Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Adım doğru yeter ki Bakü’yü kırmayın

Türkiye ile Ermenistan arasında imzalanan “sözleşme” veya ”ön anlaşma”, kim ne derse desin son derece doğru bir adımdır.

Eğer böylesine bir süreç başlatılmamış olsaydı, Türkiye hızla elindeki kozları kaybedecek ve Soykırım suçlaması kapısını çalacaktı.

 

Soykırım olmadığına inanalım, hatta bunu kendimize ispatlayalım, yine de uluslararası gerçekler bambaşka.  

 

Ankara şimdi akıllı bir adım attı. Anlaşma paketinin içine Azerileri de kattı ve Karabağ sorunu ile, Ermenistan sınırının açılması ve ilişkilerin normalleştirilmesini koydu. İkisibirlikte yürüyecek. Paketin bir bölümü tamamlanırsa, öbür kısmının bitmesi beklenecek.

 

Bunun başarılı biçimde sonuçlanması ve kaş yapayım derken göz çıkarmadan sürdürülebilmesinin en önemli koşulu, atılacak adımlarda Azeri kardeşlerimizle birlikte hareket etmektir. Bakü ne kadar çok bilgilendirilebilir Aliyev  yönetimine ne kadarşeffaf davranılabilirse, sonuç o kadar sorunsuz çıkacaktır.

 

Asıl beceri budur...

EN HAS GENÇLERDEN 32.GÜN’E ÖDÜL...

 

Has Üniversitesi öğrencilerinin bu yılki ödül yağmurlarından bizde nasibimizi aldık. 32.GÜN en iyi tartışma-aktüalite programı seçildi.

 

Rıdvan Akar ile birlikte büyük keyif duyduk ve gençlerle kucaklaştık.

 

Has Üniversitesi sanki müze içinde eğitim veren bir ortam. Öğrencileri de bu ortama uygun insanlar. Yöneticisinden, kapıdaki güvenliğine kadar herkes pırıl pırıl, aydınlık suratlar ve geleceğin Türkiye’sini temsil eden bir ekip.

 

Hepsine teşekkür borçluyuz.

“BAKALIM, BU İŞİ BECEREBİLECEK MİSİNİZ?”

 

Son haftalarda Uluslararası Para Fonu (IMF) yetkilileriyle temas eden Türkler son derece önemli bir uyarı ile karşı karşıya kalıyorlar.

 

IMF, AKP’nin son derece önemli bir testten geçtiğine inanıyor. 2001 krizi sonrasında, özellikle 2003’ten itibaren Türk iktidarlarının uyguladıkları politikaların ne oranda “beceri”, ne oranda “şans”olduğu sorgulanıyor.

 

2003’ten itibaren AKP, 2007’ye kadar çok başarılı bir ekonomik performans gösterdi. acaba bunu son derece yetenekli bürokratlar ve yerinde kararlar alarak mı, yoksa her şey iyi gitti de ondan dolayı mı başardı?” diyen IMF yetkilileri şu soruyu soruyorlar:

 

...2003’ten itibaren dünya’da büyük bir para bolluğu vardı. Rüzgarlar, Türkiye gibi ülkelerin lehine esiyor, ne satarsanız alınıyor, istemeseniz dahi cebinize zorla para koyuluyordu. AKP iktidarı işte böyle bir ortamda ekonomiyi büyüttü. Bugün ise durum tam tersine gelişiyor. Rüzgarlar Türkiye gibi ülkelerin aleyhine esiyor. Para olmadığı gibi, krediler geri çağrılıyor. Özelleştirmeler de durdu. Şimdi durum daha iyi anlaşılacak. 2003-2007 arasındaki başarı AKP’nin başarısı mıydı, yoksa şans mıydı? Eğer beceri idiyse, Türkiye şimdilerde aynı beceriyi sergileyebilmeli. O zaman da kriz teğet geçebilir. Eğer eski performans şans idiyse, durum çok zorlaşacak demektir.”

 

İlginç bir saptama değil mi?

MISIR BAŞKONSOLOSLUĞU NİHAYET KURTULUYOR...

          

Yıllardan beri,Bebek’ten her geçişimde içim titrerdi. Boğazın üstünde, Mısır Başkonsolosluğunun dökülen binası hepimizi üzerdi. Öylesine güzel bir binaydı ki, öylesine muhteşem bir yerde duruyordu ki ve öylesine kötü durumdaydı ki, insanın içi kararırdı.

          

Mısır hükümeti nihayet elini attı ve nefis bir restorasyon çalışmasına başladılar. İstanbul boğazının incisi yeniden doğacak.

          

Aslında ben Mısırlıların yerinde olsam, bu binayı ya müzeye dönüştürüp turizme açar veya kiralardım. Oradan elde edecekleri kira ile, sadece İstanbul’daki mükellef yeni bir Başkonsolosluk yerine geçmekle kalmazlar, Ankara’daki sefaretlerinin masrafını dahi çıkarabilirler.

