Gündem Haberleri

    Adaletin zirvesinde tartışma

    Hürriyet Haber
    06.09.2005 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Yeni adli yılın açılışında Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın açıklamaları, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç'ı kızdırdı.Yargıtay Başkanı Osman Arslan, "Anayasa Mahkemesi'nin üstün statü kazanmak istediğini ve Yüce Divan gibi yetkilerini devretmesi gerektiğini söyledi.Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın Anayasa Mahkemesi'ne yönelik sözlerini “Anayasa Mahkemesi'ne yapılmış bir saldırı” olarak nitelediğini söyledi. Kılıç, Arslan'ın Yüce Divan'da yargılama sürerken yaptığı açıklamaları “talihsizlik” olarak niteledi. Yargıtay Başkanı Osman Arslan Adli Yıl'ın başlaması nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmada   “Anayasa Mahkemesi'nde görev yapan başkan ve üyelerin bağımsız, tarafsız ve teminatlı oldukları ve yargılamanın açık yapıldığı tartışmasızdır. Ancak, ceza yargılaması ve adil yargılama için öngörülen temel koşullar, Anayasa Mahkemesi'nde bulunmamaktadır" dedi. Arslan sözlerini şöyle sürdürdü: "Yüce Divan, ceza yargılaması yapan bir mahkemedir. Anayasa Mahkemesi'nin üyelerinin tamamı hukukçu olmadığı gibi hukukçu olanların tamamı da cezacı değildir. Hukukçu olmayan üyelerin ceza yargılaması yapması, adil yargılanma hakkına açıkça aykırıdır."Yüce Divan da Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre yargılama yapacak, ceza hukuku uyarınca sübut, niteleme, değerlendirme ve ferdileştirme yapacaktır" diye konuşan Arslan şöyle devam etti:  "Ceza hakimliği bir meslek olup, bilgi birikimi ve deneyim gerektirir. Bu bir uzmanlık işidir. Yargıtay'dan seçilen üyelerin hukukçu olması halinde, Askeri Yargıtay'dan seçilen üye dışında, Anayasa Mahkemesi'nde cezacı üye olmayabilir. Ceza usulü ve ceza öğrenimi ve eğitimi görmeyen, ceza uygulaması yapmayan ve bu konuda deneyimi bulunmayan kişilerin, ceza yargılaması yapması hukukun evrensel kurallarına aykırı olduğu gibi insan haklarına da aykırıdır.”ADLİ YARGILAMA  GEREKLİAnayasa Mahkemesi tarafından yapılan ceza yargılamasının tek dereceli olduğuna ve mahkemece kesin karar verildiğine dikkati çeken Osman Arslan, “Adil yargılanma hakkı için ceza yargılamasının en az 2 kademeli olması gerekir” dedi. Yargılama sürecinde verilebilecek tutuklama ve el koyma gibi kararlara karşı başvurulacak kanun yolu bulunmadığına işaret eden Arslan, nihai kararlara karşı da temyiz yolu olmadığını kaydetti.    BAKANLAR VE MÜSTEŞARLAR TUĞCU: ZAMANI GELİNCE YANITLAYACAĞIZ Yapılan eleştirilerle ilgili olarak ise Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu ise “Doğal bir şey. Zamanı gelince yanıtlayacağız. Şimdi söyleyecek bir şey yok” yanıtını verdi. KILIÇ: TALİHSİZLİKAnayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın Anayasa Mahkemesi'ne yönelik sözlerini “Anayasa Mahkemesi'ne yapılmış bir saldırı” olarak nitelediğini söyledi. Kılıç, Arslan'ın Yüce Divan'da yargılama sürerken yaptığı açıklamaları “talihsizlik” olarak niteledi. Kılıç, “Herkesin olduğu gibi sayın başkanın da düşüncelerini açıklama ve ifade etme özgürlüğü vardır. Yüce Divan konusunun çok yoğun bir şekilde devam ettiği bir süreçte Sayın Yargıtay Başkanı'nın, sanıkların belki de güvenini, olası bir ihtimalle güvenini sarsıcı birtakım açıklamalarda bulunmalarını çok talihsiz ve sorumsuz bir konuşma olarak niteliyorum. Bu konuşmayı Anayasa Mahkemesi'ne yapılmış bir saldırı olarak niteliyorum ve bunun cevabı da kurumumuz tarafından verilecektir” dedi. SON AÇIKLAMAAnayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan akşam saatlerinde yapılan açıklamada, Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın bugünkü açıklamaları “talihsiz bir açıklama olarak değerlendirildiği” belirtilerek, “Anayasa'nın 148. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi Yüce Divan sıfatıyla görevini yürütmekte iken Yargıtay Başkanı'nın adil yargılanma hakkı konusunda kamuoyunda kuşku yaratacak biçimde beyanda bulunması temsil ettiği makamın ağırlığı ve sorumluluğuyla bağdaştırılamamıştır” denildi.      