı salonu yapayım diyorum. Bakalım.

En üst kat?

- Orayı karıştırma, orası benim sevgililerimle kaçamak yaptığım kat.

Tamam, tamam. Bir de şu karşıdaki cami var ya, kimbilir sen kaç cenaze namazına tanık olmuşsundur...

- Olmaz mıyım? O camide benim yedi ecdadımın emeği var. Yedi sülalem uğraştı o cami için: Humeynunu Abad Camii. Ağaçlar diktik, çevresini düzenledik. Kıyamet kadar cenazeye tanık oldum ben. Bizde, herkes burada kalkar. Bizim otobüs durağımızdır burası. Son durak! Kefenleme, taşıma, yıkama herşeyi yaparım ben...

Neden?

- Canım neden yapmayayım, adamın cenazesi gelmiş, kimsesi yok, biz de burada kahvedeyiz, insanlık öldü mü, tabii ki gider yardım ederiz.

X