Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Af merakı Ağca’ya yaradı…

Ağca’nın serbest bırakılması kamu oyunun büyük bölümünü rahatsız etti. Ancak biraz dikkat ederseniz, Ağca’nın serbest bırakılmasının başlıca nedeni, sürekli af çıkartmamız. Neden affediyoruz ? Dünyanın neresinde böylesine sık af çıkarılıyor?

M.Ali Ağca’yı İtalya’da hapishanede geçirdiği 20 yıl süresinde üç defa gördüm.

 

Her defasında dikkatimi çeken nokta, Ağca’nın Türkiye’deki gelişmeleri ne kadar yakından izlediği idi. Bana sık sık “Eğer Papa olmasaydı, ben şimdiye kadar dışarı çıkmıştım. İtalya’ da kimse, bir yaralama olayından dolayı bu kadar uzun süre hapiste tutulmaz...Türkiye’ de de benim herhangi bir nedenle hapiste kalmam söz konusu değil” derdi.

 

Doğrusu, bu kadar kesin konuşmasının nedenini bir türlü anlayamamıştım. Demek ki gelişmeleri çok yakından izliyormuş.

 

Şimdi serbest kaldı ve tepki gösteriyoruz.

 

Neden kızıyoruz ?

 

Afları bizler çıkarttık.

 

Hem de bol keseden insanları affettik.

 

Siyasi iktidarlar kendi yandaşlarını koruyabilmek için af tasarısı hazırlarken, medya olarak bizler de sadece seyirci kaldık. Hiç ilgilenmedik. Ne zaman ki af gerçekleşti ve çarpıklıklar ortaya çıktı, o zaman ayaklandık.

 

İş işten geçtikten sonra.

 

Bu kadar fazla af çıkarılırsa, ogünün koşullarında içerde kalanlar kendilerini mağdur görüyor, olaylardan olumsuz etkilenmiş kişilerde adaletin yerine gelmediğini görüp isyan ediyorlar.

 

Artık durmamız gerekmez mi ?

 

Artık af yerine Adalet reformunu düşünme zamanı gelmedi mi ?

 

Çoğumuzu rahatsız eden asıl unsur, Ağca’nın affedilmesi kadar, hapisten çıktığı andan itibaren bazıları tarafından bir kahraman gibi karşılanmasıydı.Düşünebiliyor musunuz, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye tezahürat yapıldı ve neredeyse omuzlarda taşındı.

 

Ağca kimdir?

 

Abdi İpekçi’yi öldüren ve ardından da Papa’yı öldürmeyi amaçlayan, ancak tutturamayıp yaralamakla yetinen bir kişi. Türkiye’ nin böyle bir insanla gurur duyması nasıl düşünülebilir ?

 

Toplumumuzun içinde farklı görüşler bulunabilir. Ancak bunun da bir sınırı olması gerekmez mi?

 

Katillerle gurur duyulabilir mi?

ADALET BAKANLIĞI DOĞRUSU YAPTI

 

Ağca olayında Adalet Bakanlığı doğrusunu yaptı.

 

Serbest bırakılmasının Bakanlıkla hiçbir ilgisi yoktu. Ayrıca, bakanlığın müdahele etmesi de hem doğru olmaz, hem de yetkisi olmadığı bir konuya bulaşırdı.

 

Cemil Çiçek, konuyu Yargıtay’a taşıyarak doğru adım attı. Bırakın, hesaplamayı Adalet mekanizması kendi içinde gerçekleştirsin, biz de öğrenelim.

 

Keşke bütün bu açıklamalar daha zamanlı yapılsaydı da, kamu oyunun kafa karışıklığının daha önceden engellenebilseydi.

                                                            *                    *                    *


AĞCA, İPEKÇİ’Yİ
ÖLDÜREMEDİ...

 

Beni gazeteciliğe başlatan, elimden tutan ve ilk derslerini veren kişi Abdi İpekçi ‘dir.

 

Genç kuşaklar, ne yazık ki Abdi abi’yi tanıyamadılar.

 

O’nun sürekli bir cinayetle ve Ağca ile birlikte anılmasın hep üzülmüşümdür.

 

Oysa İpekçi’ nin anılması için bambaşka nedenler var.

 

Herşeyin başında Demokrasiye inanmış bir insandı. Hem de, Demokrasinin en zor dönemlerinden geçilirken bu inancını sürdürdü. Türkiye’ nin sol-sağ diye ortasından ayrıldığı ve insanların birbirlerini “görüş farkından dolayı” öldürdükleri bir dönemde Demokrasi bayrağını taşıdı. Demokrasinin sadece sözde kalmaması gerektiğini, ne kadar farklı düşünürse düşünsün, herkesin görüşünü açıklama hakkına sahip olduğuna inanırdı.

          

Bizlere de hep bunu öğretti.

 

Diğer öğretisi, uzlaşı aramaktı.

 

Kavga ederek, hakaretleşerek değil, belirli değerleri koruyarak uzlaşmayı denerdi. Uzlaşı peşinde koştuğundan dolayı da, sürekli şekilde eleştirilirdi. Ancak hiçbir zaman küsmedi, bıkmadı. Tam tersine tutumunu sürdürdü.

 

1970’lerin Türkiyesi Abdi İpekçi’yi anlayamadı, onun görüşlerini kaldıramadı.Öldürerek susturulabilineceği sanıldı. Oysa İpekçi’nin ortaya attığı fikirler yeşermişti.Bugünlerde hala İpekçi efsanesinde söz ediyorsak, onun duruşunu benimsediğimiz dolayı sürdürüyoruz.

 

Ağca, İpekçi’yi öldüremedi.

                                                *                    *                    *

FEDERASYON SEÇİMİ ERTELENMELİ...

 

Futbol Federasyonu seçimi tam bir karmaşaya dönüştü.

 

İstediği kadar reddetsin, siyaset bu seçime elini attı ve daha şimdiden yeni Başkan’ın kendinden yana olduğu izlenimini yarattı. Belki hiç ilgisi yok, ancak kamu oyundaki izlenim bu şekilde.

 

Ulusoy’un ne yolsuzluğu varmışta Başkanlığa gelmesi engelleniyor, bunu da tam anlamıyla anlayabilmiş değiliz.Eğer böylesine önemli bir durum var ise, neden şimdiye kadar yargıya verilmedi ? Neden gereken yapılmadı da, bugün beklendi ?

 

Çoğumuzu meraklandıran diğer bir konu da, Kulüpler’in bu gelişmeleri seyrediş şekli.

 

Seçimi yapacak olanlar Kulüpler. Ancak bakıyoruz, Kulüp Başkanları hiç oralı olmuyorlar. Daha da kötüsü, Bakanlığın işin içine girip seçimlere karışmasından, sanki memnun oluyorlarmış gibi bir hava içindeler.

 

Beyler neden seyirci kalıyorsunuz ?

 

Neden yetkilerinizi Bakanlıkla paylaşıyorsunuz ?

 

Eğer Ulusoy’u istiyorsanız, erkekçe ortaya çıkın ve konuşun.

 

Ulusoy’u istemiyorsanız, o zaman diğer adaydan yana ağırlığınızı koyun.

Bakanlığın bilip, sizin bilmediğiniz birşey mi var ?

 

O zaman neden susuyorsunuz ?

 

Neden boyun eğiyorsunuz ?

 

Gelinilen noktada yapılması gereken en doğru iş, bu seçimlerin ertelenmesi olur.

 

Bırakın Bıçakçı devam etsin.

 

Sizler de yeniden bir değerlendirme yapın ve ona göre bir karar alın.

X