Bir bakan ile müsteşarın aynı suçu işlemeleri halinde bakanın Anayasa Mahkemesi'nde uzman olmayan kişiler tarafından ve tek kademeli olarak, müsteşarın ise işlevi ceza yargılaması yapmak olan Yargıtay Ceza Dairesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nda 2 kademeli olarak yargılanacaklarını belirten Arslan, bakan ile müsteşarının işlediği suçlarda, bağlantının varlığının kabulünün zorunlu olduğunu kaydetti.Günümüzdeki uygulamaya göre, bakanların Anayasa Mahkemesi'nde, müsteşarların ise Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nde yargılandıklarını, birleştirme isteminin Anayasa Mahkemesi tarafından kabul edilmediğini, yargılamaların ayrı ayrı sürdürüldüğünü anlatan Arslan, şöyle konuştu: “Bu uygulamanın doğal sonucu olarak da Anayasa Mahkemesi'nde yargılananların Yargıtay'da tanık, Yargıtay'da sanık olarak yargılananların ise Anayasa Mahkemesi'nde tanık sıfatıyla dinlenmektedir. Mahkemelere göre kişilerin sıfatı değişmektedir. Böyle bir uygulamanın hukuk düzeni ile bağdaştırılması da mümkün değildir. Uzman ceza hukukçularından oluşan yargı mercilerinde yargılanmanın, yargılananlar için güvence oluşturduğu açık bir gerçektir.”Yüksek bürokratların görevlerinden kaynaklanan suçlara ilişkin davaların, ilk derece ve temyiz olmak üzere iki kademeli biçimde Yargıtay'da yapıldığını belirten Arslan, diğer devlet memurları ile kamu görevlilerine, görevlerinden dolayı verilen ceza kararlarının temyiz incelemesinin de Yargıtay'da yapıldığını hatırlattı.Yargıtay'da, 2004 yılında yüksek bürokratlarla ilgili ilk derece mahkemesi olarak 73 davaya bakıldığını, diğer kamu görevlileriyle ilgili de 60 dosyanın temyiz incelemesinin yapıldığını bildiren Arslan, Anayasa Mahkemesi'nin ise 43 yılda 12 davaya baktığını kaydetti.Yargıtay Başkanı Osman Arslan, sözlerini şöyle sürdürdü:“Anayasa Mahkemesi, bazılarının ileri sürdüğü gibi görev suçlarına bakmakta uzman ise tüm kamu görevlilerinin görevlerinden kaynaklanan suçlarına bakmak görevi Anayasa Mahkemesi'ne verilmeli, kamu görevlileri yönünden ayrıcalık yapılmamalıdır. Zira Anayasa Mahkemesi'nin uzman olarak kabulü, Yargıtay'ın uzman olmadığının kabulü anlamına gelir. Böyle bir yorum Yargıtay'ın yıllardır sürdürdüğü uygulamanın adil olmadığı sonucunu doğurur ve Yargıtay kararlarını tartışmalı hale getirir. Aksi halde, ayrım yapılmaksızın, görevden kaynaklanan tüm davalara bakmak görevi, Yargıtay'a verilmelidir.”Yüce Divan'da yargılanmaları öngörülen Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, Anayasa Mahkemesi başkan ve üyeleri ile diğer yüksek mahkemelerin başkan ve üyelerinin, kişisel suçlarından ve özel hukuktan kaynaklanan davalarına bakmak görevinin, Yargıtay'a ait olduğunu bildiren Arslan, kişisel suçlarından dolayı bu kişileri yargılayan Yargıtay'ın, görevlerinden doğan suçlardan dolayı yargılayamamasının, belirli kişiler yönünden görev suçu-kişisel suç ayrımı yapılmasının, haklı ve inandırıcı gerekçesi bulunmadığını kaydetti.    “KURULUŞ AMACI, ANAYASA YARGISI”    Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş amacının, anayasa yargısı olduğunu, işlevinin de anayasa yargısı ile sınırlı olması gerektiğini savunan Arslan, Yüce Divan'ın, Anayasa Mahkemesi'nde kalmasını isteyenlerin, bunun hukuki gerekçelerini de ortaya koymalarının zorunlu olduğunu söyledi. Arslan, Yüce Divan yetkisinin daha önce Anayasa Mahkemesi'ne verilmiş olmasının, bu yanlışlığın sürdürülmesine gerekçe olamayacağını kaydetti.Yüce Divan tarafından yapılan işin, ceza yargılaması olduğunu savunan Osman Arslan, bu yargılamanın adli yargının temel görevi olduğunu söyledi. Arslan, bağımsız ve tarafsız yargı ilkesinin yaşama geçirilebilmesi ve hakim teminatının sağlanabilmesi için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısının yeniden düzenlenmesi gerektiğini anlattı.   