          

Ne yazık ki, onlar da bizim gibi “zarar etsek dahi önemli değil. Kiralamak koskoca devleti küçük düşürür” diyecekler ve nefis bir geliri denize atacaklar. Bu yazıyı Devlet Başkanı Mübarek görse eminim emir verir, ancak Posta okuyucusu olmadığı için (!) ne yazık ki, göremeyecek.

GÖKSU DERESİ BALIKÇILARI AYAKTA

 

Anadolu Hisarı semt sakinleri son günlerde çok dertli.. Sit alanı olduğunu iddia ettikleri Tarihi Göksu Deresi kenarında halka açık olması gereken arazide bir inşaat yapılıyor. Önce arazi telle çevrilmiş ve halkın kullanımına kapatılmış. Ardından dozer ve vinçlerle arazide inşaat başlamış. Marina yapılacağını duymuşlar. Tabii böyle olunca yıllardan beri dere kenarına teknelerini bağlayan balıkçılar müthiş bir kayba uğrayacaklar.  Bu duruma tepki gösteren tekne sahipleri, inşaat şirketinin yetkilileriyle görüşmüş ancak sonuç alamamışlar.Ardından imza toplayıp Kültür ve Turizm BakanlığıTabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü’ne, İstanbul Valiliği’ne, Beykoz Belediyesi’ne ve Boğaziçiİmar Müdürlüğü’ne yanikonuyla ilgili tüm taraflara çalışmaların durdurulması için başvuruda bulunmuşlar. Yapılan uygulamanın Kıyı kanunu ve yönetmelik hükümlerine aykırı olduğunu söylüyorlar veGöksu Deresi kıyılarının eski haline getirilmesi için gereğinin yapılmasını istiyorlar. Çok dertliler. Üstelik seslerini de kimselere duyuramıyorlar.

NİHAYET, OKULLARI KIŞLA OLMAKTAN KURTARDIK...   

Ne kadar sevindim bilemezsiniz.

          

Bütün çocukluğum ,sanki askeri kışlada yaşıyor muşum gibi geçmişti.

          

İlk okuldan başlayarak, lise sonuna kadar, her Pazartesi sabahı ve Cumartesi öğle vakti, aynı komutları duyardık.

- Dikaaat. Hazırol.Rahat...

- Türküm doğruyum çalışkanım...

- Uygun adım marş marş...

 

Düşünebiliyor musunuz, o küçücük beyinlere bu komutlar işleniyordu. O dönemlerde bunun bir askeri kışla komutu olduğunu anlayamıyorduk. Zaman içinde anladık, ancak iş işten geçmişti.

 

Daha birkaç yıl öncesine kadar da, aynı sesleri duyuyordum.

 

Pazartesi sabahları okulların yanından geçerken, yine aynı komutlarla karşılaşıyor ve içim sızlıyordu.

 

27 Mayıs ihtilalinden sonra 1964’teki yönetmelikle, öğrencilerin asker disiplinine sokulması başlamıştı. Bugüne kadar da sürdürüldü. Kimseler çıkıp itiraz edemedi. Askerler ne der?” korkusu Milli Eğitimin elini kolunu bağlıyordu.

 

Sonunda oldu.

          

Sonunda bu hükümet doğru adımı attı ve yönetmeliği değiştirdi.

 

Bravo...

 

Milli Eğitim Bakanını çok eleştiririz. Ancak bu defa da tebrik etmemiz gerekir. Zira gerçekten de doğrusunu yaptı.

ATATÜRK DE BİR İNSAN

 

Prof.Dr. Çetin Yetkin’in Gürer Yayınlarından çıkardığı kitabının hem kapağındaki bu resme, hem de içeriğine bayıldım. Atatürk’ü bir insan olarak anlatan, zaafları,merakları ve tutkularıyla önümüze koyan çok hoş bir çalışma.

 

Akçura'nın derin devlet hikayeleri


Belma Akçura
Milliyet Gazetesi Haber Araştırma Servisinin bence en çalışkan ve üretken muhabiri. Araştırmalarını sadece gazete çerçevesinde tutmuyor, kitaplaştırıyor.

 

Susurluk (96), Şemdinli (05) ve Ergenekon (07) olaylarını “Derin Devlet, oldu Devlet” adı altında topladı. New Age Yayınları tarafından piyasaya verilen diğer bir Araştırma kitabı da

Ağca’nın Derin İlişkileri” Abdi İpekçi suikastinin aktörlerinin anlattıklarındanolşuturulmuş çok güzel bir kitap. Akçura’nın adını bir kenara yazın. Bu isim daha çok duyacağız.

 

Öteki Kürtler

 

Orion, çok ilginç bir kitap çıkardı.

 

Eyüp Demir’in adı, Kürt sorununu izleyenler tarafından çok iyi bilinir. Kürtlerin farklı düşüncelerini öğrenmek istiyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun. Hepimiz Kürtleri, tek görüşlü bir kesim sanırız. Oysa olanlarında öylesine farklar vardır ki, “Öteki Kürtleri” okuyunca çok daha iyi anlayacaksınız.

X