"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Adını keşke ‘Ali ile Ramazan’ koymasalardı

Ellerinde değil. Başka türlüsü mümkün değil.

Yaşayamazlar Ali diye, Ramazan olarak. Bi başlarına olamazlar. Ancak Ali ile Ramazan olunca soluk alıp veriyorlar. Bir çeşit Siyamlı aşıklar. Bir çeşit lanet...
Bu satırlar Perihan Mağden’in Ali ile Ramazan kitabından.
Okuyan bilir, sarsıcı (ki bu kelime bile yetmeyebilir) bir aşk hikayesidir Ali ile Ramazan.
Daha sarsıcı olanı kahramanları gerçektir, yaşamıştır, hikayeleri bir üçüncü sayfa haberinden Mağden’in işçiliğiyle ete kemiğe bürünüp dile düşmüştür.
Şimdi de tiyatro oyunu oldu Ali ile Ramazan. Studio 4 İstanbul adlı tiyatro grubu sayesinde.
Baştan söyleyeyim, ben oyunu sevemedim.
Çünkü kitap aynen uyarlanmamış.
Günümüzden yeni karakterler eklenmiş ve romanın sert özünden/aşk dolu ruhundan fersah fersah uzağa doğru yelken açılmış. Mesaj kaygısı öne çıkmış.
Kitabı yorumlamak elbette hakları. İstediklerini yaparlar. Ama keşke oyunun adını “Ali ile Ramazan” değil, “Ali, Ramazan ve Rüzgar” koysalardı...
Oyundaki en hoş şey ileri-geri kurgusu ve Ali’yi oynayan Nadir Sönmez’in nefes kesen oyunculuğu oldu.
Katlanamadığım şey ise akademisyen karakteri!
Kitabı okumak hâlâ en iyisi. “Ben yine de oyunu görmek isterim, sen bi kenara çekil” diyenler için ise vakti/konumu belirtmek boynumuzun borcu tabii:
Her pazartesi 20.30, Garaj İstanbul.
-MAGAZİN NOTU:
Tiyatrodan hoşlanmayan ve yazılarında bunu sıkça dile getirmiş Perihan Mağden’in oyunu izleyip izlemeyeceği merak ediliyordu. Mağden galaya gelmedi, ama geçenlerde oyunu izlemeye gitmiş.

Marmaray’da git-gel yapanlar

An itibariyle Marmaray’ın isminden/cisminden, hakkında yapılan geyikten, göklere çıkarılmasından ve yerin dibine batırılmasından, kısaca şuyundan buyundan herkese gına gelmiştir diye düşünüyorum (öyleyse varım, diye berbat bir espri parantezi açmak geldi içimden. Mazurlayınız artık).
Yine de insan yazmadan duramıyor.
Çünkü mesele hâlâ seksi.
O zaman madde madde yazıp kurtulayım:
-Marmaray’ın biraz alelacele açıldığı ilk günkü arızalardan ortaya çıktı. Bu kesin bilgi. O halde parlak neonlu “Asrın projesi” tanımlamasının yanına aynı zamanda müstesna bir Ortaç hiti olan “Asrın Hatası”nı da iliştirebiliriz.

KAPTAN NEMO’NUN DENİZALTISI

-Peki sırf ücretsiz diye Marmaray’a Kaptan Nemo’nun denizaltısı muamelesi yapıp denizin dibinde sürekli git-gel yapan yolculara ne demeli?
Nasıl bir seyahat fantezisidir bu?

SAKİN OLMAK

-Projede çalışmış test mühendisinin elektrik kesintisi sonrası insanların yürümeye başlamasıyla ilgili, “Elektrik o anda gelmiş olsaydı herkes yüksek akıma kapılırdı” açıklamasındaki dehşeti fark etmek için illa hükümet muhalifi olmak gerekmiyor. Biraz sakin olup düşünebilmek yeterli.

BİZE BİR ŞEY OLMAZ

-Şunu da söylemeli: “Bize bir şey olmaz” adlı şuursuz duygu fırtınasıyla savrulup duran, en baştaki otoritenin bile nükleer santral kazasıyla uçak kazasını bir tutabildiği bu topraklarda kimse mühendis sözüne filan kulak asmaz. “Bize bir şey olmaz” der durur, “Bize bir şey olmaz bebeğim.”

Serdar Ortaç’ı kovalayan hayalet

Tabii ki Ahmet Kaya’dan başkası değil.
Manisa’daki son olaylı konserde yine Ahmet Kaya çıktı karşısına Serdar Ortaç’ın.
Birileri yıllar önceki Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreni gecesinde yaşananlara atfen sahneye taş atmaya başladı.
Ellerinde Ahmet Kaya fotoğrafları eşliğinde...
Yapılan asla hoş değil.
Bu Kill Bill halet-i ruhiyesinden vazgeçilmesi gerekiyor.
Geçmişte yapılanın aynısını ve hatta daha fazlasını misliyle karşı tarafa çektirmek olmamalı mesele.
Bu noktada Serdar Ortaç’ın da onca özrün ve en son Twitter hesabından yaptığı “hepimiz insanız, hepimiz hata yapabiliyoruz” diye devam eden resmi açıklamasının samimiyetine karşı tarafı inandırması lazım.
O samimiyet karşı tarafa bir türlü geçmiyor olabilir mi?

X