SİYASİ PARTİLER    Arslan, siyasi partilerin tüzel kişiliği olan kuruluşlar olduklarını, siyasi partilerin kapatılması ile ilgili davaların da adli yargı davaları olduğunu kaydetti. Anayasa'nın 69. maddesi değiştirilerek siyasi partilerle ilgili davalara bakma görevinin, Yargıtay'a verilmesi gerektiğini ifade eden Arslan, şunları söyledi:“Siyasi partiler tüzel kişiliği olan kuruluşlardır. Siyasi partilerin kapatılması ile ilgili davalar adli yargı davalarıdır. 1961 Anayasası yürürlüğe girdiği tarihe kadar bu davalara Yargıtay'da bakılmıştır. Tüzel kişi olan dernekler, vakıflar ve sendikalar ile ilgili davalara adli yargı ve Yargıtay'da bakılmaktadır. Bu tür davalar ceza ve hukuk niteliği ve karışımı olan davalardır. Siyasi partiler ile ilgili davalarda da iki dereceli yargılama, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Bu davalara Yargıtay'da ilk derece mahkemesi olarak bakılmalı, temyiz incelemesi Hukuk Genel Kurulu'nda yapılmalıdır. Adil yargılanma hakkının işlerlik kazanması bu doğrultudaki değişimi gerekli kılmaktadır.”       ANAYASA MAHKEMESİ TASLAĞI    Arslan, Anayasa Mahkemesi'nce, Anayasa'nın yargı bölümü ile ilgili hazırladığı taslağa da konuşmasında değinerek, şöyle devam etti:“Anayasa Mahkemesi tarafından hazırlanan taslak, Yargıtay ile diğer yüksek mahkemelere verilmemiş ve özellikle görüşmeler gizli yürütülmüştür. Yargıtay'ca elde edilen taslak, incelenip değerlendirilerek oluşturulan Yargıtay görüşü Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Sayın Başbakan, Sayın Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, Sayın Adalet Bakanı, Sayın Anayasa Komisyonu Başkanı ve Sayın Adalet Komisyonu Başkanı'na 2004 yılı Mart ayında Yargıtay Başkanı ve başkanvekilleri tarafından verilmiştir. Yargıtay'ın görüşü, Yargıtay tarafından kamuoyuna açıklanmadığı halde Anayasa Mahkemesi'nin o tarihteki başkanı ile bazı üyeleri, Yargıtay görüşünü doğrudan veya dolaylı şekilde açıklayarak Yargıtay'ı 'bilgi yetersizliği ve duygusal' olmakla suçlamışlardır.”    “KONU, KAVGA, ÇATIŞMA VE ÇEKİŞME OLARAK SUNULMAMALI”    Yargıtay'ın konunun yetkili kişi ve kurumlar tarafından bilimsel ortamda tartışılması görüşüyle suskun kaldığını belirten Arslan, şöyle konuştu:“Konu, kamuoyuna 'yüksek mahkemeler arasında kavga, çatışma ve çekişme' olarak sunulmamalı. Ön yargıdan uzak yorum ve değerlendirmeler yapılmalıdır. Yargıtay tarafından ileri sürülen görüşler, soyut sözlerle geçiştirilmemeli; hukuki, bilimsel, mantıklı ve inandırıcı gerekçelerle karşılanmalıdır.”Arslan, taslakta yer alan, “Anayasa Mahkemesi üye sayısının artırılması, yedek üyeliğin kaldırılması ve meclisin üye seçmesi, üyelerin 12 yıllığına seçilmesi, üyelerin emeklilik yaşının 67'ye çıkarılması, yüksek mahkemeye bireysel başvuru hakkı” konularına değinerek, Yargıtay'ın bu konulardaki görüşlerini aktardı.Anayasa Mahkemesi'ne TBMM tarafından üye seçilmesinin, mahkemenin siyasallaşması ve tartışmalara neden olması sonucunu doğuracağını savunan Yargıtay Başkanı Arslan, batılı bazı ülkelerde varolan bu uygulamanın Türkiye'de olumlu sonuç vermediğinin bilindiğini söyledi. Her toplumun ortamının, yapısının ve koşullarının değişik olduğuna işaret eden Arslan, “Meclisin üye seçmesi halinde, koalisyon hükümetleri döneminde aylarca seçimlerin yapılamadığı, adayların siyasi partilerin genel merkezleri ile mecliste kulis faaliyetlerinde bulundukları hafızalarda yerini korumaktadır” dedi.Arslan, Anayasa Mahkemesi üyeliğinin bir meslek olmadığını, bu nedenle üyeliğin süre ile sınırlı olması gerektiğini savundu. Hakimlerin emeklilik yaşının 65 olarak sınırlandırıldığını, Anayasa Mahkemesi'ne ayrıcalık tanınarak yaş sınırlamasının 67'ye çıkarılmasının gerçekçi olmadığını anlatan Arslan, “Günümüzde emeklilik yaşının kamu görevlileri yönünden indirilmesi gündemde olup tartışma konusu yapılırken, hakimlerde yaş haddinin yükseltilmesi doğru bulunmamaktadır” dedi.
    Etiketler:

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı